ALTIN 504,34
DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
BIST 1,1649
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Sağanak Yağışlı

Şapkasız Çıkmam Abi | Nermin Akkan

09.05.2020
301
A+
A-
Şapkasız Çıkmam Abi | Nermin Akkan

“Yılların hızına yetişemiyorum” deriz her zaman. Oysa küçük bir fısıltı, minik bir dokunuş yıllarca geriye götürür bizi iki nefes arasında.
Benim için özel bir konumu olan arkadaşımın küçük bir espirisi yılların gerisine uçurduğu gibi beni.
Hayatımın harcı doğanın kucağında karıldı benim.Koyunların kuzuların arasında, köpeklerle aynı kemiği kapışma noktasında bibirimizi ısırmadan doğanın aheginde uyum içinde büyüdüm. Isı farkını tolore edişimde bile dişlerimin arasında hâlâ tadını aldığım meşe yapraklarının payı vardır.
O yüzdendir algılayamayışım hâlâ girmediğim kümese tüyümü bırakmaları tilkilerin. Olmadığım kavgada tırnak izime raslamaları şer odaklarının.
Ruhumun en dingin olduğu zamanlar ise at sırtında uçtuğum zamanlardı. Eğerli atlardan oldum olası hoşlanmazdım hiç. İstediğim anda, gözüme kestirdiğim boyumca çimenlere geldiği zamanda “hoop” aşağıya atlamam gerekirdi çünkü. At eğerli olunca ayagını çekeceksin üzengiden, pozisyon değistireceksin, gemi gevşeteceksin, bir sürü merasim yani! Oysa ben anında akmalıydım yere dertemeden yara bere.
Rahmetli dedem hep uyarırdı beni “eyersiz atlara binme, düşeceksin, kör topal kalacaksın kimse almayacak seni” diye korkusunu dile getirirdi ama nafile.
Bayılırdım tırısa geçmiş atın sırtından kırağı belenmiş çimenlere akmaya. Soğuğun tenimdeki kavgasına ıslıkla tempo tutardım hoplaya zıplaya.
Yayla evlerini bilen bilir.
Mertekler, biribirinin üstüne bindirilerek yapılır ve aralarında oluşan boşluklardan göğü izlersiniz. Ayı, yıldızları, bulutların dansını, büyülü bir bahçeye girmiş gibi mest olarak seyredersiniz.
Ben de yayla gecelerinin bu egzotik seremonisinde uykunun koynuna belenirdim ki anne özlemim de bir nebze geceye ağardı böylece.
Geceleri çobanların ıslık sesleri hâla dudaklarımın en lezzetli şekerlemesidir. Yolda, evde, ellerim ceplerimde bir ıslık tutturmuşsam eğer, bilinki yaylaya gitmişimdir kaşla göz arasında.
Geçen gün bir arkadaşımın düzenlediği şiir etkinliğinin ilk gecesine götürmek üzere çiçek aldım parayı uzattım. Çiçekçi yüzüne yayılan gülümsemeyle birlikte “istemez” dedi.
Bir an celâllendim ve önyargıyla saldırıya hazırlanmıştım ki “öyle güzel ıslık çalıyorsunuz ki bu çiçekler bizden” dedi.
Meğer çok sevdiğim Ata Barı ıslığımın konuğuymuş bu arada.
Yayla yaşamıma Çoban Sali, yeni bir heyecan katmıştı. Uzun boyu, başındaki görkemli tiftik papağı, kaytan bıyıkları , kirli kara sakalıyla, ufak tefek bir adam olan babama tezat bir güven veriyordu bana ve tabancayla atış talimleri yaptırıyordu gizli gizli.
“Uçun kuşlar uçun sılaya doğru anadan babadan yardan hiç haber yokmu?” diye ıslık çalmaya başlayınca da yastığım sırılsıklam olurdu anne özlemiyle.
Böyle severdim iste ben Sali Abiy’i. Ana yerine, baba yerine, sıla yerine koyardım ve çoğu kere at sırtından omuzlarına ağardım.
Bilirdi çocuksuz hâlamdaki çalıntı çocukluğumun gerekçesini ve şımarmalarıma kucak açardı şefkâtle.
Bir sorunun varlığını hidsederdim de bazen sormaya da çözmeye de aklım zorlandığı için eslerdim hızımla çoğunda. Merak ederdim Sali abi’nin saçlarını ve O, hiç görmediğim saçlarının üstüne beyaz tiftik papak takardı hep .
İçin için kızardım beyaz papağa amma hiç diyemezdim “bunu takma” diye. Oysa dilimin hiç edebi yoktu kendi bildiği doğruda.
Atlar gün içinde meşgul olduklarından sabah erkenden at binerdim ben.
At sırtında uçtuğum sabahardan birinde baktım ki Sali abi koyunları yola hazırlamış, azık torbası sırtında, son kontolleri yapıyor ve beyaz papak hafif yollu sola kayık başında yine.
Birdenbire düşünmeye bile gerek görmeden atın karnına çıplak ayaklarımla bir iki dokunuşta bulundum. Bir iki – üç hoop! Kaydım Sali abi’nin tepesine. Atmaca gibi papağı başından kapıp, tortop olmuş bir vaziyette kendimi yere bıraktım.
Vaveylanın kopuşu Sali Abi’nin “vay anas….. ” diye başlayan ve bitişini duymadığım küfrüyle başladı. Atım az ileride durmuş hengameyi izliyordu. Sali Abi olanı biteni çözmüş ama koyunlarla köpeklerin derdine düştüğü için bana dönemiyordu bile.
Bağırışlara oba halkı panik içinde eşlik edince, ben papağı göğsüme bastırmış pozisyonumu hiç bozmadan alnımdan akan kanın görmemi engellediğini anlayamamanın getirdiği korku eşliğinde “nefvü sığhuğğğ”(kör oldum) diye çığlığı bastım.
Baygınlığım geçtiğinde hâlâmın kucağındaydım ve papak hâlâ benim kucağımdaydı.
Sali abi bir daha papak örtmedi ve genç yaşına rağmen bembeyaz olan saçlarını saklamadı hiç. Utanmadı da bi daha ağasına kaçan karısının orospuluğundan.
Ama ben kadınsı zaafların yükünden arık hiç çıkartmadım Sali Abi’imin papağına öykünük papakları.
ŞAPKASIZ ÇIKMAM ABİ !
NA

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.