ALTIN 468,60
DOLAR 7,6714
EURO 8,9859
BIST 1,1706
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Günün Hikayesi | Sınır Ötesi Düşler | Suzan Kuyumcu

19.01.2020
364
A+
A-
Günün Hikayesi | Sınır Ötesi Düşler | Suzan Kuyumcu

Bölüm: 2

Fırtınalı, şimşekli, gök gürültülü karanlık geceyi düşündü. Uyanıkken yaşadığına inandığı sıra dışı
görüntüler… İçi ürperdi. Öylesi kâbusun içindeyken huzurla uykuya dalmış olması onu hala
şaşırtıyordu. Minnet duygusuyla gözlerini tavana dikti.
Kahvaltı tepsisiyle birlikte mutfağa geçti. Etrafı toparlayıp kendisine kahve yapacaktı. O an kapı çaldı.
Sude’nin yüreği delicesine çarpmaya başladı. Kocası gece yaşanan olumsuz hava koşullarından dolayı
erken dönmüş olabilir miydi? Huzursuz oldu. Kapıyı açtı. Karşı dairede oturan arkadaşını görünce
rahatladı, ona gülümsedi.
Komşusu Cansel büyük bir coşkuyla içeri girdi.
“Kusura bakma arkadaşım” dedi, “daha fazla bekleyemedim!”
“Rica ederim, ne kusuru, kendime kahve yapacaktım, sen de ister misin?”
“Olur” dedi Cansel.
“Sen salona geç otur canım, ben şimdi geliyorum”
Sude Cansel’i ilk kez bu kadar telaşlı ve heyecanlı görüyordu. “Ne oldu acaba?” dedi düşüncesinde. Bir
süre sonra elindeki kahve tepsisiyle içeri girdi. Cansel’in elinde yabancı adamın resmi vardı.
Çiçeklikteki rengârenk giysili, sakallı zat onun da dikkatini çekmişti demek.
“Sude, bunu nereden buldun?” dedi heyecanla.
Sude rüyasını ve anneannesinde karşılaştığı rastlantıyı anlattı.
“Ben de alıp getirdim, şu an rüyamda olduğu şekliyle gerçeği duruyor” dedi gülümseyerek.
“Peki, kim olduğunu biliyor musun?”
“Hayır” dedi Sude. “Önemli biri olduğunu tahmin ediyorum fakat kim olduğunu bilmiyorum”
Cansel’in elleri titriyordu.
“İyi misin?” dedi Sude, elindeki fincanı tutarak.
“Ay arkadaşım ben ne için geldim, neyle karşılaşıyorum” derken gözleri ışıl ışıl parlıyordu.
“Neden bu kadar heyecanlısın, bir şey mi oldu?”
“Bu zat, Hacı Bektaşi Veli, canım” dedi Cansel, “Ve ben bu gece rüyamda seni gördüm, daha doğrusu
seni değil… Ama tamamen seninle ilgili”
Sude tek kelime etmeden gözlerini arkadaşına dikti.
“Rüyamda Nevşehir’deymişiz. Oraya ziyaret için gitmişiz. Birden Hacı Bektaşi Veli’nin sesini
duyuyorum. Kulaklarımda sürekli yankılanan bir ses…”
‘Sude’yi acilen bana getirmeni istiyorum. Onu acilen bana getir!…’
Bir de bakıyorum senin yanındayım. ‘Haydi’ diyorum, telaşla, ‘haydi daha fazla gecikmeyelim…’ Sonra,
yaya olarak seni ona götürmeye çalışıyorum. O kadar telaş içinde koşuşturuyoruz ki… Dağın
eteklerinde kocaman kazanlarla pilavlar pişiriliyor. Kadınlar ellerindeki dev tahta kaşıklarla pilavları
karıştırıyordu. Bir tanesi bize bakarak, ‘Haydi, haydi çabuk olun, geç kalıyorsunuz…’ dedi. Sonunda
ona gitmeyi başarıyoruz. Öylece uyanmışım…” dedi Cansel.
Derin bir nefes alarak sustu. İkisi de duygulanmıştı. Kahvelerini sessizlik içinde içtiler. Komşu kadın
elindeki küçük çerçeveyi çiçeklikteki yerine yerleştirdi. Sonra gelip yerine oturdu. Sude’nin ellerini
avucunun içine aldı.
“Seni oraya, yani Hacı Bektaşi Veli’ye ben götüreceğim. Çünkü seni getirmemi benden istedi. Bu ne

zaman olur bilmiyorum canım. Okulların tatiline az kaldı. O zaman eşimin de bol zamanı olur. Hep
beraber gideriz, gideriz değil mi?”
“Elbette gideriz” dedi Sude.
“Kocan?” dedi Cansel.
“Onun da bize katılacağını düşünüyorum, hatta eminim” dedi, arkadaşının elini sıkarak. Sude ona
akşamki korkusundan ve sonra gelişen olaylardan söz etti.
*
Sude yaşamı boyunca insanlara Alevi ya da Sünni ayrımı yapmadan yaklaşmıştı. Dahası sorgulamayı
düşünmemişti bile. Hacı Bektaşi Veli, kendisindeki bu özelliği sevmişti belki. “Kim bilir” dedi
düşüncesinde. Birbirlerinden kız alıp verme konusundaki tepkiler Sude için şaşırtıcıydı. Allah, kulların
yüreklerine sevdayı düşürmüşse, bu sevdayı yargılamak kulların hakkı olmamalıydı. Geçmişte
birbirinden ayrışan ve kemikleşerek inancın birer parçası haline getirilen olgular yine kullardan
gelendi çünkü.
“Dert sendendir bilmezsin
Derman sendedir görmezsin
Bir noktayım sanırsın
Evrenin özetisin bilmezsin” dememiş miydi Hz. Ali?
“Derdi var eden bizleriz” dedi düşüncesinde, “o halde dermanı kendi içimizde aramalıyız. Demek ki
kişinin kendini keşfe çıkması gerekiyor. Mesela” dedi kendi kendine, “Cansel’i Alevi bir anne dünyaya
getirdi, beni ise bir Sünni. Bir başkasını Ermeni ya da Hıristiyan… Kişinin seçme şansı yok ki”
Her kültürel yapı, farklılığını bünyesinde taşırken, aslında zenginliğin anahtarlarını da insanlara
sunuyordu. Sude farklılığın zenginlik olduğuna inanırdı. Bu yüzden yüreği herkese her canlıya açıktı.
Ona göre baktığı, gördüğü her şeyin bir ruhu vardı. Bu ruhlarla birleşmek, onları hissetmek müthiş bir
duyguydu. Bu yüzden hayatı seviyordu. Ona göre as olan insan olabilmek dahası insan kalabilmekti.
***
Genç kadın yanılmadı. Kocası avdan geldiğinde ilk işi kendisine sarılarak özür dilemek oldu.
Sorguladığı parayı evin bir ihtiyacı için kendisi almış, sonrasında unutmuştu.
“Sana söylemeyi nasıl unuturum, ben hayvanın tekiyim, yaptığım haksızlık için, ne olursun beni affet
canım!”
Perişan görünüyordu. Uykusuz ve yorgun… Sude akşamki korkusundan söz etmek istedi, sonra
vazgeçti. Kocası balıkları koyduğu buzlukla beraber mutfağa yöneldi. Genç kadın onu incinmiş ve
dalgın gözlerle izlerken, bakışları yine çiçekliğe takıldı. Resimdeki berrak bakışlar kendisini izliyor
gibiydi. İçinin ürperdiğini hissetti. Cansel’in sözlerini anımsadı.
“Onun ruhu seni korumak istemiştir belki…”
Önce rüyasıyla evine gelmiş, sonrasında kendisini gerçeği ile buluşturmuştu. Sude korunma hissiyle
donandığını hissetti. İçindeki kaygı, incinen kalbi yerini güven ve huzura bıraktı.
Hacı Bektaşi Veli’nin gözlerine gülümseyerek baktı.
“Kurtarıcım, yüreğime hoş geldiniz” dedi.
Bitti

ETİKETLER:
Suzan Kuyumcu
Suzan Kuyumcu
Roman ve öykü yazarıyım. Nefise ve Satılık Sevda isimli iki roman, İlesam ve Akçağ yayıncılığın ortaklaşa oluşturduğu yarışmada ödül alan Gülce'nin Can Dostları isimli öykü kitabım var. Basılmayı bekleyen dört romanım demlenmede... Aynı pencereden bakan dostlarla birlikte olmak keyif verici...
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.