ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 33°C
Az Bulutlu

Yol Geçen Hanı ve Dinlenme Tesisleri | Hüseyin Evcil

Yol Geçen Hanı ve Dinlenme Tesisleri | Hüseyin Evcil

Halk gerçeği bilirse, vatan daha çok emniyette olur.

Abraham Lincoln

Türkiye Cumhuriyeti topraklarının, yolgeçen hanı olup olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin, yönetilen yöneticiler olup olmadığı, dahası, Türkiye Cumhuriyeti’nin, en başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, dünya egemenlerinin özel çiftliği, güvenli malzeme deposu olup olmadığı gibi sorular…

Gerçek vatanseverlerimiz tarafından, yıllardır hep soruluyor ve soruların yanıtları bulunsa bile, bazı planlar, bazı projeler değişmiyor. Değiştirilemiyor. Anlayan, anlamıştır. Deniz Gezmiş, geçmiş yıllarda, mücadelesi ile canını feda etti.

Irak, Suriye ve şimdi de Afganistan kökenli göçmenlerle, problemli insanlarla muhatap edileceğiz. Buraya gelmemeleri gerekirdi, sınırdan asla içeriye alınmamaları gerekirdi fakat egemenler (Amerika ve Avrupa Birliği), yani günümüz dünyasının sözü geçen patronları, kırmızı telefondan ararlar, rica ederler ise, kapıya dayananların milliyetlerine bakılmıyor, göçmenleri, mültecileri kabul etmemek, onları görmemek, ilgilenmemek gibi bir seçeneği olamıyor yöneticilerin. Elbette burası, yol geçen hanı değildir fakat karar vericiler cephesinde, öyle bir mekan olduğu düşünülüyor öteden beri. Han ve hancı tanımlamasına uygun sipariş işler gönderiliyor uzaklardan (Dayatılıyor).

Ülkemizin sahibiyiz çok şükür, ama sözleşmeli kiracı konumuna getiriliyoruz yavaş yavaş. Konum değişikliği, rota değişikliği, yörünge değişikliği hiç hoş şeyler değil ve geleceğimizle ilgili kaygılarımız çoğalıyor. Birçok sorun, sıkıntı, gerginlik, kendiliğinden başlamıyor, başlamaz. Aklın, mantığın, vicdanın, çiğnenip, ardından bir kenara itilmesiyle başlar.

Ülkemiz, yaklaşık 50 yıldır iyi yönetilemiyor maalesef. Televizyon ekranlarından göçmen haberleri dikkatli ve kısıtlı veriliyor ki toplumdan, bilinçli kesimlerden tepkiler gelmesin diye. Fakat insanlarımız giderek geriliyor, sinirleniyor ve bu konu, çok can sıkıcı, çok sevimsiz bir konu olarak masanın üzerinde, çırılçıplak duruyor.

Sabırla bekliyoruz. Olayı geniş kapsamlı değerlendirmek, çözüm formülü üretmek ve hamleler ancak devletimizin işidir (Görevidir). Türkiye ’deki bütün samimi siyasetçiler, gerçek Atatürkçüler acilen birleşip, bu işi, Türk Halkı lehine mutlaka bitirmek, mutlaka sonlandırmak zorundadır. Büyük sorumluluk, tarihsel sorumluluk, siyasetçilerimizin, aydınlarımızın omuzlarındadır.

Dağlardaki, eğitimleri eksik, bilgileri zayıf olan çobanlarımız bile çok iyi biliyorlar ki, dünyada bilmeyen, öğrenmeyen kalmadı. Öteden beri, kaynağı ne olursa olsun, amacı ve kullanım alanı ne olursa olsun, dışarıdan gelecek sıcak paraya karşı acayip zaafları vardır yöneticilerin. Yeter ki, para gelsin, kasaya girsin. Paket paket Euro’ları kim istemez, kim sevmez? Yani. Yüklü miktarda nakit para verecekler (Belki de verdiler, rakam açıklanmıyor), Afganlı göçmenlere bakmamız, onların temel gereksinimlerini karşılamamız için.

Mevcut sıkıntılarımızı çözemez iken, göçmenlerin ülkemize alınmalarını malum Amerika isimli büyük dinozor sağladı. Yangınların, sellerin, ölümlerin acıları sarılmadı daha. Bir yığın önemli iş bekliyor önümüzde. Altından nasıl kalkacağız? Aşı firmaları atağa geçtiler ve artık her şey devreye sokuluyor satışlar için, sirkülâsyonlar için. Bilmem kaçıncı doz yapılsın mış… Daha koruyucu etkisi olur muş… Vakalar artıyor muş…

Yönlendirme söylemleri çoğalıyor ve söylemler ile gerçekleri ayırt etmek zorlaşıyor. Çünkü, doğrular ve yanlışlar, birbirlerine girdiler. Neredeyse tek parça olmak üzereler. Net görülemiyorlar.

Amerikan yönetimi ya da Amerikalılar, geri kalmış toplumları, özellikle Afganlıları gerçekten düşünüyorlarsa, gerçekten seviyorlarsa (Ki mümkün değil), fikrin sahibi sıfatıyla, gelsinler, hepsini toparlasınlar, kendi büyük kargo uçaklarıyla, kendi topraklarına götürsünler. Arizona’da, Teksas’da, Kaliforniya’da, Nevada ’da ne güzel, geniş araziler var. Evler versinler, dolarlar dağıtsınlar. Afganlıları, birinci sınıf Amerikan Vatandaşı yapsınlar. İsterlerse, yapabilirler. Bize ne? Kime ne?

Amerika’nın (Büyük patronun), Türkiye ’ye yönelik önerilerini, emirlerini sorgulamak, yerine getirmemek, baştakilerin becerebilecekleri, altından kolayca sıyrılıp kalkabilecekleri bir durum değil.

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı, Bülent Ecevit’i nereden bulalım? Bulamayacağız. Onlar, o değerli insanlar, o çelik duruşlu şahsiyetler, günümüzde yaşıyor olsalardı, bir makamda oturuyor olsalardı, birçok şeyimiz, farklı gelişirdi. Yöneticilerimizi, hiçbir egemen devletin yöneticisi yönlendiremezdi, gizlice tehdit edemezdi. Yobaz gruplar, arkalarına, dünyanın hangi büyük devletini alırlarsa alsınlar, irademizi ve ilkelerimizi küçümseyemezlerdi, hele hele bayrağımız altında, asla ve kesinlikle en küçük bir şımarıklığı yapamazlardı (Örneğin, saygısızlıkları, sorumsuzlukları herkes tarafından bilinen Suriyeliler), dikiş tutturamazlardı. Olumsuz bir cümle, bir sözcük dahi konuşamazlardı.

Şimdi, bu koşullarda, uzun uzun konuşabilirler, bağırabilirler, hatta ülkemizin gerçek sahipleri gibi hareket edebilirler. Nasrettin Hoca fıkrasında vurgulandığı gibi, baştan sakat (Bozuk) işlerimiz. Dış politikamız, sağlıklı değil. Şunu unutmamamız gerekiyor, unutursak, bedeli çok ağır olacak.

Kalemiz, içeriden fethedilip, içerideki her şeyin kalitesi, seviyesi, verimi bilerek düşürülür, teslim alınırsa (Allah korusun) : Gidilebilir, sığınılabilir başka kale yok!

Hüseyin Evcil

15 Ağustos 2021

Hüseyin Evcil
Hüseyin Evcil
Ben Kimim ? Köklü bir ailenin tek çocuğu olarak İzmir in Tire İlçesinde doğdum. Lise eğitiminden sonra değişik iş kollarında çalıştım. Gelişmiş ülkelerin farmakoloji ürünlerini, yaşadığım bölgenin sık görülen rahatsızlıklarını araştırdım. Kule Günlüğü logosu altında, günümüz toplumunun iletişimini ve mutluluk anlayışını inceleyen fikir içerikli kompozisyonlar, felsefi tarzda denemeler - şiirler yazdım. Bunlar yurt içinde ve Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerde yayınlandığında ilgiyle izleyen okuyucular oluştu. Ürünlerimin ağırlığı ve hedefi = İnsana, uyanma ve düşünme eylemlerindeki sorumluluğunu hissettirebilmektir. Birinci kitabım geçen yıl yayınlandı, ikincisini hazırlamaktayım. Yalnız yaşıyorum. Evimde odun ateşi kullanırım.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.