ALTIN 475,10
DOLAR 7,5635
EURO 8,9686
BIST 1,1844
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Bir Mektepli Berduş, Bir Halk Filozofu Sakallı Celal | Mahir Akarsular

Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
11.06.2020
282
A+
A-

Hey gidi Sakallı Celal …

CELAL YALINIZ (1886 – 1962) düşünür ve filozoftur. Sakallı Celal olarak bilinir. Yazılı bir eser bırakmamış ama her biri birer eser olan insanlar bırakmıştır arkasında. Yakın arkadaşları arasında Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Haşim, “öğrencim” de dediği Nazım Hikmet, Ordinaryüs Matematik Profesörü Ali Yar, Haldun Taner ve Ali Sami Yen. Çevresindekiler arasında Nurullah Ataç, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Kazım Taşkent gibi çeşitli isimler ile Melih Cevdet Anday, Orhan Veli gibi pek çok şair ve yazar yer alır.

Peki kimdir bunca anlattığım bu Sakallı Celal? Niye bu kadar önemlidir?
II.Abdülhamit’in ve Osmanlı imparatorluğunun son Bahriye Nâzırı (denizcilik bakanı) Amiral Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğludur, yani hem varlıklı hem de görgülü, kültürlü bir aileden gelmektedir.
Galatasaray Lisesi’nde okumuş, mezuniyetinden sonra parlak ve çok başarılı bir öğrenci olması sebebiyle devlet desteğiyle yurt dışına yüksek öğrenime gönderilmiştir. Fakat kendisi Makine mühendisliği isterken Siyasal Bilimler’e uygun görülmesi üzerine okulu yarım bırakmış, Paris’te bir süre dolaşmış ve sonra o ünlü sakalını bırakarak “artık ülkeme hizmet zamanı geldi” deyip yurda dönmüştür.

Sonrası bir dolu ibret verici macera. Uzak diyarlarda öğretmenlik, başmakinistlik gibi birbiriyle ilgisiz işler yapmış.
Çok daha iyi şartlarda yaşayabilecekken kendini, kendi deyimiyle önce “KENDİNİ ARAMAYA” vermiştir. Sonra da her ne şartlarda olursa olsun memleketin cahil insanlarını aydınlatmaya.
Üstü başı daima hırpani, pantalonları yamalı, lekelidir. Yıkanmayı sevmemektedir. Buna rağmen lüks davetlerin onur konuğu olmaktadır. Çünkü orijinal zekası, yaratıcı fikirleri nedeniyle çok rağbettedir. Kılık kiyafetinin ve saçının başının hırpani olmasına rağmen katıldığı davetlerde kullanacağı çatal bıçağı silip temizlemeden yemeğe başlamazmış. Mikrop kapma korkusu had safhadaymış.
Bugün kullandığımız ve nereden geldiğini bilmediğimiz pek çok deyiş de onundur.

Birkaç Sakallı Celal deyişi örneği:

“Bir kızın tıraşlı bir erkeği güzel zannetmesi hazindir”.
“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur”.
“Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir”.
“Türkiye’de aydın geçinenler Doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde Batı yönünde koşturarak Batılılaştıklarını sanırlar”.
“Evinde yapılan arama esnasında polis duvarda duran Karl Marx portresini sorunca “Rahmetli Babam” diye cevaplamıştır”.
“Meşrutiyeti getirdik olmadı, cumhuriyeti kurduk olmadı. Biraz ciddiyete ne dersiniz?”
“memlekete hizmet etmek istiyorsan bunu kimseye duyurmadan yapacaksın. yoksa engellerler”.
”hiçbir yoğurtçunun aslen yoğurt olduğu görülmediği gibi, hiçbir türkçünün de aslen türk olduğu görülmemiştir”.

Ayrıca çok güçlü ve sağlıklı bir adammış, hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış, ama çocukları çok sevmiş.
Çok kalabalık bir ailesi ve Türkiye’nin en ünlü insanlarıyla arkadaş olduğu halde soyadını ‘YALNIZ’ olarak kaydettirmiş. Öldüğü güne kadar da en yakın arkadaşları bile bilmemiş onun bir soyadı olduğunu. Öylesine özdeşleşmiş ‘SAKALLI’ lâkabıyla yani…

Galatasaray Lisesi mezunudur. Mükemmel fransızca bilir, konuşur.. Trablusgarp’ta savaşmaya gittiğinde yakalanıp italyanlarca yargılanırken öyle bir savunma yapmıştır ki hem beraat etmiş hem de hakime “senin yerinde olsam ben de aynısı yapardım” derdirtmiştir.
Adnan Menderes’in ”istese odunu bile vekil seçtirebileceği” gibi sözlerine; “gitsin de boş bir küpe osursun aksutiği güzel olur” diye cevap verir Sakallı Celal.

Atatürk aşığıdır kendisi. çok da samimi bir vatanseverdir..
Kimseden de kuruş almaz. Dönem arkadaşları Türkiye’nin en itibarlı kişileriyken o kendi halinde takılır. Ama arkadaşlıklarını hiç unutmaz. Galatasaray Lisesi’nin her pilav gününe göbeğine kadar sakalı ve eski püskü elbiseleriyle katılmıştır hep.
Rivayet odur ki kendisyle dalga geçmeye kalkan Orhan Veli’ye sağlam bir ayar vermiş, kapak yapmıştır.
Suyu hiç sevmezmiş kendisi ve bilimsel bir kanıt olmasa da dahi yaratılışlı insanların ortak bir özelliğiymiş bu..
Evinde farelerle bile arkadaşlık yapıp besleyebilecek sevecenlikte bir adamdır ve o evinde yokluk içinde ölmüştür. Ölene kadar da kimseye yakınmamıştır.
Cumhuriyet dönemi filozoflarındandır. İstanbul’ da Galatasaray Lises’inde, Anadolu’da ise İzmir ve Zonguldak’ta öğretmenlik yapmıştır. Yazılı bir eser bırakmaması büyük bir talihsizliktir.
Paraya hiç tamah etmemiştir. Hayırseverdir. Gerek öğretmenlikten gerekse fabrikada çalıştığı yıllarda aldığı maaşlarını paylaşan, fakirlere yardım eden bir kişidir.
Bir keresinde, parası olmadığından ötürü güverte temizleme karşılığında İzmir’den İstanbul’a vapurla geldiğini aktarır Haldun Taner.
Sakallı Celal üzerinde silahla yakalandığı bir gün, polis neden silah taşıdığını sormuş, cevap olarak: ”bugün bence çok daha önemli: “Gazi Paşa ve Cumhuriyet’i korumak için!” demiştir.
Yani, ”büyük” adam sanılan ”küçük” lerden, silah taşıyarak Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü koruyormuş.
Vasiyetinde ise Ulu Önder hakkında şunları kaleme almış: “Mustafa Kemal’i seviyorum. Tatmin edilemeyen hasretimle ölüyorum. Onu öpmek ve koklamak isterdim”.

Bir baltaya sap olmak istememiştir. Başarısızlığından değildir bu, istememiştir de ondan. Herkesi şaşırtmak daha işine gelmiştir. Pantolonu yamalıdır, ayaklarında koca koca galoşlar vardır, Başında kasket, elinde fransızca gazeteler, otobüse, tramvaya bindi mi, gazetelerini yüzünün bir o yanına bir bu yanına siper ederek, yolcuların aksırık tıksırıklarından, mikroplarından korur kendini. Kapı tokmaklarına çok el değdiği için de bir önlem almıştır, kapıları dirseği ile açar ve bu yöntemin sağlığı korumakta çok önemli olduğunu anlatan broşürler bastırıp dostlarına dağıtır ve onları uyarır. Üstünün başının dökülmesi yoksulluğundan değildir.
Peki, ünü nerden gelir? Kahraman olmasından. ancak eskilerin anlayabildiği bir tür kahramanlıktı bu. Kendisi için hiçbir şey istememiştir, ne para, ne parlak bir yer, yeter ki ülke yükselsin, çağdışı geleneklerden, inanışlardan toplum kurtulsun, aklın, mantığın dediği olsun…

Sakallı Celal trende ateşçidir; trenin özel vagonunda Kazım Karabekir Paşa’nın yolculuk ettiğini öğrenince lokomotiften vagona geçer, paşa’yı görmek istediği haberini gönderir içeri. Bir ateşçi ne isteyecektir ki paşadan, ya para, ya daha iyi bir iş değil mi? Oysa elleri, yüzü gözü kömür tozu ve yağ içinde olan ateşçi, paşanın karşısına çıkınca, Türkiye’de eğitimin nasıl olması gerektiğine ilişkin özgün düşüncelerini söyleyip eğitim meraklısı paşayı çok şaşırtır.
Sakallı Celal her gittiği yerde softalarla çatışır, bu yüzden ölüm tehlikeleri de atlatmıştır. Ama onu sakıncalı bulanlar, sadece cahiller değil, sözüm ona aydınlardır da. Öğretmenlik ettiği geri bir taşra kasabasında, sakallı celal, öğretmenler odasına avrupalı bir böcek bilginini toprakta incelemeler yaparken gösteren bir fotoğraf asmıştır. Bir gün sonra gelir bakar ki, duvarda fotoğraf yok. Sorar soruşturur; meğer öğretmenler, bilginin şapkasından tedirgin oldukları için kaldırmışlar fotoğrafı. Bunu öğrenince Sakallı Celal bağırır onlara, “ulan” der, “adam sizin hatırınız için güneşin altında baş açık mı çalışsın!” işte bu öykülerden kaynaklanmaktadır Sakallı Celal’in ünü.

O üstü başı dökülen adamın, her girdiği yerde saygı gördüğü, herkese kendini dinlettiği, ötekini berikini sınavdan geçirdiği düşünülürse konunun rengi değişir. Gene de eski zaman kişiliklerinden biridir o, Bugünün savaşım anlayışı ile bağdaşmaz onun savaşımları. Sanki toplumu değiştirmek için değil, okumuş yazmışları şaşırtmak için bu yolu tutmuştur o. Ama tek başına çalışmayı yeğlemiştir. Bu bakımdan dr. Albert Schweitzer’e benzer.
Sakallı Celal’den günümüze kalan ne kadar bilgi, belge ve tanıklık varsa, a’dan z’ye bulunabilecek ” tek kaynak ” ; gazeteci – yazar ORHAN KARAVELİ tarafından yazılmış olan ” Sakallı Celal – Bir ‘Bilinmeyen Ünlü’nün Yaşam Öyküsü ” adlı belgesel – ve harika fotoğraflarla bezeli – 230 sayfalık, değerli kitaptır.( Pergamon, 1.baskı Mayıs 2004, 4.baskı Haziran 2004 )

Galatasarayı Sultanisi’nden öğrencisi ve hayranı olduğu Tevfik Fikret’in, ” Hak bellediğin bir yola yalnız ( yalınız ? ) gideceksin ” dizesinde ifade edilen prensibe ne pahasına olursa olsun, hayatı boyunca sadık kalmıştır.

Sakallı Celal’in hayatını okuyun, hiç bir şey kaybetmeyeceğiniz gibi çok şey kazanacaksınız. Işıklar içinde uyu koca filozof …..

Derleyen: Mahir Akarsular

———

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.