ALTIN 274,27
DOLAR 5,7859
EURO 6,4453
BIST 7,6399
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Hafif Sağanak Yağışlı
Kitaplar

Necmi Otçu’nun Masası / “Son-Öteki” | Ayşe Kaygusuz / Müslüm Kabadayı

19.12.2018
105
A+
A-
Necmi Otçu’nun Masası / “Son-Öteki” |  Ayşe Kaygusuz / Müslüm Kabadayı

“içime akıyor ıslak bir ıslık çocukluğum.” Necmi Otçu

 

Zamansız, mekansız ve özgün insan ilişkilerinin adamı olan Necmi Otçu; şimdilerde zamanı ve mekanı belli, özgün ve özgür bir paylaşımın içinde. Aslında kendiliğinden, “özgür bir örgütlenme” de gerçekleşmiş olan, adına “merdiven altı masa çalışması” dedikleri, öğrenme yolculuğu içinde dostlarıyla. Bu öğrenmenin içinde, “Ben şiirlerimi burada, dostlarımla birlikte yazıyorum.” diyen Otçu, farkındalıkların da farkında olduğunu gösteriyor bize. Yüreklerini masanın üstüne koyan insanlar, sistemin yalnızlaştırma çabasını baş aşağı etmenin keyfini sürüyorlar. Demli bir bardak çayın yanında sıcacık, içten bir gülümseyişi paylaşıyorlar dostça. Bu paylaşımın içinde geçenlerde Otçu’nun yeni çıkan kitabı ‘son-öteki’ vardı masanın üstünde.

Yaşama ve insana dair bütün duyguları içinde barındıran şiirleri, bazen ince, bazen de olabildiğince sert dokundurmuş iğnenin ucunu sahibine. Benim de söyleyecek sözüm var derken, bazen sessiz bir yuvarlanış, bazen de ta uzaklardan kopup gelen bir çığlık olmuş sesi, yürüdüğü yolda.

Günlük dili parçalayarak sanatın muhalifliği budur, diyen Otçu, imgelerle kendini koşullanmışlıktan kurtarıyor. Yaratıcılığının ve içtenliğinin ölçütü olan imgeleri kendince öyle bir yerli yerine oturtmuş ki bir kez okumak yetmiyor ‘son-öteki’ni. İki üç kez okumaya, durup düşünmeye sevk ediyor insanı.

İç ses ve dış gözlemlerini “yaşamı”, benzetme, mecaz ve deyimler kullanarak yaratıcılığını kendine özgü bir biçemde buluşturuyor. Biçemiyse, bazen tek bazen ikili üçlü, bazen de daha çoklu sözcükleri yan yana getirmesinden oluşuyor.

“Şiirde ‘anlaşmazlık’ estetik yaratıcılığın iç devinimine ait bir doğallıktır.” diyen Otçu, bu yönüyle de sorgulamayı öğretiyor bize. Kimliğini kişiliğini, hayata karşı duruşunu ele veriyor, sözcükler yan yana geldikçe. Kendini tanımakla, yaşamı tanımakla başlıyor işe.

“yaşam dediğinin

yaşanmamışlıktan yol aldığını

bir insan nasıl bilmez durmadan

kendini kendine aşk doğurduğunu” (s.5)

 

Kavgaların içindeki dostluklara ve kavganın içinde bulduğu gerçek dostluğa dikkat çekiyor.

“şimdilerde dostluk

kavganın keyfini sunuyor bize

içime akıyor ıslak bir ıslık çocukluğum

söğüt dalı kokusu birikiyor yüreğimin kıyıcığında” (s.25)

 

Hayatı alın teriyle kazanmayı, onuruyla yaşamı vurgularken, burnunu sızlatan düşüncelerine, şapkasının tereğinin toza bulanmasına yenik düşmeden “umut” diyor.

 

bir öfke kanıyor

elimin tersinde burnumun sızısı

hayat yapışıp kalıyor

şapkamın tereğine

bir toz lekesi

 

şimdi diyorum

durmadan

durmadan şimdi diyorum

bütün zamanlarımla

-aşk duru yorum şimdinin içinde” (s.25)

 

Sonra umudu tüketen ya da umudu gerçeklemeyen insanlara batırıyor iğnenin ucunu.

“kara sinekler

tarih bitti diyenler

umudu kesince insan geleceğinden

bir dünya kurarlar alın teri değmeyen sözlerden

artık kara sinekler yoldaşları

beslenirler tarihin tersinden.” (s.55)

 

Giderek tükenen insan ilişkileri, samimiyetsizlik, iki yüzlülük acıtıyor içini.

“yarası ölen bir dünyada

yoğunlaştırılmış naylon merhabalardan

büyümesi çürümüş bir aşk

çıkıyorum yollara” (s.62)

 

Kanayan yaranın içinde kendiyle barışık olmanın keyfini sürüyor.

“çok inandım insana

çok yanıldım insanda

şunca pişman olmadım

külü rahat bir insanım

inanmak da yanılmak da yakıştı bana” (s.90)

 

Sonra gülüyor kendine. Bir anlamda da kendine olan inancını koyuyor ortaya. Bu, kendine güvenen insanın kendiyle şakalaşması bir bakıma…

 

“dişleri cebimde

ellerine düşmüş çığlık

hiçbir şeye değişmediğim

delişmenliğim

boynumdaki koşum” (s.98)

 

Bakıyorsunuz ezber bozuyor, bir isyanın çığlığı büyüyor içinde. Uzaktakilerin derdini dert ediyor kendine.

komşum diyorum beyaz tabakta

karadutla kiraz gönderdi

aklım fikrim sende kulağım yollara dikişli

tek yol diyorum tek çare

ama hemen her yerde şimdi

afrika’dır büyüyen içimde” (s.114)

 

Ezilenlerin, ezilmişliğini haykırırken, sorguluyor kendini ve öldürenleri.

“şuncacık bir aklım var

lakin unutmuyor kendisini

 

allahın şahitliğinde

mevsim-korku-söz-ihanet-nakış

almışım kendimi çembere

kime anlatsam haftalısı almıyor

can-canı-cancağızım

nasıl kılıçtan geçirdiğimi” (s.115)

 

Bir şeyler canını acıtırken, yalnız olmadığını da görüyor.

canımın acısından

biliyorum

yalnız değilim

hani

 

kim bilir

nerede o?

şimdi” (s.135)

 

Öfkeleniyor birden. Sistemin, düzenin çığırtkanlığını yapanlar ve kendilerini aydın diye tanımlayanları buluşturuyor başka dizelerinde. Siz neyin hesabını yapıyorsunuz, bakın da görmeye çalışın diyor.

“kurtarıcılar bağırıyor dört yanımda

‘taşın altına koyun elinizi’

aydınlar bağırıyor ‘koyun taş üstüne taşı’

elinde bir toplu iğne

gülmekten ölüyor taşın altındaki deli? (s.135)

 

Bir de haziran ve temmuz ayının canını acıtan bir yanına vurgu yapıyor. Geçmişimizi, düzgün insanları, iz bırakan ustaları, eserlerinin adını kullanarak yad ediyor saygıyla. (s.149, 150,151)

 Kendinde biriktirdiği onca şeyi sözcüklere çevirmeyi, içini şiire boşaltmayı ?delilik? olarak görüyor.

(ben deli miyim ne bokum

zonk zonk zonklarken yüreğim

ben şiire siliyorum bütün insan ıslaklığımı

ah diyorum, aşk kane boyadı beni”) (s.167)

 

Biraz babasına, biraz da sokak dilini (küfürü) yumuşak bir şekilde kullanan şairimize (Can Yücel?e) atıfta bulunurken, giderek çoğalan sokak çocuklarına dikkat çekiyor. (s.174)

İnançları uğruna, canlarını veren insanların unutulmadığını ve dönüp baktığında, gelinen noktada canının çok yandığını anlatıyor.

 

hangi zamana dokunsam beynimin elleriyle

gencecik bir insanla geliyorum göz-göze?

 

yaşlı ellerim

yaşlı beynim

öyle ıslanmış ki genç ölümlerde

ömrüm gencecik bir ah

durdu duruyor duracak yüreğimde? (s.189)

 

Ve hala inandığı, insanlık adına özlediği bir dünyanın, özlediği bir yaşamın gerçekleşmemiş olmasını, yüreğinin yarasını dile getiriyor. (s.190)

Yaşamdan damıttıklarını, inanmışlıklarını sevdasına yol yapan yolcu biliyor, sahiplendiği toplumun geçmişini.

 

ah aşktan yolun yolcusu

kim bilir şimdi hangimiz

hangimizin yakasında

kaç karanfil kurusu? (s.203)

Toplumun çıkarlarını bireysel çıkarlarının önüne koyan grup, iğneyle kuyu kazarak dönüşümü sağlamış ve insanın sürüleşmesinin de önüne geçmiş oluyor. Kolektif bir üretimle de gelişmeyi sağlıyor, insan sevgisini ve mutluluğu var ediyorlar.

 Edip Cansever’in dediği gibi, Masa da ne masaymış ha!?

 

Nemci Otçu’nun Eserleri:

1-Özgün Nehir (2000)

2-Ben Denizsiz Olamıyorum (2002)

3-Benimsenmiş Yollarm (2003)

4-Gülüşümesi (2006)

5-son-öteki (2011)

 

Ayşe Kaygusuz

 

“Necmi Otçu’nun Masası / “son-öteki” – Ayşe Kaygusuz” üzerine 2 yorum

 

Şaban Öztürk

 

18 Nisan 2012 22:18

 

 

yalın bir dilin estetik söylemle nasıl da içindeki anlamı vurucu duruma getirdiğinin örneğidir Necmi Otçu şiiri…

 

Müslüm Kabadayı

19 Nisan 2012 16:59

Ayşe Kaygusuz’un, fotoğraftaki toplantıda Necmi Otçu dostumuzun “Son-Öteki” yapıtıyla ilgili yaptığı sunumu, daha vurucu hale getirdiğini görmekten sevinç duyuyorum.

Kültürel evrimin bir parçası olarak şairin yaratımındaki evrim bakımından Necmi Otçu’nun şiirindeki ileri sıçrama noktalarına vurgu yapılmış. İyi şiir okuyucuların kitabı bütünlüklü değerlendirmelerine de bir işaret bu.

Ankara Edebiyat Topluluğu’nun oluşum sürecinde üretime dayalı örgütlülüğün güçlenmesi bakımından, ayrıca bunun yeni edebiyat çeperlerinde devinmesi için, insanokur.org’un da platformumuz haline gelmeye başladığını görüyorum. Bu da güzel…

Yeri gelmişken, Ayşe Kaygusuz arkadaşımızın Necmi’nin alıtıladığı sözündeki “anlaşmazlık” kafama takıldı. Bunun “anlaşılmazlık”la bir karşılaştırması var mı?

Müslüm Kabadayı

 

Necmi Otçu Şiiri ve Poetikası

 

19 Ağustos 2015 ·

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.