ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

Fotoğraf Çekinmek | Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Fotoğraf Çekinmek | Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Fotoğraf çekinmek, yanlışlarını dün yazınca, aklıma daha önceki bir başka paylaşımım geldi. 18 Mayıs 2018’de bazı yanlışlara değinmişim. Sık sık anımsatmakta yarar var çünkü.

Naif sözcüğü (resim sanatındaki anlamını bir yana bırakırsak) toy, deneyimsiz demektir. Nahif ise zayıf, çelimsiz demektir. Yani her ikisi de övgü amacıyla kullanılmaz.

“Doyumsuz” tatminsiz demektir. Tadına doyum olmayan demek değildir.

“Hamaset” yiğitlik, kahramanlık demektir. Ham halat demek değildir.

Birisiyle “teşvik-i mesai” yaptığımızı söylüyorsak, yanlış söylüyoruz. O teşvik değil, Teşrik… İştiraktan gelir.

“Kadim” dediğinde sözümüze çok güçlü ve derin anlamlar yüklediğini sananlara gülümsemek lazım, Çok eski demek yeter.

“Sıkıntı yok” ve “tabiki de” bir süredir salgın gibi yayıldı. “Sorun yok” demek varken nedir bu “sıkıntı”? “Tabi ki de” gibi bir saçmalık nasıl çıktı bilinmez, buradaki iki ek de yanlış. Sözcüğün doğrusu “tabii” dir. Doğaldır, anlamına gelir. “Tabii ki” ye alışmıştık ama bir de “de” eklendi buna. Eskiden “gayet tabii” denirdi.

“Dürüst olmak gerekirse” diye bir cümle var, duyunca sinirlerim tel gibi oluyor. İngilizce çevirilerden gelen bu saçma lafı nasıl benimsedik akıl alır gibi değil. Baştan, dürüst olmadığını kabulleniş var bu cümlede. Ama haydi bu kez dürüst olalım, diyor bunu söyleyen.

Konuşurken özellikle gençler “hakkatten” diyorlar. Bunu da nereden öğrendiler bilinmez. Hakikaten sözcüğü ne hale girdi. Bunun yerine gerçekten dense ne olur?

“Hatıra” sözcüğünün son hecesi uzatarak okunmaz. Kısa okunur. Yarın, hakem, rakip sözcüklerinin ilk heceleri uzatarak okunmaz.

Gençler için: “fazla severim”, “aşırı severim” vb. gibi sıfatlar olumsuzdur, sevginin çok olduğunu göstermez, fazla geldiğini, aşırı geldiğini gösterir.

“Eşya”, “şey” in çoğuludur. Bu yüzden “eşyalar” denmez. Ama bu da yerleşti artık dilimize, çünkü, TDK’nın yıllar önce eşya karşılığında önermiş olduğu “nesne” sözcüğü, örneğin “ev eşyası” karşılığını tam yansıtmadı.

“Meşrubat sözcüğü” de “şurup”tan gelir ve çoğuldur. Meşrubatlar denmez. İçecek bunun yerine gayet güzel oturuyor.

Yine özellikle birçok genç insandan “o kadar” sözcüğünün “okaar” gibi söylendiğini duydum, bunu nereden öğrenmişler bilmiyorum.

Bir de çok emin olmamakla birlikte bir akıl yürüterek “bulaş” sözcüğünün çok doğru biçimde kullanılmadığına değinmek istiyorum. Covit salgınıyla birlikte tanıdığımız bu sözcüğü aslında tıpçılar daha önce kullanıyormuş, ama çoğumuz bunu bilmiyorduk.

Benim televizyondan öğrendiğim bazı sözcükler var. Örneğin “performans” sözcüğünü ilk kez Uğur Dündar’ın sunuculuğunu yaptığı Akdeniz Olimpiyatlarında öğrenmiştim, aslında basında o günlerde bu sözcüğün anlamı bile tartışılmıştı. “Sorti” ve “konuşlanmak” sözcüklerini naklen yayınlanan körfez savaşında öğrenmiştik. Bulaş sözcüğü de bu biçimde girdi hayatımıza.

“Bul” kökünden gelen bu sözcük bir eylem soylu aslında. Sözcükler, ad soyundan (ad kökleri) ve eylem soyundan (eylem kökleri) gelebiliyorlar. Bir de ortak kökler var. Bu ortak köklerden gelen savaşmak, dalaşmak, uğraşmak gibi sözcüklerin bulaşmak sözcüğüne örnek oluşturduğunu söyleyenler var, ama ben katılamıyorum, çünkü “bul” kökü ortak bir kök olmasa gerek. Eylem kökü diye biliyorum ben. Şöyle savunuyorlar bulaş sözcüğünün kullanımının doğruluğuna inananlar: Savaş sözcüğü savaşmak oluyor, dalaş sözcüğü dalaşmak oluyor. Evet çünkü bunların kökleri hem ad soylu, hem eylem soylu. Bulaşık, bulanık gibi sözcükler bul kökünden üremiş. Ama “bulaş” sözcüğünden üremiş eylem dışında (bulaşma eylemi) bir sözcük yok. Bu nedenle eylem köklü bir sözcüğü aynı biçimde ele alamayız diyorum. Bu konuda dilbilimci arkadaşlar ne düşünüyorlar sormak lazım.

Dilimiz canlı bir varlık ama ona can veren biziz. Sözcükleri sözlüklerden alıp yaşama sokan biziz.

Koruyacak olan da, bozacak olan da biziz.

————

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.