ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Sağanak Yağışlı

Haftanın Hikayesi – Yalnız Uyuyanlar İçin/ Cemil Kavukçu

27.01.2019
527
A+
A-
Haftanın Hikayesi – Yalnız Uyuyanlar İçin/ Cemil Kavukçu

“Denizi kıyıdan izlemek, sandalla balığa çıkmak, şehir hatları vapuruna binmek ya da gemi turlarına katılmak, denize dışarıdan bakmaktır. Tanımak için onun yalnız şirin değil, her türlü yüzünü görmek, içli dışlı olmak gerekir.”

Cemil Kavukçu bir başka kitabında, “Birden, insanın çok iyi bildiği bir sokakta bile kaybolabileceğini anladım.” der.

Can Yayınları, s.42-44

Duygu’nun dudağında hafif bir büklüm oluşuyor. Gülmek gibi, ama değil. Kayıtsızlıkla alayın iç içe geçtiği bir anlam; ya da anlamsızlık. İçindeki şiddet çağrısı, dudakları bu biçimdeyken bu kıvrımları dişlemesi için kışkırtıyor onu. Gözlerini kaldırıp bakıyor Duygu. İri iri ve çok güzeller bugün. Kimi kez küçücük, sönük ve acımasız oluyorlar.

“Nereden bilebilirim ki…”

“Vedat, sen, ben piknik yaptığımız o günü anımsadım. Göl kıyısı çok çarpıcıydı. Ben mangalı yakmaya çalışmış, ama becerememiştim. Etler de iyi pişmemişti. Sen şarap kadehini çok zarif bir biçimde tutuyordun. Vedat, kıra kadeh getirdiğin için alay ederken kayıtsız bir biçimde gülmüştün. Sonra kalkıp göl kıyısına gittin. Ayakların sudaydı. Nilüfer yaprakları kıyı boyunca gölün yüzeyini kaplamıştı. Kurbağalar senfonilerine başlamamıştı daha. Kulaklıkla müzik dinlerken küçük taşlar atıyordun suya. Mutsuz bulmuştum seni. Yanıbaşına koyduğun kadehin yarımdı ve eğreti duruyordu.”

“Yoo, mutsuz değildim, her şey çok güzeldi. Biraz durgundum. Kalıcı bir görüntünün başkişisi gibi duyumsamıştım kendimi. Arada olur. O zaman da aynı şeyler çok önceleri bir kez daha yaşanmış gibi bir duyguya kapılırım. Yıllardır ilk kez o gün dinlendim, biliyor musun? Piknik sonrası, akşamüzeri otomobili bıraktığımız yere doğru yürüdüğümüz yolu unutmayacağım. Sanki birkaç saat önce yürüdüğümüz yol değildi. Değişmiş, gizemli bir görünüm almıştı. Hem haz veriyordu, hem ürperti.”

“Evet, ürperticiydi. Ben aynı duyguları göl kıyısına giderken, o yoldan ilk geçtiğimizde de duymuştum. Ama dönüş daha ürkütücüydü. Piknikçiler gitmişlerdi. Her şey susmuştu. Sen, Vedat’la birlikte önde yürüyordun. Savruk bir görünüşünüz vardı. O anda geri dönüp bana baksaydınız içimdeki büyük çatışmanın yüzüme de yansıdığını görürdünüz. İçimdeki biri, bana çok benzeyen, ama hiç de benzemeyen, aslında benim çok korktuğum biri başkaldırmıştı. Serinleyen hava nedeniyle omuzlarına aldığın hırkanın kolları cansız bir bedenden uzanmış gibi boşlukta sallanıyordu. Vedat otomobilin bagaj kapağını kaldırmış eşyaları yerleştiriyordu. O anda içimdeki başkaldıran ben, bedenimden ayrıldı, gördüm onu; yere eğilip büyükçe bir taş aldı. Bağırmak için ağzımı açtığımda. Hayır, bağıramadım. Vedat bagaja eğilmişti… Taşı bütün gücümle başına… Oysa az önce birlikte bir şarkı mırıldanmıştık ve elini dostça omuzuma koymuştu… Taş başına vurduğunda bir çığlıkla sarsılmıştı orman… Çok kan aktı mı, bilmiyorum, çünkü o an senin gözlerine bakmıştım. Yüzünde tek çizgi oynamıyordu. Acımasız ve kışkırtıcıydın. Orman yine eski sessizliğine bürünmüştü. Ölüm sessizliği. Sonra, kanın yerde yayılışı gibi ağır ve korkunç bir gülüşün dudaklarına yayıldığını gördüm. Ben yine arka koltuktaydım. Otomobil, kimselerin kalmadığı orman yolunda, bırakılmış çöpler, gazete kâğıtları, şişeler, meşrubat kutuları, bira kutuları, pet şişeler arasından hızla yol alıyordu. Oto teybinde yine o müzik çalıyordu. Üçümüz de susuyorduk. Gözlerimi bir an kapasam; benim olmaktan çıkmış yüzümü, bedenimle birlikte titreşen kocaman bir taşı…”

Gözlerine dimdik bakıyor şimdi Duygu. Kaskatı yüzüne uymayan canalıcı bir gülüş var dudaklarında.

“O gün sendeki ‘sen’i ben de gördüm,” diyor, “çünkü onun varlığını duyumsayan bende de bir ‘ben’ var.”

Çay fincanını sehpaya bırakıp kalkıyor, gözlerini kırpmadan kendini izleyen Duygu’nun önünde duruyor. Dizleri üstüne çöküp onun gittikçe anlamsızlaşan yüzünü avuçları arasına alıyor. Sonra ağır ağır o gözlerin karanlık uçurumuna doğru çekildiğini duyumsuyor.

Cadde bomboştu. Arada hızla geçen bir araç sessizliği bozuyordu. Dakikalar önce durağa bir otobüs yanaşmıştı. Belki de son otobüstü.. Bir kişi inmişti; uzun siyah mantolu, siyah süet çizmeli, büklüm büklüm saçlı bir kadın. Emin adımlarla geçmişti caddeyi. Cama alnını dayayıp apartmanın giriş kapısına kadar izlemişti onu. Ama gelmiyordu.

Bardağına kanyak doldurdu. Koltuğa gömülüp gözlerini yumdu.

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.