ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 16°C
Az Bulutlu

Aşkın Faşizmi | Aynur Başkaya Karasu

Aşkın Faşizmi | Aynur Başkaya Karasu

aşkın faşizmi

ya da

faşizmin akrofobik(*) anatomisi

“…

evveli aşk-ı eyvâhtır

âh’ın sırrına vâkıf olan

küstahoğlu küstahtır

aşkı bir âh-ı eyvâhla boğan

…”

n.oğuz

aşkın kızıl ateşinde kâlbin külü

çöz zamanın saçlarını

aşk ki ömrün ilk ve son günü

“şimdi!”nin savruk rüzgârı

hatıranın rahmi sonsuza gömülü

bir)

aşkın dağında

dağlanan yara

sabrın gülü dalında kül

dikeninde köz

eksilen ses

susulan çığlık

ölümün kurumuş ipar çiçeğinde

bitmeyen sararmış kokusu!

gerçek ile düş

düş ile düşüş

aşk ile arzu

yıkılışı

sınırlı sınırların flu boşluğa!

o bulanık boşlukta

yürütür hayat

delilik ile umutsuzluğu!

o bun’alık boşlukta

yaşa(tılı)r cinnet ile cinayet!

iki)

rüzgârı kesik sonyaza

bulutu yağmursuz ilkyaza

karsız, kararsız kışa kandım

sevgiliyi benim, aşkı yaz sandım

kırılsın aşkın benlik tası

bülbülün yaslı şarkısına ağladım

kırılsın aşkın benlik aynası

gülün dikenine kâlbimi yasladım

hiçe gidiyorum sen kal sevgili’m

üç)

hiçin içinde

gücünü yüzüğündeki ağudan

ve kurşunun ıslığından alan! hatırla!

sonsuzluk başlar durduğunda zaman!

yendiğindir yenilgin!

aşktır kaybettiğin!

ki aşk

yanılgının parçalanmış aynası

kaybolduğun

düşüncesi ormanın!

unutma!

bacağı kırılan şeytan

aklını yıkmadan

nasıl çıksın

düşüncenin ormanından?!

ellerin suçtur senin

suçunu şeytana atan!

kanımdır ellerinden akan

üç cehennemle kuşatılmış

cenneti sulayan

dikkât et!

bugün kutsana kutsana kurtlanan perşembe!

çocuk kadınların

parçalanmış memelerinden havalanacak delicedoğan

kandan kemikten sarayların

ejder meyveli şeytan bahçesi

ateşgülleri açacak!

birazdan

görülmüş-türlü

düşler mezarlığında

şimdiye dek görülmemiş

bir şenlik başlayacak!

dört)

şenlik başladı

ve kırıldı fanusu dilimin

milyar kere sus ile uz kaldı anlam

üstüne ak bir örtü örtüldü

kıpkızıl bir sözcük daha öldü

gümbür gümbür gürültüsüz!

görülmemiş bir hayret

ve renksiz bir üzünçle gömüldü

gümbür

gümbür

gürültüsüz

görülmüş düşler mezarlığına dirimin!

beş)

âh lâ

supsuskun

bir doluluktur (deli)boşluk

bulanık detay

parçalanmış algı

bölünmüş ses

gizlenmiş suçtur

âh lâ

kıpkızgın

bir boşluktur (deli)doluluk

gizlenmiş suçtur

bölünmüş ses

parçalanmış algı

bulanık detay

kapısıdır

faşizme açılan kırık kilidin

ve teni muğlak bilginin

çıpçığrım bomboş bi dolu

yalnızlıktır

âh lâ

kapkara

yalnızlık diyorum;

yalnızlık lâ!

yalnızlıkla mutlak acı

sallanır boşlukta

yastır bu!

alışma kâlbim yasa!

hangi yasa

yanyana gelir aşkla?!

altı)

varlığın ve yokluğun

ayazında

bakmakla görmenin kırık

açısıyla

tuzu ve insafı kuru

solunuzun sağınızın

ve önlü arkalı

yargısız yargılı

infazlarınızın

parçalanmış

gerçeküstü aynasından

sille tokat

sile sile kendimi

terk ettim öncemi..

haksız yazınıza

ve aşka kıt aklınızın

kapkara kışına karşı

yurtsuz kâdim bir sancıyla

acemi bir intiharın ihtimaline

soyunur gibi

soyundum kendimden kendimi

yedi)

gülümsüyor

ânda kalan bahar artığı güneş

nedenini unutan ezber-le

çürüyen kemiklerime

eksile eksile

kalışla kaçışın arasında

yenilerek yenileniyor eski yas

insan diyorsun kayboluyor

insan diyorum kuyusunda kaybın

ölünce diyorsun biter mi yas

ölmek diyorum sadece ölmek oluyor

yaslanıyor kâlbim

kara bi gülün dikenine

gün kararıyor kemiklerimde

dokuz)

kâlp sürçerse aşka

cana susar mı ölüm

dil sürçerse ölüme

aşka susar mı hayat

-uslu bir akıl düpedüz deliliktir-

oysa bilincin altı üstü

içi dışı içindedir aklın ve hayatın

aklım sürçtü kâlbime

susadı aşk cana

ezberin dili bağışlanmasın!

on)

ezberin diliyle beynimi yalayan

ben’imde bi katil yaşıyor!

ben’imde yaşayan katil doymuyor

kutsayarak ölümü be”y”n’imi yemeğe

yedikçe

yaşayanları kusuyor

yedikçe

yaşanan-ân-ları kusuyor

yedikçe

yaşamayanları kusuyor

yedikçe

yaşanamayan-ân-ları kusuyor

aklıma morfin vuruyor doktor

düşüncenin balonları pat! lıyor

kâlbime çuvaldız oluyor hayat! zor,

zor olsa oyunu bozar-dı- oysa

böyle söyleyip yazınca

ben-im-deki ben dâhil

-o kimseler- kimse anlamıyor

anlamıyorum ben de “ân”ladığınız her şeyi

böyle böyle ödeşip ölüşüyoruz işte!

-âh doktor! yükselt dozu!

bozuluyor yine aklımın pozu-

;

kim serer

koyun aromalı modern duyarlıkların üzerine

ortaçağlı kurt postunu

demedim mi doktor

ben’imde bi katil yaşıyor!

bunu benden başka kimse bilmiyor!

on bir)

ben’imde bi katil yaşıyor

bunu neden

benden başka kimse bilmiyor?!

çünkü aklın ölüsü mezarsız hâlâ

henüz gece başlamadı şarkısına

gün hâlâ karanlık

mezar arıyor ağzında ölüsü aklı-mı-n

bazen tetiği çekmeden de öldürür-müş- kendini

yaş(r)atırken hiçliğini insan

oysa

hayatın saçmalığı

şiirin gerçeğine dönüştükçe

kemiklerini ısıtıyor

kendini hiçliğiyle öldürmüş şairlerin

zamansa maktûllükten ziyâde

mezarı oluyor insanın

çünkü aklın ölüsü mezarsız hâlâ

on iki)

zaptedilmiş bir aşk

aşk mıdır artık?!

özü yitik sahibinden satılık nefretin ateş’ten topudur o!

nedenini yalanlayan

zaptedilmiş bir acı

sahte sevincin yırtık gölgesi

yalnız, yalın ve yalnız bir acı değildir artık:

köle pazarında

‘miş gibi’ kedere bulanmış

bir gülümseyişle

sahibinden sahibi de satılık

adresi hiç’yere çıkan öfkenin

kirli kinden topudur o!

on üç)

kaçtı neşesi hayatın

kine birikirken sabrın taşı

dışına saklandı mahrem arzuyla

“yap-boz”lu odaların

bozuldu aklın ayarı

şehvetin kibirli kamçısıyla

dökülürken sır’ı aynaların

çürüdü eyvâhsız kâlbin nârı

âhiri aşk olanın geri döndü âhı

yoz anlamın anlamsız kuyusunda

a ş k b o ğ u l d u !

on dört)

boğulurken aşk

yoz anlamın anlamsız kuyusunda

sevgili anlamıyor aşkın şiirini

hayatın hallerini giyinmiş

soyunuk duruyor öyle ciddi ciddi;

öyle

duruyor soyunuk şiirden, aşktan…

şiir oluyor sevgili, hayat oluyor

bilmeden, bilemeden;

ağzımda lâ sesi

çoğalarak kayboluyor…

on beş)

kansız bir darbe kanarmış içe

kanlısı her yere…

im-lâ’sı bozuk aşktım

yarası tam tümcesi yarım

kederi kendine derbeder

o dert senin bu dert benim

hiçliği benli yoklukla yarıştıran…

im-lâsı çizgisiz ütülü

düzgün duygusuyla yaşandığı sanılan her şeyin üçüncü tekil şahıs platonik yarasıydım

farkına varılmayan

düşülmüş cenindim

hayâl bir kadından…

kansız bir darbe kanarmış içe

kanlısı her yere…

on altı)

(hayat) kazma

(zaman) kürek

mezarımı kazmakla meşgûldü dünya

kırıldı

kazması hayatın

parçalandı

küreği zamanın

‘insan neyi

ner’de kaybederse

or’da bulurmuş

kaybettiği her neyse’

derdi çekilirken

unutulmuş bir aşkın

üstü örtülmüş boşluğun

ve “uyutulmuş bir devrimin” sancısıyla

kaybettiğim-iz- her şeyde

kayboldum ben de

oysa

bir boşluk

nasıl kaybolurdu

bir boşlukta?!

on yedi)

belki dip..

belki dibin dibi..

ya da dipten gelemeyen dalga:

f o k u r f o k u r e k s i o n s e k i z

postmodern dibi cehennemin

parçalanmış zaman..

lâ mekân..

yarılmış akıl..

kayıp hatıra..

aşk..

ki

postu delik deşik

modern zamanların

pornografik cesedi insan

yarattığı aşkın

hem maktûlü hem katili…

on sekiz)

naci güz’e…

hayat ne çok anlam kayması

kayıp yitti aklım

bi inti’hâr’ın

eskiziydi aklım

naci abimin aklı

çarski’si atılmış bi lunapark’tı(*)

çocukluğumdan beri

delik ceplerimden düşer hep şekerim

sahi

naci abi

rakı kaldırır mı

habire düşen bi şekeri?!

oysa

her kış

ölüp ölüp diriliyor um(ut)

ilkine baharın

sonra

gelmiyor yine

o kaybedilmiş mevsim

sonrası

yine hüz”nü” hazan

kırılıyor yine kâlbimin dingili

âh arab’eks’ sevgili

bak!

ya da

bakma!

ama gör!

hayatın aksı paramparça!

âh!

boş inancın

çürüyen kasıklarında

kutsanmış zehriyle aşkın

paramparçaydı hep aksı hayatın

yıkamadım işte

hâlâ kirli o eski eksik “ben”i

yine de

gülüşünü üzgün yüzüme sürüp

sabahı mutsuz iş günlerinin

kanlı şafağına yıkıyorum

ezberi bozuk kâlbimi

aşkolsun diye hayat!

(*)

“benim aklım lunapark”

/naci güz/

Anatoli Lunaçarski: Rus Bolşevik devrimci ve sosyalist gerçekçi sanat kuramcısı.Proleter Ekim Devrimi öncesinde sürgün yıllarında adını verdiği “Lunapark” işletmeciliğiyle hayatını idame ettirmişti…

on dokuz)

naylondan

yapma çiçeklerin, güllerin

sabahı sabah

akşamı akşam

gecesi gece

kokusu koku değildir

nefesi

soluya soluya

solduğumuz

zembereksiz zehirdir

naylondan

yapma çiçekler, güller solmaz ama

onlarla derilen sevdaların, aşkların derisi yüzülür

delirir sevmek, sevilmek

hayat çürür..

(bir çiçek olacaksa insan

kendi çölünde

kendine kaktüs olmalı

-herkes neden başkasına

kaktüstür?! –

bir gül olacaksa insan

dikenlerinden kanayan

goncası terli bir karagül olmalı

boynunu dikenine yaslayan)

yirmi)

oysa

bu naylon çağın

ölü ikliminde

şiirin aklı şairin kâlbidir

aklım ermez bazen

bazen kâlbim yetmez;

-kimse kimseyi sevmiyor, neden

bir delinin kendini

sevmediği kadar?!-

yaşarken

usul usul

birikir kutsal kin!

rap rap rap!

ölünce başlar

pornografik ayin!

yirmi bir)

bu naylon çağın

mevsimi “tek!”tir

oysa kime sorsan

dağdır kâlbi, ovadır

alı al, moru mor

rengârenktir!

-klişe olacak ama olsun-

adaleti saraylarda küflenmiş

kalabalık şehirlerin

yapayalnız “vefalı” ışıklarıdır!

herkesin kâlbi birer vadidir;

içinden

deli

hırçın

asi

ve

dingin nehirlerin geçtiği

kanayan bir vadi!

rüyayla gerçeğin arasından

sıza sızlaya

usul usul

birikiyor hakikâte kan!

tıp tıp tıp…

(biliyorum

ölünce herkes

hem badem gözlü olur

hem taşlanacak şeytan!)

yirmi iki)

çay sevsem çay beni sevse

iyisi şarabın pahalı olmasa

rakı, şişesinde durup çarpmasa

sulanacaktı belki rüyayla gerçek

gerçekle hakikât

“git’mek”le “kal’mak” arasında

kâlbinizin vadisinden beynime

sıç(ray)an

pıh pıh pıh tı!

yirmi üç)

hem her şeydir aşk

hem hiçbir şey!

dünyan gibi

dünyan kadar!

dünya gibi

dünya kadar

herkesindir aşk

hem hiçkimsenin!

sahipsizdir aşk!

sahipsiz kalmalı!

oysa

sahtekâr egoların

birbirini zorla siktiği

bu naylon gerçeklikte

aşk faşizmdir!

“seve seve” ölür!

“sike sike” öldürür!

aklın sefaleti

kâlbin hıyaneti

cümle mahlûkâtın esaretidir!

yirmi dört)

ne zaman

sevdadan, aşktan

ve sonsuz sınırsız

barıştan yana

bir şair ölse

ölmeye yeltense

eksilirim biraz daha

habire deşilir döşü

kanaması durmaz şiiri(mi)n

kızarım kendime ve gidene:

niye yaşarken

yeterinden daha fazla

gereğince durmadık

duramadık birbirimizin yanında

ve “faşizme karşı omuz omuza!”

gidenlerin emanetini

uzamasın diye tırnakları esaretin

usulca

yanına koyuyorum şiiri(mi)n…

yirmi beş)

hesaplaşma

don’durul’muş

zaman”!”

kilitlenmiş

düş”!”

unutulmuş

dün”!”

yitirilmiş

gün”!”

yitirilmişse

gün

unutulmuşsa

dün

kilitlenmişse

düş

dondurulmuşsa

zaman

yorulmuş akşamın

sefası yoktur”!”

dinlemek sevgiliyi

dinlenmek sevgiliyle sevgilide

sımsıkı sarılıp sevgiliye

uyumak, uyanmak yoktur”!”

ki gece yoktur”!”

ayazda sımsıcacık

sıcakta sepserin

koynu yoktur sevgilinin”!”

sevgili yoktur”!”

aşk yoktur”!”

yarın yoktur”!”

insan yoktur”!”

unutup dünü

günü yitirenler

dondurup zamanı

düşü kilitleyenler

diyorlar ki:

” âh! ne güzeldi

dünün anısı!

vah! erken kırıldı

erken düşün aynası!

dünün “dedi ki”cileri

bu gün diyorlar ki:

“leylim ley de neylim ney!

yeni bi şeyler yapmalı leylim ley!

ama başkaydı dün, bugün başka!

değişti çağ! çağdaş olmalı yoldaş!

yıkıldı duvarlar, altında kaldık!

yeni demokratik(!) düşler kurmalı!

yeni şeyler söylemeli leylim ley!

leylim ley de neylim ney!”

oysa

kendiliğinden

açılmaz

düşün kiliti

bulmazsan dünde

kaybedilmiş kılavuzu

kendiliğinden

çözülmez

dondurulmuş zamanın donu

olmazsa bir elinde kâlbin

bir elinde eylemin balyozu

vur ha vur!

hem dondurana, hem buza!

kır ha kır!

hem donduranı, hem buzu!

n. o.

Aynur Başkaya Karasu
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.