ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 19°C
Sağanak Yağışlı

Bu Sevda Bitmez | Suzan Kuyumcu

Suzan Kuyumcu
Roman ve öykü yazarıyım. Nefise ve Satılık Sevda isimli iki roman, İlesam ve Akçağ yayıncılığın ortaklaşa oluşturduğu yarışmada ödül alan Gülce'nin Can Dostları isimli öykü kitabım var. Basılmayı bekleyen dört romanım demlenmede... Aynı pencereden bakan dostlarla birlikte olmak keyif verici...

Atatürk’ün soluksuz yaşamının yıl dönümü olan 10 Kasım günü, Türkiye’nin eskitip arkalarda bırakamadığı tek yas günü olarak devamlılığını korumaktadır. Onun oluşturmuş olduğu değerler, Milli Bayramlar adı altında, günün anlamına uygun olarak anılmaya, kutlanmaya devam eder. Baltalanmaya çalışıldıkça bir kez daha değer kazanır, her defasında bir kez daha dirilir Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ölümsüzlüğü tam da bu noktada başlar.     

Soluksuz yaşamı1939 yılında başlarken, 1960 yılına dek düzenlenen anma gösterilerinde yas hep ön planda olmuştur. 27 Mayıs 1960 Askeri darbeden sonra ve MBK üyelerinin girişimiyle gerçekleşen bu uygulama,10-16 Kasım tarihleri arası Atatürk Haftası olarak isimlendirilmiştir. Atatürk’ün Türk Milletine yapmış olduğu kazanımları hafta boyunca çeşitli etkinliklerle anılmaya başlanmış, bu anlamlı etkinlik 1988 yılına kadar devam etmiştir. Bu süre içinde eğlence yerlerinin kapalı olması; televizyon ve radyoda sadece Atatürk’le ilgili programların yapılması, onun sevdiği şarkıların dinlenmesi; gazetelerin siyah başlıklarla çıkması gibi uygulamalar her defasında bireysel ve toplumsal sevdanın tazelenmesine neden olmuştur.

1988’de, Turgut Özal döneminde, 50 yıl boyunca devam eden resmi yas uygulaması kaldırılmıştır. O günden bugüne özellikle 1950’lerden sonra,10 Kasımlarda uygulanan yasın kaldırılması sorgulanmaya, tartışma konusu olmaya devam etmiştir.

Türkiye’de her 10 Kasım sabahı saat 09.05’te duyulan siren sesi ve o sırada ona eşlik eden korna sesleri bireysel hafızanın yanı sıra toplumun ortak hafızasının da canlandığı anlardan biridir.

Bu sevda bitmez.

Bu ses; yıllardır milletçe gerçekleştirilen ortak yas duygusunu hatırlatan, aradan ne kadar süre geçerse geçsin 10 Kasım1938’de Atatürk’ün vefat ettiğini topluma tekrarlayan, ona karşı bir dakikalık gibi kısa da olsa saygı duruşunda bulunulması gerektiğini söyleyen çağrı haline gelmiştir bu ses.

Türkiye’deki resmi binalarda, ülkenin dış temsilciliklerinde yas göstergesi olarak yarıya inen bayraklar, bir tek Anıtkabirde inmez.10 Kasım’ın dışında hiçbir şey için yarıya inmez Anıtkabrin bayrakları. Sadece bu özelliğin zenginliği bile paha biçilemeyeceğine vurulan mühür gibidir.

Bu ülkeye yaptığın yaptırımların en büyüğü en kutsalı olan 28 Ekim 1923 de, “Beyler yarın Cumhuriyeti kuracağız” derken, seninle birlikte ölümsüzleşerek vatan oldu bu tarih, namus oldu, özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, hak, adalet, barış oldu… O gün yaktığın meşalenin sönmeyen ışığının adresi oldu.

Bu sevda bitmez.

Yıl,10 Kasım 2012, gün cumartesi.

Soluksuz yaşamının 74. yıldönümü…

Genci, yaşlısı; babalarının omzunda Türk Bayrağını coşkuyla sallayan, Cumhuriyeti emanet alacak olan geleceğin neferleri, Ankara’nın birçok noktasından akın akın gelen insan seli… Evinden bu şevkle posterini bayrağını alan dökülmüştü meydanlara. Ve o gün, bu anlamlı tabloya düşen gölge; gölge desem de Cumhuriyet’in bir kez daha dirilişiydi aslında. Tarihin sayfalarına düşecek olan kara leke; bu sevdanın bitmeyeceğine, her defasında küllerinden yeniden doğacağına olan inancın tohumunu oluşturacaktı. Huzursuzluk çevreye yayıldıkça harlanmıştı meşalenin çevreye yaydığı enerji. İl dışından gelen otobüslerin Ankara’ya sokulmadığı duyumları, evlerinde olanları da dökmüştü sokaklara.

Sosyal paylaşım sitelerinde şikâyetler yükselmeye başlamıştı.

Birisi, yaşadıklarını şöyle yazmıştı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 100.Yil-Marsi-Siir-Yarismasi-Kerim-Ozbekler-Gazeteci-Yazar-Sair-E5to_j_VIAEsLUR-Mustafa-Kemal-Ataturk-Turkiye-Cumhuriyeti-jrg4t-5.jpg

“Bu sabah Cumhuriyet Bayramı için Ankara’ya gidecek olmanın heyecanıyla erkenden uyandım. Tüm hazırlıklarımı yaptım bitirdim erkenden. Dakikalar geçmek bilmedi heyecandan ve gece 00:00 da otobüslere binip gitmek için evde duramayıp erkenden çıktım bende Taksime. Sonunda saat yaklaştı ve toplandık. İlk önce kameralar Cumhuriyet karşıtı sloganlarda kayıtları durdurdular. Ardından telefonla otobüslerimizin bağlandığı haberini aldık. Saatlerce bekletildik. Otobüslerin bağlandığı yere yürüyelim dediğimiz an haberi alıp otobüs şoförlerini tehdit edip otobüsleri götürdüler. Hangi otobüse bineceğimizi belirten ve kapılara asılan isim listelerimizi gözdağı vermek için topladılar.

Ama ben hala sabahki heyecanımı kaybetmedim. Orada olanlar olmayanlar, hiç kimse kaybetmedi. Onlar o otobüsleri bağladılar, gitmemizi engellediler ama aynı zamanda bizi birbirimize, ATATÜRK’e daha çok bağladılar. Özel aracıyla giden herkesin orada mücadelesini sürdüreceğini biliyorum. Buradaki herkesin de kalbinin orada olduğunu biliyorum “

Bu sevda bitmez.  

Birinci Meclis’e çıkan yolların kapatılması, köşe başlarına yerleştirilen panzerler, polis timleri, esmesi gereken bayram havasını mitinge dönüştürmüştü. Parti yoktu orada. Halk yani Cumhuriyet’in sahipleriydi orada olan. Valiliğin koymuş olduğu yasak delinmişti. Her an her şey olabilirdi. Sonunda olan olmuştu. Bir grup gencin davranışları neden gösterilerek, meydan bir anda biber gazlarının dumanıyla dolmuştu. Onu Toplumsal Müdahale araçlarının asitli suları izlerken; bu tepkiye yaşlısı, genci kimsenin umurunda olmamıştı. Yayın yapılmasını önlemek için olsa gerek, basın mensupları hedef alınmıştı o gün. Tokatlar, tekmeler, küfürler havada uçuşmaya başlamıştı.

Coplu, biber gazlı Cumhuriyet Bayramı…

Hep bir ağızdan ”Tam bağımsız Türkiye” diye bağırmaya başlamıştı evlatların.

”Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye yükseliyordu sesler.

Türkiye laikti, laik kalacaktı.

Bu sevda bitmez

İşte o an yeniden harlandı meşalen. Türkiye’nin her yerinde çoğalıyordun. Ankara’nın caddeleri, sokakları kabarcıklar çıkararak fokur fokur kaynamaya başlamıştı. Kabarcıklar Türkiye’nin dört yanına yayılarak dalgalara dönüşmüştü. Binlerce atan yüreklerden yükselen tek sestin o gün. Polisin Cumhuriyet Bulvarında barikatı kaldırmasıyla kalabalık bu kez Anıtkabir’e doğru ilerlemeye başlamıştı. Ankara’nın her köşesinden sloganlar yükselerek, marşlar söylenerek Anıtkabir’e yürünmüştü. Deprem sonrası yaşanan su baskını gibiydi yaşananlar. Türkiye duru, berrak, ışıl ışıl gürüldeyen nehirler gibiydi. Akın akındı İzmir’i, Mersin’i, Adanası, Antalya’sı ve daha niceleri…

Kimi zaman çeşitli bahanelerle önüne set çekmeye çalışanların şaşkınlığı artmıştı. Her yasakla biraz daha dirilerek dirilttin Cumhuriyet’in ateşini.

Ne zaman 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlanacak olsa bu karelerle yeniden buluşur yüreğim ve tarih ne zaman 10 Kasım’ı gösterse, önüne dikilen barikatları canı pahasına aşmaya çalışan insan seli gelir gözlerimin önüne.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Suzan Kuyumcu dedi ki:

    Görsellik çok hoş olmuş, teşekkür ederim