ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 35°C
Sıcak

Ressam Serpil Erdoğan’la söyleşi | Nebih Nafile

Nebih Nafile
Nebih Nafile Kimdir? Yazar, Antakya’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini doğduğu ilde tamamladı. 1992’de Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Mobilya İçmimarı ve Dekorasyon bölümünden mezun oldu. Aynı yıl öğretmen olarak göreve başladı. Bir süre Mustafa Kemal Üniversitesi ikinci öğretimde ergonomi, maliyet hesapları, üretim teknolojisi gibi derslerde eğitmenlik görevinde bulundu. Kültür Kentler Birliği Hatay İl Temsilcisi, Çukurova Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Yerelde ve ulusalda sevilen birçok edebiyat dergilerinde şiir ve yazıları yayımlandı. 2006 yılından bu yana düzenli olarak Antakya’da Özyurt Gazetesi’nde “Güneş Hepimiz İçin” adıyla köşe yazarlığı yapmaktadır

AHMED ARİF’İN YEĞENİ OLMAK BİR ONURDUR

Kavga ve sevda şairi Ahmed Arif’i hem kitabından hem sesinden yüreğinin sıcaklığını hissetmiştim. Evimizdeki kitaplıkta bulunan kitapların her birinin hikâyesi var. Ama bir kitap var ki, hepsinden farklı ve anlamlı bir hikâyesi var; Yıl 1990, aylardan Ekim, Ankara Zafer Çarşısı içindeki ve özellikle sağ tarafında bulunan sahafçılar sürekli uğrak yerlerimdi. Karlı bir Ankara günü, okuldan çıkmış, kaldığım öğrenci evime dönmek üzere durakta sıra beklemeden önce biraz kitaplara bakmak istemiştim. Üşüyordum ve acıkmıştım. Üzerimde de bir kitap alacak kadar bile para yoktu. En kenarda, hafif biraz da ıslanmış bir kitap ilişti gözlerime. Oradan kurtarmalıyım duygusuyla da elime almıştım. Sayfaları çevirip birkaç dize okuduktan sonra, Türk Edebiyatı’na çok önemli katkı sunan şair Ahmed Arif’in yüreğini hissetmemek mümkün değildi. “Hasretinden Prangalar Hissettim” kitabı o anda yüreğime daha çok şiir bulaştırmıştı. Almalıydım, ama nasıl? Cebimdeki bozuklukları çıkardım, parasını denkleştiremiyorum. Kitabı satan kişiye ürkek ve çekingen duygularımla “param çıkışmadı, annemi telefonla aramak için PTT jetonum var, eklesem paranın üstüne olur mu dedim.” O kitap o gün bugündür kitaplığımın en özel bölümündedir. Okudukça okuyasım geliyor…

Bugünkü söyleşi konuğum o usta şair-gazeteci Ahmed Arif’in yeğeni ressam-şair Serpil Erdoğan…

Nebih Nafile: Söyleşimize nereden başlayacağımı bilemiyorum? Türk Edebiyatı’mızın güçlü isimlerinden Ahmed Arif’in yeğeni olmak, sanırım ayrı bir sorumluluk getiriyor. Nasıl bir duygu hissediyorsunuz? Bununla ilgili özel bir anınız var mı?
Serpil Erdoğan: Öncelikle kaleminize yüreğinize sağlık… Beni sayfanızda ağırladığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Ahmed Arif gibi Edebiyatımızın mihenk taşlarından değerli bir şairin yeğeni olmak benim için ve tüm akrabaları için onurdur.
İnsan doğar büyür ve ölür. Bu süreç içerisinde hayatına giren her insan ve her canlı bizler için önem taşır. Her birinden aldığımız bir deneyim vardır. Deneyimlerimizi yaşam yolunda kullanarak olgunlaşmaya öğreniriz. Hayat bu yönüyle güzel ve ders vericidir.
Resim sanatı ile ilgili olduğum için bu konu ile ilgili anımı sizlerle paylaşmak isterim. Evin salonunda sehpa üzerinde dünyaca ünlü tanınmış ressamlara ait kitapları vardı. Onlar hep orada olurlardı. Her ressamın hayatını ve eserlerinin yer aldığı kalın ve sanat açısında doyurucu kitaplardı. Bana o kitaplara bakmam için verirdi. Henri de Toulouse Lautrec eserleri benim çok ilgimi çekmişti. O resimleri gösterip sormuştum. Bana ressamını hayatını ve eserlerini anlattı. Çok etkilenmiştim. Çocuk yaşlarda idim. Resim yapmayı severdim. O zamanlar büyüdüğümde Ressam olmayı arzulamıştım. Resimlerin renkli dünyasında yer alma düşüncesi bile beni heyecanlandırmıştı.
Nebih Nafile:  Serpil Erdoğan hem şair hem yüreğinin yansımalarını tuvale taşıyan başarılı bir ressam. Çocukluğunuzdan itibaren sizi tanıyabilir miyiz?
Serpil Erdoğan: Şanslı bir çocuk olduğumu düşünüyorum. Hayat herkese farklı çizgilerle yaklaşıyor. Resim sanatına çocuk yaşlarda başladım. Annemin arkadaşı merhum Ressam Ayhan DÜRRÜOĞLU’ndan o dönemlerde ders aldım. Çalışmalarımız portre ağırlıklı idi. Oldukça keyifli ve mutlu olduğum dönemlerdi. Her ne kadar zaman ilerledikçe bazı şeyler tılsımını yitirse de içimizde yer alan yaşam sevinci ve doğa aşkı biz gibi büyüyecektir inancındayım. Bu arada Değerli Öğretmenim Ayhan DÜRRÜOĞLU’nu da saygı ve rahmetle anıyorum.
Çocuk yaşlarda hayat ile ilgili kurguladıklarımız her zaman birebir olmuyor. Şartlar yolumuzu değiştirebiliyor. İçimizde yeterince istek yok mu? Diye düşünüyor insan. Yolumuzu değiştiren faktörler genelde insan ve oluşturduğumuz şartlardan ibarettir. Ama sonuç olarak neyi istiyorsan oraya ulaşıyorsun. Ben, hep şöyle düşünürüm. Doğduğumda beni bir labirente koymuşlar her kübiğinden bir şey öğrenerek geçiyorsun. En sonda ise kapıyı bulacaksın.
Nebih Nafile:  Bu sorumun cevabını telefon görüşmemizde almıştım. Okurlarımız açısından yinelemek istiyorum. Resim yapmak mı şiir yazmak mı? Neden?
Serpil Erdoğan:  Baktığımız, içine inerek gördüğümüz her şey resimdir. Şu an sizinle sohbet ediyoruz. Bu da anlamlı ve iz bırakan bir resmin karesidir. Yıllar sonra bile anlamını koruyacaktır. Resim ve şiir her ikisi de duyguya dokunur. İnsan, eti ve kemiği atarsan duygulardan oluşan bir varlıktır. Hiçbir mısra hiçbir resim yoktur ki duyguya dokunmasın. Sanatçı, sanatı hangi dal olursa olsun duygu insanıdır ve duyguya dokunur. Resmin ayırt ediciliği görselliğindedir. Belki ondan biraz ağır basabilir. Ama sonuç itibari ile hepsi birbirini tamamlar.
Nebih Nafile:  Vedat Araz dostumla gerçekleştirdiğiniz söyleşide dayınız Ahmed Arif’le ilgili birçok anıyı paylaşmıştınız. Hafızanızda en çok hangi yanı kalmış? Dayınızı biraz sizden tanıyabilir miyiz?
Serpil Erdoğan: Değerli Gazeteci Vedat Araz ile söyleşimizde anılarımdan bahsettim. Ben onu çocuk gözümle anlattım. Hafızamda hep çocukluğun o masum ve güzel yanları ile tanıdığım dayım vardır. Çocuklara düşkün, sevecen, temiz ve dürüst bir yüreğe sahip Ahmed ARİF vardır.
Nebih Nafile: Serpil Erdoğan’ın yüreğine şiir tohumu dayısı Ahmed Arif’ten mi düştü? Ayşegül dergilerinin haricinde size okuduğu şiir var mıydı?
Serpil Erdoğan: Ayşegül serileri güzel öykülerdi. Tabii bunun yanında başka kitaplar da vardı. Genelde tekerlemeler çok ilgimizi çekerdi. Masala giriş tekerlemeleri. Zaten o tekerlemeler o kadar güzel olurdu ki masala girmeyip hep tekerlemede kalırdık. Eflatun Cem Güney’in eserlerinde yer alanlar.
Nebih Nafile: Dilerseniz biraz resimden konuşalım. Bugüne kadar katıldığınız sergiler hakkında bilgi verebilir misiniz? Hayalini kurduğunuz bir proje var mı?
Serpil Erdoğan: Bugüne kadar otuzun üstünde karma sergiye katıldım. Dört kişisel sergim oldu. Pandemi dolayısı ile son sergimizi (Bir Damla Umut Resim Sergisi) değerli sanatçı arkadaşlarımla web sayfasına taşımış olduk. Sanırım ülke şartları dolayısı ile bir süre web sayfası üzerinden sanatımızı icra edeceğiz. Sanatçı olunca tabii ki farklı projeler düşünceler oluşuyor. Hepsine yetişebilmek arzusundayız. Her ne kadar yasaklar kalkmış olsa da sergilerimiz nasıl olur şu an bilemiyorum ama proje üretiyoruz. Benim ve sanatçı arkadaşlarımın düşüncesi biricik evcil dostlarımız ve sokakta yaşam savaşı süren dostlarımızdır. Onlara bir nebze faydamız dokunuyor ise ne mutlu bizlere. Hayalini kurduğum en büyük proje sokak canlarım için barınak kurabilmektir. Yalan dünyanın en masum ve en temiz kalmış yanı onlar. Bu dünyadan isimsiz o kadar can geçiyor ki, onları korumak koruyabilmek hepimizin görevidir.
Nebih Nafile: Çiz bana gecenin resmini / kiremit çatılı evler kondur tuvale / saçaklarından yağmur suyu akan / bacaları tüten çocuk sesli evler…
“Gecenin Resmi” adlı kitabımın aynı adla yazdığım şiirimin bir dörtlüğü… Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde arkadaşı Abidin Dino’dan mutluluğun resmini yapmasını istemişti. Ben de ressam arkadaşım Serpil Erdoğan’dan Gecenin Resmi’ni yapmasını istesem, çizer mi acaba?
Serpil Erdoğan: Ne kadar duygu dolu mısralar. Bu mısralara çizmek heyecan verici olur. Bu mısralara tabii ki resim çizilir ve sergisi de Antakya da olur. En içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Nebih Nafile: Daha çok şiir daha çok resim ile dünyayı güzelleştirmeye devam edin lütfen. Her dizesi yüreğimizde çiçekler açtıran Ahmed Arif’in bir dizesiyle söyleşimizi sonlandırıyor, saygıyla anıyorum. İyi ki bu dünyadan Ahmed Arif geçti. Sizi tanıdığıma mutlu oldum, teşekkür ediyorum.

dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile diş ile
umut ile sevda ile düş ile
dayan rüsva etme beni…

Nebih Nafile: “Belki eminim ki ayrılık veya uzak oluş mühim değil de asıl onu düşünmek ve bir daha hiç dönülmeyeceğini ve geride kalanları bir daha göremeyeceğini düşünmesi çok feci bir şey.” (A. Arif)
Ben de en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Sağlıkla aydınlık güzel günlere ulaşmak dileğiyle…

• Kaynak: Özyurt Gazetesi

Güneş Hepimiz İçin Kültür-Sanat-Edebiyat Söyleşileri
Hazırlayan: Nebih Nafile 09 HAZİRAN 2021

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.