ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 34°C
Az Bulutlu

Romanda Üslup ve Plan | Necla Engin

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  

(KOMPOZİSYON)

Üslup: Sözlük anlamı “tarz, yol, usül”dür. Edebiyat terimi olarak üslup, dilsel araç ve olanaklardan yararlanarak düşünce, duygu, hayal ve eylemlerin özgün, kişisel bir yaklaşımla ifade ediliş biçimi, anlatılış tarzı. “Biçem, stil, deyiş, eda, özanlatı, tarz” kelimeleri de aynı anlamda kullanılmıştır.

Üslup kişiye özgüdür; yazardan yazara değişir. Aritoteles‘e göre yazar sayısı kadar üslup çeşidi vardır. Yine Buffon: “üslup yazarın ta kendisidir.” demektedir.

Geçmişte üslup; sâde, süslü (müzeyyen), yüksek (âli) olmak üzere üçe ayrılmıştır:

1) Sâde üslup: Yapmacıksız, süssüz, günlük konuşma dilinin temel alındığı, öğretici yazılarda kullanılan üslup.

2) Süslü (müzeyyen) üslup: Mecaz ve söz sanatlarına, anlam oyunlarına önem veren üslup.

3) Yüksek (âli) üslup: Düşünce ve duyguların yüceliğine, anlamın sağlamlık ve doğruluğuna, sözcüklerin seçkinliğine önem veren üslup.

Artık günümüzde üslup anlayışındaki bu ayrımlar ya da sınıflamalar geçerliliğini yitirmiştir. Bugün, modern eleştiride şöyle bir üslup sınıflaması yapılmaktadır:

Yazarın adıyla anılan üslup (Homer üslubu gibi).

Çağa bağlı üslup (Ortaçağ üslubu gibi).

Dile bağlı üslup (Germen üslubu gibi).

Konuya bağlı üslup (Filozofik üslup gibi).

Ülkeye bağlı üslup (Provens üslubu gibi).

Okuyucu – alıcı topluluğuna göre üslup (Popüler üslup, sosyetik üslup.)

Eserin amacına bağlı üslup (Alaylı üslup gibi).

Bunlardan başka üslubun oluşmasında etkisi ve ilgisi bulunan şu faktörleri de gözden kaçırmamak gerekir: Yazarın edebiyat ve sanat geleneği, edebiyat ve sanat anlayışı, siyasi (politik) görüşü, yazarın yaşı, erkek ya da kadım oluşu, kişisel psikolojik yapısı, mizacı, karakteri, eğitim ve öğretimi, dilinin bağlı olduğu dil grubunun lengüistik (dilsel) özelliği, dış kültür ve yabancı dillerle ilgisi, okuyucuya davranışı, cümle kuruşu…

Günümüze kadar önemli yerli ve yabancı kaynaklarda, üslup çeşidi olarak sayılanlar arasında şunlar var: Akıcı, bayağı, belgin, canlı, çocuksu, estetik, hoyrat, özensiz, özentili, parçalı, pitoresk (resmimsi), renkli, süslü, sürükleyici, yalın, yapma, yüce, zarif, zengin, samimi üslup.

Kaynak: (Murat AKINCI- Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü)

ÜSLUP

Kimsenin üslubu bir başkasınınkine benzemez. Bir bakıma parmak izi gibi bir şeydir üslup. Kimi yazarlar, anlatımlarına (üsluplarına) çok özen gösterirler. Bir yazıyı üç kere, beş kere, on kere yazdığını söyleyenlere rastlamışımdır.

Büyük romancılar arasında Flaubert’in, Tolstoy’un birer üslup meraklısı oldukları biliniyor. Tolstoy’un o yüzlerce sayfalık Harp ve Sulh’u tam yedi kez baştan sona yeniden kaleme aldığı söylenir, münferit pasajlar üzerinde yaptığı sayısız eskizlerse bu hesaba dahil değil. Bu elbet bir yaradılış ve titizlik meselesidir. Hastalık değilse tabii.

…(Rasim ÖZDENÖREN)

* * *

“Romanın yapısında önemli bir unsur olan olaylar dizisi veya düzeni, yine aynı yapı içinde gelişme, dönüm, içinde karakter motivasyonlarının, karakterler arasındaki ilişkilerin açıklandığı serim veya çözülme gibi bölümler vardır.”[6] Bu yapısıyla da roman, sadece anlattığı olayla öne çıkan bir tür değil, kendi içinde çok kompleks bir yapıyı içeren bir bütündür. Bu bütünleme işlemi de romanın kompoze edilmesi adını taşır.

Kompozisyon romanı oluşturan parçalar içinde belki de en önemlilerinden biridir çünkü bu parçaların nasıl bütünleneceğini sorusunun cevabını verir. “Romancı kendi isteğine, kendi düşüncesine, sayfadaki anlatım hareketine uygun dengeli ve ritimli cümleler yazsa da ya da sözü edilen gereksinimlere uygun olduğu kadar epizodlar arasında bağ ve uyum, varyete ve birlik ve artikülasyon gibi problemler gösteren bir plan oluştursa da yaratıcılığının her anında ‘kompoze eder’ durumdadır… Hikâyede en küçük anlatım birimine -epizod, yani en küçük hikâye birimine-, hikâyenin kısımları ve birimlerine, ana hikâye bütünlüğüne göre romanda kompozisyon seviyeleri tespit edilebilir. Roman, kendiliğinden ortaya çıkan, değişen, birbirine karışan, yön değiştiren tema ve motiflerle çeşitli kahramanlar ihtiva eden epizodların arka arkaya sıralanmasıyla ‘yatay tarzda; her sayfada ve her epizodda bu unsurların değişik düzen ve oranda düzenlenmesiyle de ‘düşey tarzda’ kompoze”[7] edilir. Anlatımın tamamı ile bölümler arasındaki bağlantı önemlidir ve her ikisi de kendi içinde kendi kompozisyonunu oluştururlar. Yazarın, “eserini kendi içinde bir düzene sahip olan, birbirinden farklı ve eserin bütünüyle mukayese edildiği zaman ikinci derecede öneme sahip bölümlerden oluşturması bir mecburiyettir… Bir roman okuyucusu romanın farklı bölümlerindeki farklı desenlere tepkide bulunarak bütüne de tepkide bulunmuş olur. Uzun bir eserin bütünden farklı ve ayrı olan bölümlerini anlamaksızın eserin bütününü anlamak mümkün değildir.”[8]

Bir romanın kompoze edilmesinde dikkat edilecek özellikler şunlardır:

Öncelikle yazar, eserindeki bölümleri sınırlandırarak bu bölümlerdeki malzemeyi düzenlemelidir. İkinci olarak yazar, materyallerini bizce malûm olan bir düzenleme ile sunuyor görünürken, beklentilerimiz bakımından sürpriz teşkil eden yeni bir düzenlemeye dönebilir. Bu durumda yazar, bize üç nokta verir, fakat bir üçgen çizeceği yerde, aynı noktalardan bir daire oluşturuverir. Üçüncü durumda yazar, bize kendi ifade şeklini telkin eden materyalleri verir, fakat şekli gizler. Bu durumda yazar, bize üç nokta verir ve bizi, istersek, üçgen oluşturma sorumluluğuyla baş başa bırakır. Dördüncü durumda yazar, bize hangi şekil içinde ifade edileceğini bilmediğimiz bir materyal sunar, dağınık bir şekilde serpilmiş noktalar verir; biz, istersek, materyali içine dökebileceğimiz bazı kalıplar oluşturabiliriz. Fakat teklif ettiğimiz her şekil veya düzenleme sübjektif, keyfi ve kesinlikten uzaktır. Bu dört durumda da zaman ve mekânda yer alan olaylara bir biçim, bir düzen empoze edilmektedir. Bununla beraber uzun bir hikâyenin bölümler hâlinde sunulması, ifâde ettiği mananın çok üstünde, saf bir estetik zevk verir.

Her yazar romanında bölümler oluşturmak zorunda değildir. Özellikle 18.yy.da bölümleri olmayan romanlar dikkati çeker ancak bölümleri olmadan yazılan romanlarda dahi mutlaka bölüm sonları mevcuttur. Bazen de yazarlar romanlarındaki hikâyelerinin sonunu bir mektupla okuyucularına aktarma yolunu seçerler. Kimi yazarlar ise roman bölümlerini keyfi bir şekilde oluştururlar ve kompozisyona dikkat etmezler. 19.yy.da yazarlar romanları bölümler hâlinde yazmanın önemini kavramışlar ve 18.yy. romancılarından farklı bir yol izlemişlerdir. Günümüz romanında roman özellikle bölümlere ayrılır; çünkü bu, romanı anlaşılır kılmak için yapıldığı kadar romanın teknik özelliği olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bir romanın planı sadece indeki bölümlerin düzenlenmesi olarak karşımıza çıkmaz elbette, eseri meydana getiren mekân, zaman, kişiler, anlatım özellikleri… gibi tüm parçaların estetik bir zevk ve gerçekliği yansıtan mantık düzlemi içinde verilmesi için de kompozisyon karşımıza çıkar.

Ferit Edgü

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.