Son Otobüs | Zeynep Güneş
Sokakta ıssızlığın sessiz izleri fısıltılar halinde dolaşırken saatine baktı, otobüs gelmek üzereydi. Karşıdan yalpalayarak gelen otobüsün ışıkları gözlerini alarak yanında durdu.
Şoför, günün bütün yorgunluğunu yüzünde toplamış, sarı bıyıklarının altında kaybolmuş dudaklarının arasından tıslayarak “Acele et” dedi. Otobüs bomboştu içini bir ürperti aldı, neyse ki orta kapının önünde oturan yaşlı teyze gözüne çarptı. Kadın yüzüne taktığı değişik gülümseme ile yanınıişaret etti. Çiğdem güvenli bir omuz bulmuş gibi yanındaki boş koltuğa oturdu. Yaşlı kadın sorgulayan meraklı gözlerle Çiğdem’i dürttü. “Hayırdır…Kız başına gecenin bu saatinde nereye gidiyorsun!” Çiğdem şaşırmıştı kim oluyor da sorguluyordu. Kadın, takma dişlerini gıcırdatarak devam etti “Bak kızım üzerine de giymişsin daracık pantolonu, sonra o beni taciz etti bu beni öldürdü diye bas bas bağırırsın yollarda.” Çiğdem oturduğu koltuktan kalktı, koridorun diğer tarafına oturdu. Şoför dikiz aynasından ikisine de sert bakışlar atıyordu ara sıra. Yaşlı kadın titreyen eliyle tuttuğu eşarbı burnuna dayayıp sümkürdü. İçindeki kötülük burnundan eşarbın ucuna oradan dudaklarına yayılarak kelimelere tutunmuş tükürük halinde Çiğdem’e gelmeye devam etti. “Uslanmazsınız, siz uslanmaz! Geçen yıllarda neler geldi başınıza, yakıldınız, vuruldunuz, boğuldunuz, parçalara ayrıldınız, üstünüze beton döktüler!” deyip bütün dünyayı içine alırcasına bir nefes aldı “Yine de uslanmadınız, aklınız başınıza gelmedi.” Çiğdem iyice tedirgin oldu daha üç durak vardı inmesine. Ayağı kalktı, şoförle dikiz aynasındagöz göze geldiler. Öyle öfkeli, öyle ateşli bakıyordu ki başının üstünden gri dumanlar yükseliyordu sanırsın. Aşağıya indiğinde korkmadan yürüyebilse şimdi inecekti otobüsten. Lanetli bir kapanın içinde sıkıştıkça nabzı yükseliyor kalbi ağzından çıkacakmış gibi atıyordu. Kadın haklıydı hep öldürülmüyorlar mıydı sonuçta. Sadece gecenin geç vaktinde çıkmaları bile suçtu bu memlekette diye düşünüp hiç çıkmamış olmayı diledi.
Yaşlı kadının yüzünde yılların oluşturduğu derin oluklara baktı. Kadın ağzının içinde ölümcül sözcükleri toparlıyordu anlaşılan. Çiğdemin gözlerinde yaşlar titremeye başladı, şoförün dik bakışları da eklenince ter, örümcek bacaklarla ensesinden sırtına doğru yürüyordu. Yaşlı kadın gücünü toplamış görünüyordu, ışın kılıcı tutar gibi bastona sarılmış, ayaklanmaya çalışırken, Çiğdem telaşlı bir halde dur butonunu aramaya başladı. Gözünün önünde duran buton kayıplara karışmıştı. Şoför, ani bir fren yaptı, düşecek gibi olan yaşlı kadın, orta direkten tutunarak dikeldi. Derin çizgilerinden pis bir gülüş çizilmişti suratına. Çiğdem kendisini kaçıracaklarından emin bir şekilde arka kapıya doğru koşmaya başladı. Şoför iri yarı adımlarını hızlandırmış yaşlı kadına yetişmişti. Kadının titrek elinden tutup açılan orta kapıya doğru ilerlemesine yardım etti. Elini Çiğdem’e doğru uzattı “Geht es dir gut?” Çiğdem omzunun sarsılmasıyla gözlerini açtı. Yaşlı kadın meraklanmış aynı soruyu soruyordu “Geht es dir gut?”
Çiğdem kötü bir rüyadan uyanmış, bir an yiten belleği yerine gelmişti “İyiyim ben, teşekkürler.” Sonra nerede olduğunu hatırladı “Mir geht es gut, danke.”
Zeynep Güneş