ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 19°C
Sağanak Yağışlı

Ekmeği Yerden Alıp Anlına Değdirenlere Saygıyla | Hüseyin Evcil

Hüseyin Evcil
Ben Kimim ? Köklü bir ailenin tek çocuğu olarak İzmir in Tire İlçesinde doğdum. Lise eğitiminden sonra değişik iş kollarında çalıştım. Gelişmiş ülkelerin farmakoloji ürünlerini, yaşadığım bölgenin sık görülen rahatsızlıklarını araştırdım. Kule Günlüğü logosu altında, günümüz toplumunun iletişimini ve mutluluk anlayışını inceleyen fikir içerikli kompozisyonlar, felsefi tarzda denemeler - şiirler yazdım. Bunlar yurt içinde ve Türklerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerde yayınlandığında ilgiyle izleyen okuyucular oluştu. Ürünlerimin ağırlığı ve hedefi = İnsana, uyanma ve düşünme eylemlerindeki sorumluluğunu hissettirebilmektir. Birinci kitabım geçen yıl yayınlandı, ikincisini hazırlamaktayım. Yalnız yaşıyorum. Evimde odun ateşi kullanırım.

Mesuliyet yükü,  her şeyden, ölümden de ağırdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Bir millet,  zenginliği ile değil, ahlak değeri ile ölçülür.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Saygı eksikliği en temel suçtur. 

Çünkü birçok suça kaynaklık eder.

Edward De Bono

Kalp kör olduktan sonra, 

Gözlerin görmesinde hiçbir fayda yoktur.

Hazreti  Ali

İki  gün  önce,  Tire ’de,  şehir  merkezinde  (Tarım  ve  Orman  Müdürlüğü ’nün  birkaç  metre  uzağında  ve  ayrıca,  Lütfi  Paşa  Camii’nin  birkaç  metre  uzağında),  çarpıcı,  dolayısıyla  üzücü  görüntüler  vardı.  Keşke  görmeseydim.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Ekmegi-Yerden-AlIP-Anlina-DegdirMEK-Saygiyla-Huseyin-Evcil-Mustafa-Kemal-ATATURK-Edward-De-Bono-Ekmek-6886_1913436_n-3.jpg

8  Kasım  2021  tarihinde  çekilen  bu  fotoğraflar,  kafa  yapımızı,  çürük  mantığımızı  ortaya  koyan  belgeler  sayılır. 

Tam  bize  özgü  alışkanlıklar.  Maalesef. 

Neredeyse  her  mahallede,  her  köşe  başında,  her  çöp  kutusunda  ve  konteynerinde 

(Çöpün  içerisinde,  kenarında,  yakınında  olması  fark  etmez)  }  Bayatladığı,  kuruduğu,  küflendiği,  fazla  sayıda  alındığı  gerekçesiyle  atılan  ekmekleri  görmek  mümkün.     

İşte  bu  sevimsiz  görüntülere,  bazı  isimler  verebiliriz  : 

1  –  İbret  Belgesi,  2  –  Sorumsuzluk  Belgesi,  3  –  Yozlaşma  Belgesi,  4  –  Utanç  Belgesi.

Öteden  beri,  belge  açısından  zenginiz.

… 

Ziyaret  amacıyla  ilçemize  uğrayan  yerli  ya  da  yabancı  bir  misafir,  böyle,  apaçık,  uygarlık  dışı,  vicdan  dışı  manzaralar  karşısında  acaba  ne  düşünür,  acaba  nasıl  bir  eleştiride  bulunur ?

Bu  gibi  çevresel  dekorların  becerikli  mimarları,  büyük  olasılıkla  :  Hijyen  sever  insanlardır  (Sözde),  titiz  davranır  insanlardır  (Sözde). 

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Ekmegi-Yerden-AlIP-Anlina-DegdirMEK-Saygiyla-Huseyin-Evcil-Mustafa-Kemal-ATATURK-Edward-De-Bono-Ekmek-6886_1913436_n-5.jpg

Yürekleri  hariç,  arabaları,  evleri,  ofisleri  gerçekten  tertemizdir  onların.

Masum  ekmekler,  satın  alındıktan  çok  kısa  süre  sonra,  yıpranan  bir  malzeme  gibi  ya  da  sıradan  bir  çöp  gibi  algılanıyorlar  ve  fırlatıldıkları  bölgede  süpürülmeyi  bekliyorlar.  Temizlik  işçileri  tarafından  alınıp,  başka  bir  bölgeye  dökülmeyi  bekliyorlar.

Buradan  kaldıralım,  başka  yere  (Şehir  dışına)  boşaltalım.

Peki,  ekmek  :  Süpürge  ile  süpürülecek,  kürek  ile  atılacak  bir  madde  midir  ?  Elbette  hayır.

Modern  toplumuz  ya  (Sözde).  Caddelerde  :  Cam  şişelerin  bırakılacağı  büyük  kumbaralar  düşünülür,  Coca  Cola  tenekelerinin  bırakılacağı  büyük  kumbaralar  düşünülür,  giysilerin  bırakılacağı  büyük  kabinler  düşünülür  fakat  ekmeklerin  bırakılacağı  zeminler  hiç  düşünülmez. 

Tüketim  dışı  kalan  ekmeğin  yeri,  çöp  konteynerinin  kenarı  oluyor.  Olmamalı  ama  oluyor. 

Yanlış.  Yanlış.  Yanlış. 

Genellikle  şöyle  bir  savunma  yapılıyor  ki,  bu  sözler,  kuru  ekmek  avcısı  (Düşmanı)  insanı  kurtarmaz  :

–  Ben,  çöplerin  içine  atmıyorum,  çöplerle  karıştırmıyorum.  Poşete  koyuyorum.  Hayvan  bakıcıları  alsınlar  diye,  çöp  varilinin  kenarına  sıkıca  bağlıyorum.  Belediyenin  çöp  kamyonu  geldiği  zaman  ne  oluyor,  onu  da  takip  edecek  halim  yok. 

…       

Anlaşıldı.  Siz,  doğru  bildiğinizi  yapmaya  devam  ediniz.  Size  göre  :  Tek  asılacak  yer  orası.

Peki,  usulca  (Atmadan,  fırlatmadan),  bir  ağacın  dibine  konulsa,  karıncalar,  serçeler,  kumrular,  kargalar  tarafından  görülse  ve  tüketilse  olmuyor  mu  ?  Demek  ki,  olmuyor. 

Ekmeği  :  Bakkaldan,  fırından,  mandıradan,  TÜKETEBİLECEĞİMİZ  SAYIDA  satın  almamız,  satın  aldığımız  ekmekleri  iyi  saklamamız,  iyi  korumamız  gerekiyor. 

Gerekiyor  fakat  o  gerekeni,  biz,  bile  bile  yapmıyoruz.  Neden  ? 

Problem  bizde.  Kafamızda. 

Yeterince  sorumluluk  taşımadığımızı,  bu  konuyu  önemsemediğimizi  kabul  edelim.  Etmeliyiz. 

Bence,  ekmeğin  sürpriz  çıkışı,  indirici  yumruğu  (Boks  maçlarında  olduğu  gibi), 

yani  EKMEĞİN  BEDDUASI  }  çok  yakın…  Sanıldığından  da  yakın.

Yukarıdaki  mahallelerde,  ince  ruhlu,  inancı  güçlü,  gönlü  zengin  büyüklerimizin,  ekmeğe,  günümüz  itibariyle  reva  görülen  kaba  muameleler  nedeniyle,  korkup  titredikleri,  ağladıkları  görülüyor  ki,  bunlar,  kötü,  sakat  pozisyonlar  olup,  acayip  tedirginlik  yaratıyor  duyarlı  insanların  üzerinde. 

Büyüklerin,  yaşlıların  gözyaşları,  asla  görmezden  gelinemez,  asla  hafife  alınamaz,  çünkü,  onların  ağlamaları,  dünyanın  en  etkili,  en  ölümcül  silahlarından  daha  etkilidir,  daha  ölümcüldür. 

Tek  cümle  ile  belirtirsem  :  Kainatın  tüm  varlıkları  haberdar  edilmiş,  alarma  geçirilmiş  olur. 

Fakat  bizler  gibi,  zayıf,  tefekkürden  yoksun,  bilgisizliğini  henüz  aşamamış  insanlar  :  Uyarının  nasıl  bir  şey  olduğunu,  alarmın  nasıl  bir  şey  olduğunu,  etkileşimlerin  bedelinin  nasıl  oluşacağını  düşünemezler,  kavrayamazlar.

Hepimiz,  son  teknolojilere  hızla  ulaşıyoruz  ama  gerçek  bilgilere,  gerekli  bilgilere  ulaşamıyoruz  ve  bu  özelliğimizi,  bu  tutukluğumuzu  anlayıp,  onarmak  gibi  bir  kaygımız  yok.            

Topluca  bir  çöküş,  bir  felaket  yaşayabiliriz  (böyle  gidersek). 

Yol  bitiminde,  büyük  bir  uçuruma  bodoslama  düşebiliriz (böyle  gidersek).

Bu  kadar  sık  gerçekleşen  NANKÖRLÜK  PROVALARI,  çok  tehlikeli.

BEREKETSİZLİĞE,  KURAKLIĞA,  KITLIĞA  kapı  aralanıyor.  Kapının,  hiç  zorlanmadan,  kolay  aralanması :  O  kapının,  kısa  zamanda,  sonuna  kadar  açılacağının  habercisidir.

Garip  bir  toplumuz.  Yozlaşmaları  seviyoruz,  hoşumuza  gidiyor.  Ortaçağ  tarzlarını  seviyoruz,  hoşumuza  gidiyor.

Dikkat  edelim  de,  sevdiklerimizin,  hoşlandıklarımızın  otomatik  tepkileri  sonucunda,  kazdığımız  kuyuya  saplanmayalım.  O  kuyudan  hiç  çıkamayabiliriz. 

Bazı  insanlar,  sanki,  toplum  içerisinde  değil,  şehirde  değil,  köyde  değil,  balta  girmemiş,  güneş  girmemiş  ormanda  yaşıyorlar  ve  o  ormanın  derinliklerinde,  sınırsız,  sonsuz  özgürlüğe  sahipler. 

Saygı,  ahlak,  inanç  kırıntılarından  yoksun  bir  özgürlük  bu.  Düşüncesiz,  şuursuz  canlılara  özgü  bir  özgürlük  bu.  Olumsuz  bir  durum  yani.

Caddelerimizde,  sokaklarımızda,  parklarımızda,  pazarlarımızda  :  Disiplin  ve  saygı  adına,  temizlik  adına, 

değişen,  düzelen,  sevindirici,  ferahlatıcı  bir  şey  yok. 

Disiplinsizlikler,  saygısızlıklar  giderek  çoğalıyor  ve  kökleşiyor.  Kanıksanıyor  yavaş  yavaş. 

Günlük  yaşantımıza  bakalım.  Estetik,  sıfır.  İncelik,  sıfır.  Tefekkür,  zaten  hep  sıfır. 

Birçok  alanda  başarılarımız  bitti  ve  şimdi  sıfır  puanlara  sahibiz. 

Demek  ki,  biz  buyuz. 

Demek  ki,  bizim  emeğimiz,  eserimiz,  çapımız,  kapasitemiz  bu  kadar.

Balon  hayatlar. 

Para  ile  şişirilen,  para  ile  renklendirilen  hayatlar. 

Ekmeğe,  suya  hakaret  ile  geçen,  nimetlere  hakaret  ile  geçen  hayatlar. 

Ancak  yaşayan  ölülerin  dört  elle  sarıldığı  ve  kutsadığı  hayatlardan  söz  ediyorum.

Bugün  için,  şu  an  için,  parası  olan  insan,  paranın  yönlendirdiği  ve  şımarttığı  insan,  birazcık  kuruduğu  için  ekmeği  beğenmeyen,  küçümseyen  insan,  yarın  yoksulluğun  pençesine  düşebilir.  Düşecektir.  Kaçamaz…

Her insan,  yarın ya da yarından sonraki zamanlarda,  davranışlarının ve eylemlerinin yansımaları ile mutlaka buluşacak.

Malum insanın ruhunu,  çelik çember gibi kuşatan üç ayrı,  üç güçlü yansıma vardır. 

1  –  Mutluluk ve huzur… 

2  –  Mutsuzluk ve bitkinlik…

3  –  Bela ve hastalık.

Tire

10  Kasım  2021

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.