ALTIN 326,24
DOLAR 6,1212
EURO 6,6535
BIST 7,9276
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

1999 Gölcük – 2020 Elazığ | Yıldız Demirci

26.01.2020
119
A+
A-
1999 Gölcük – 2020 Elazığ | Yıldız Demirci

Gözyaşının, acının, çaresizliğin rengi her yerde aynı…
Geçmiş olsun Elazığ, geçmiş olsun Türkiye’m

Allah ölümü dağlara vermiş, dağlar yerle bir olmuş, rüzgâra vermiş, rüzgârın sesi kesilivermiş, ırmaklara akarsulara vermiş, suları çekilip kuruyuvermiş. Hep bir ağızdan yalvarmışlar. “al bu ölümü bizden” diye en sonunda Allah ölümü insana vermiş. insan ölüme ağlayıp ağıtlar yakarken, yanında zıplayan kertenkeleye gülüvermiş..
Tamam demiş Allah insan bu ölümü kaldıracak!
böylelikle ölüm insanda kalmış. Unutmak kabiliyeti ders almamak insandaymış..
Alıntı
…….
O gün akşama kadar iş aramış bulamamıştı, büyük bir ümitsizlikle eve döndü. Ne yapacağını bilemiyordu. Tarhana çorbası pişirip kurumuş olan ekmekleri içine doğradı, çocukların karnını doyurdu. Sultan diye bir kadın Demirleri içine çökmüş, somya getirmiş eski püskü de iki tane battaniye vermişti. Battaniyeyi demir somyanın üzerine yatak niyetine sermiş diğer battaniyeyle üzerlerini ötüyorlardı. Çocuklarını iki kolunun üstüne yatırıp uyuttu kımıldadıkça somya gacır gucur sesler çıkarıyordu. Kendisi de uykuya daldı.
Gecenin bir yarısı büyük bir gürültüyle uyandı korkuyla sesleri dinlemeye başladı birisi kırın kapıyı diyordu hep bir ağızdan çıkın dışarıya diye bağırıyorlardı. Sert bir kütleyle kapıya güm güm vuruluyordu. Seslere iki küçük çocuğu uyanmış korku içinde annelerine sarılmışlardı. Çocuklarının ağzını elleriyle kapatıp kucakladı.
Sessiz olun! Korkmayın ben buradayım, siz kımıldamayın ben bakayım! dedi.
Parmak uçlarına basarak, ses çıkarmadan kapıya yaklaşıp sesleri dinlemeye başladı.
Sesler daha yakından geliyordu öyle güçlü vuruyorlardı ki kapıyı zaten ahşap olan kapı yerinden koptu kopacaktı.
Hepsi bir ağızdan bağırdıkları için ne söylendiğini tam anlayamıyordu.
Çıkın dışarıya öleceksiniz!
Yöneticinin oğlunun sesini tanıdı bodrum kat olan evin kapısı binanın dışındaydı korkuyla açtı kapıyı. Kapıdaki erkekler içeriye koşup çocukları kucaklayıp dışarı çıkardılar. O hala ne olduğunu anlamamıştı; durun demesine rağmen kimse onu dinlemiyordu. Onunda koluna girmişler kapıya doğru götürüyorlardı.
Dışarıya çıktıklarında on metre kadar uzakta olan caddenin insanla dolu olduğunu gördü.
Neler oluyor
Kızım sen ölüm uykusuna mı yattın? Deprem oluyor deprem kapıyı kıracaktık artık böyle uyku mu olur?
Korku içinde beklemeye başladılar hava sıcaklığı eksinin altına düşmüştü yaz mevsimi olmasına rağmen çocuklarda dâhil üşüyorlardı komşular üzerlerine şal battaniye almışlar o ise hiçbir şey alamadan dışarıya çıkarılmıştı. Herkes korku ve dehşet yaşıyordu sağa sola koşanlar, hep bir ağızdan konuşanlar, uzaktan gelen sesler..köpekler ulumaları birbirine karışıyordu. Gökyüzü cehennem gibi kızarmıştı.
Ev sahibi sürekli konuşuyordu.
“Kızıma bir şey olacak diye çok korktum” diyordu. Çocuklara “dedem iyi misiniz?” diyordu.
Sanki İki gün önce kapısına kira için gelip
“bak her şey aramızda kalacak. İnsanın her şeye ihtiyacı olur hele senin gibi dul kadının daha çok ihtiyacı olur. Bir ihtiyacın olursa bana gel, ben karşılarım başkasına gitme! O zaman kirada sorun olmaz. Deyip iğrenç bakışlarını üzerinde gezdirmişti. Şimdi kılık değiştirmiş iyilik melaikesi kesilmişti.
Midesi bulandı nasıl bu kadar arsız ikiyüzlü olabiliyorlardı.
Çocuklar iyice ona sokulmuş “anne çok üşüyoruz uykumuz var” diyorlardı durumu anlayamamışlardı. Gecenin bir saatinde neden dışarıda olduklarının farkında değildiler iyi ki de değildiler yoksa nasıl o tahribatı atlatacaklardı.
Arada bir hafif sarsıntılar oluyor herkes birbirine sarılıyordu o çocuklarıyla ayrı bir köşeye oturmuştu.
Dışarıya çıkalı bir saat kadar olmuş, yoldaki kalabalık daha da çoğalmıştı. İnsanlarda olan panik korku onda yoktu. O içinde bulunduğu durumu düşünüyordu “yarın ne yapacaktı? Bu ev sahibi yine para diye gelecekti. Çocuklarına ne yedirip içirecekti. Ne yapacaktı işte bulamamıştı. Ankara gibi yerde tek bir tane akrabası, eşi, dostu yoktu. Böylesine iğrenç insanların arasında yaşayıp ta ne yapacaktı.
Binada kimse kalmamış hepsi aşağıdaydılar. Ev sahibi, karısı, gelini, oğlu, torunları… Diğer kiracılar, sağdaki soldaki apartmandan gelen insanlar… O ise sadece ev sahibi ve ailesini tanıyordu. Diğerlerini tanımıyordu.
Çocuklarını kucağına aldı evine doğru yürüdü.
Sen deli misin? Öleceksin girme içeriye!
“Azrail beni bulacaksa dağa çıksa da bulur kaçsam saklansam da bulur,” dedi.
Evine girdi el yordamıyla yatağı buldu aynı şekilde çocuklarını iki kolunun üzerine yatırdı ısıtmaya çalıştı.
Haydi, önce duamızı edelim sonra ben size keloğlan masalını anlatayım
Önce o söylüyor sonra çocuklar tekrar ediyordu
Yattım Allah kaldır bizi.
Dua bittikten sonra çocuklar Âmin deyip, ellerini yüzlerine sürdüleri
“Haydi, anlat anlat.”
“Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir keloğlan varmış. Bu keloğlanın birde anacığı varmış anası keloğlanı; a benim kel oğlum keleş oğlum, diye severmiş.”
Daha masala başlamadan çocuklar uykuya dalmışlardı. Sevindi. Kendince çocuklarım korkmadılar diye. O ise ölüme kendisini hazırlamış hiç yoktan deprem de çocuklarım uyuyor olsun demişti kendisi de derin uykuya daldı.
Onlar, o mahalle, binadaki insanlar hepsi yaşıyordu kimseye bir şey olmamıştı. Çok büyük bir deprem olmuştu, ama onlar uyanmışlardı.
ya Gölcük’tekiler, Kocaeli, İzmit’dekiler? Onlar uyanamamıştı.. İzmir’e kadar her yer sallanmış, cehennemden öte cehennem yaşamışlardı. resmen asrın felaketiydi..
17 bin dört yüz seksen kişi hayatını kaybetmiş.. Yirmi üç binden fazla yaralı bin e yakın sakat ve hala izlerini taşıyan insanlar kalmıştı. İki yüz binden fazla ev kırk binden fazla iş yerleri yerle bir olmuştu can pazarı yaşanıyordu Türkiye’nin ve Dünyanın her yerinden insanlar ve yardım kamyonları Marmara’nın yolunu tutmuştu. Kimisi kendi imkânlarıyla gidiyor kimisi de elinde evinde ne varsa onu gönderiyordu..Marmara deprem bölgesi en büyük fay hatları ise yine bu bölgedeydi.
Pek çok konuşmalar yapıldı deprem nasıl önlenir? Depremde neler yapılır? Etkinlikleri, seminerleri düzenlendi. sanayiler çadır yapma yarışına girdiler bunun yanı sıra soyguncular da iş başındaydı su kuyrukları yemek kuyrukları insanlar sokakta açlık, susuzluk, sefillik, kaybettikleri yakınlarının acısı, yaşadıkları cehennemim korkusunu hep bir arada yaşıyorlardı.
Günlerce arama kurtarma çalışmaları sürdü. Yardımlar kendilerine ulaşsa bile tamamı ulaşmadı. Aç güzlü mahlûklar yine iş başındaydı. Felaketi kar a çevirme derdindelerdi.
Çarşaf çarşaf, gazete manşetlerine taşındılar. O zaman TRT vardı. Günlerce afet bölgesinden yayınlar yapıldı. Şiirler ağıtlar yakıldıİ dualar edildi. Bey babaları çıkıp demeçler verdi.
Hepsi unutuldu hiçbir tedbir alınmadı depremzedeler başka şehirlere gittiler, ya bir yakının yada arkadaşının yanına.
Aradan yirmi yıl geçti koskoca yirmi yıl yaşayanlar o günleri katiyen unutmadı, unutamadı. Ama insanoğlu unuttu yöneticiler unuttu idareciler unuttu. Her zaman olduğu gibi yine rant ve koltuk derdindeler, yine koca göbeklerini şişirme derdindeler..
……….
“Kaz dağları (ida dağı) Peleus ile Tetis’in düğün törenlerine Nifak tanrısı Ares (Mars) altın bir elma gönderir. “EN GÜZELE“ yazmaktadır elmanın üstünde.
Zeus bu elmayı kime versin; tanrılar arasında habercilik yapan kurye Hermes ile birlikte bu elmayı tutar, İda Dağı’nda Çoban Paris’e gönderir. Bu kararı ölümlü birisi versin der, çünkü bu kararı Zeus verir ise, tanrıların verdiği karar da ölümsüzleşecektir. Adı geçen üç güzel, Afrodit, Athena ve Zeus’un kendi karısı Hera’dır. Altın elmaya sahip olmak için Hera der ki Çoban Paris’e; ”Bu elmayı bana verirsen seni Asya kralı yaparım.”
Athena der ki; “Bu elmayı bana verirsen sana sonsuz akıl bilgi ve kehânet gücü bahşederim.”
Afrodit der ki,
”Bu elmayı bana verirsen; sana Ispartalı Helen’nin aşkını bağışlarım!”
Helen güzelliği tüm dünyada dillerde dolaşan bir kadındır.
Sonuçta Ispartalı Helen’in aşkını tercih eden Çoban Paris bu Altın elmayı Afrodit’e verir ve Afrodit; Aşk ve Güzellik Tanrıçası sıfatını kazanır.
Daha sonra Ispartalı Helen’i geri getirmek isteyen Akalar, Troya (Truva) ya saldırır ve Truva Savaşları başlar.
İşte tarihteki ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olan İda Dağı denilen yer, bugünkü Kazdağları’nın ta kendisidir…”
Kaynak: Dr. Taner Akman
…….
Ve ne yazık ki kaz dağları şimdi altın arama bahanesiyle yok edilmekte.. Ne karşılığında? İstanbul’da yarım gökdelen karşılığı komisyon parasına…
İşin iç yüzü ve pek insanımızın bilmediği bir başka gerçek ise Türkiye’nin iki büyük ve hiç çatlamamış fay hatlarının bu dağların altından geçmesi. Depreme engel olmak yerine; daha da büyük depremlere yol açılmıyor mu? Toprağın enerjisini kökleriyle sabit tutan bin yıllık ağaçlar sökülüp atılmıyor mu? Şimdi fay hattı o kazılar sonrasında çatlar ise ki bu kaçınılmaz.. Siyanürün tehlikesinden bahsetmiyorum bile bu depreme davetiye değimli? Arsız bir türlü doymak bilmeyen insan müsveddeleri ne zaman masum insanların yanında duracak, ahından kurtulacak.. ne zaman yaşadığımız acı kayıplardan ders çıkaracağız.. 45 saniye gibi bir zamanda olan felaketin tekrar olmayacak gibi bir garantisi var mı? Bugün yapılan anmalar kutlamalar engel olacak mı?
19 ağustos 1999 da hayatını kaybedenlere Allahtan Rahmet diliyorum. Rabbim bir daha böyle bir acı yaşatmasın..
Elazığ’da Malatya’da canlarını kaybetmiş vatandaşlarımızın mekanları cennet olsun. yaralılarımıza Acil şifalar diliyorum daha fazla can kaybı haberi almayız inşallah Geçmiş olsun Türkiye’m
Amin
Yıldız Demirci.

17 Ağustos 2019

 

Yıldız Demirci
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.