ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu

Kedi | Yesenya Bıkmaz

Kedi | Yesenya Bıkmaz

Hep kendimi anlatmaya, açıklamaya uğraşan biri oldum. Neden öyle davrandığımı, niye o lafı söylediğimi, neden öyle baktığımı hep etrafımdakilere anlatma ihtiyacı hissettim. Hayattaki en büyük korkum yanlış anlaşılmak, hatta daha da kötüsü anlaşılamamak olduğu içindir belki. Bu durum her zaman ama her zaman tersine etkiledi beni. Çünkü ben kendimi anlattıkça daha çok sordular. Daha çok üstelediler. Ama’lar, neden’ler sürekli arttı. İçimden hep; ‘Boşver sen ne yaptığını, nasıl bir insan olduğunu biliyorsun anlatmak için uğraşma’ desem de sonra yine ilk fırsatta kendimi açıklamaya uğraştım. Elimde değil, belki de çocukluğuma inmeli…

Çevremdeki belki de herkesten daha çok önemsediğim bir kedim var. Simsiyah tüylü, yemyeşil delici bakışları, kendine has tavırları ve huyları olan; tıpkı sahibi gibi bir kedi. Adı Hades. Tanrılardan en sevdiğim, canlılardan en sevdiğime adını versin istedim çünkü. Klişe mi? Olsun. Kedimin diğer kedilenderden bazı farklı huyları var. Genelde kediler etraflarındaki insanlarla pek ilgilenmezler. Yanından kim geçmiş, onu sevmiş mi, ondan korkmuş mu umursamaz. Köpekler gibi duyarlı-hisli hayvanlar değillerdir pek. Karnı toksa, tehlikede değilse, hele bir de sıcak bir ortamdaysa geri kalan önemli değildir onlar için. Dünya yansa yalanmaya devam ederler de denilebilir. Ama benim kedim biraz hisli bir tip, altıncı hissi kuvvetlidir desek yalan olmaz. Evime gelen tüm misafirlerimi önce kapıdayken süzer, yanlarına yaklaşıp hafifçe-temkinlice koklar, daha sonra sınav başlar. Önce misafirim ayaktayken ayakları arasında slalom çizerek bir iki tur atar; gözü avının tepkisinde. Korkup bağıracak mı, hoşuna gidip eğilip sevecek mi, yoksa hiç umursamadan öylece geçip gidecek mi… Gelen kişi eğilip onu –hele bir de başından- severse testi geçer ve bir sonraki sınama hamlesine hak kazanır. O sınav da, hiç beklemediği bir anda hızlıca kucağına atlamak. Bence insanları en iyi korku anında tanıyabileceğimizi kedim insanlardan daha iyi biliyor.

Eğer tüm testlerden başarıyla geçebilen olursa, Hades usulca kucağıma gelir iyice gerinir ve kıvrılarak kucağımda oturur. Bu onun ‘tamam tehlike yok kendimi güvende hissediyorum. Şimdi rahat bırakın da iki dakika uyuyayım’ deme şekli. Sınavın herhangi bir aşamasında başarısız olunursa o kişinin yüzüne bile bakmaz sırtını dönüp odama gider. Bu da ‘sizinle mi uğraşacağım, beni rahat bırakın da siz ne halt ederseniz edin’ deme şekli.

İnsanlara kendimi çok anlatırım, anlaşılmamaktan çok korkarım demiştim ya. İşte bu özelliğimi, kendimi kedime anlatırken bulduğumda fark ettim. Hoşlandığım biri vardı. Evime gelip giden biri. Size az önce bahsettiğim testler başlamadan sınıfta kaldı. Daha kapıdan girer girmez Hades’i gördü ve anında umursamaz bir tavırla ‘Ya ben pek hoşlanmıyorum, kediyi bir odaya kapatsak?’ dedi. Selam bile vermeden, kapıdan girer girmez insanın ilk cümlesi bu olur mu yahu? Ben de ayıp olmasın evime gelmiş falan diye düşünüp biricik yavrumu tıktım bir odaya. Bana bakışını asla unutmayacağıma eminim. Hiç direnmeden kuzu kuzu geçti odaya tam kapıyı kapacakken ufacık tısladı. Bakışlarında hayal kırıklığını gördüğüme yemin edebilirim. Sanki gözleriyle ‘Senden bunu hiç beklemezdim!’ der gibiydi. Deliriyor muyum? Belki.

Beyimiz evden gittikten sonra dışarı çıkardım Hades’i. Suratıma bile bakmadı. Yemek verdim sırtını bana dönüp yedi. Kucağıma almak istedim viyaklayarak yere sıçradı. Artık kesinlikle emindim. Bu kedi bana trip atıyor! (Kesin delirdim.) Ve ne yaptım dersiniz? Aynen öyle. Yere yanına oturup bağdaş kurdum ve kendimi anlatmaya başladım. Aslında iyi çocuk, bak bir koklasan çok seversin… Neler neler söyledim, ne benzetmeler yaptım inanamazsınız. Hani böyle arkadaşlarınıza yeni tanıştırdığınız bir insanı överek anlatırsınız ya, veya sizin hoşlandığınız birinden pek haz etmezlerse oturup sabaha kadar şöyle iyi böyle iyi diye savunursunuz o kişiyi. Aslında ikna etmeye çalıştığınız kendiniz olur genelde. İçten içe kötü huylarını görüp kabul etmek istemediğiniz insanlardır yani bunlar ve günün sonunda gerçekten sizi çok kıracak bir şeyler mutlaka yaparlar ya hani. Hah, işte o tarz bir çırpınışla savunuyordum bizim çocuğu. Sonra olan şeydi asıl beni kendime getiren. İki dakika önce suratıma bakmayan kedim; etrafımda bir iki tur attı, kollarımın üstünden kucağıma atladı. Bağdaş kurduğum ayaklarımın tam ortasına kuruldu. Başıyla elime hafifçe sürtündü (boş durma okşa kafamı deme şekli). İyice pozisyonunu aldığından emin olunca gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi ve uyumaya başladı. Ben orada üç saattir kendimi paralarcasına bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Paşam kuyruğuna bile takmıyor. İçten içe sinirlendim. Ama sonra dank etti. Bu kadar işte. Sen kendini ne kadar anlatsan da, yırtsan da, sayfalarca dil döksen de, bu kadar. Karşındaki seni anlamak istemiyorsa vereceği tek cevap ufak bir iç çekiş, minik bir nefes verme olur. Bir söz vardı kimin hatırlayamıyorum; Ne kadar anlatırsan anlat, karşındakinin anladığı kadarsın. Ne güzel söz be. Şiir miydi acaba? Belki…

*Şiir önerisi: Can YÜCEL- Her Şey Sende Gizli

Kaynak: https://simeranya96.blogspot.com/2021/02/kedi_1.html

Please follow and like us:

Yesenya Bıkmaz
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

RSS
Follow by Email
YouTube
Pinterest
LinkedIn
Share