ALTIN 448,60
DOLAR 7,8365
EURO 9,3643
BIST 10,4688
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

Yaylalara Çıkış / Fevzi Durmuş

21.09.2018
497
A+
A-
Yaylalara Çıkış / Fevzi Durmuş

YAYLAYA ÇIKIŞ…

 

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan köylümüz, ilkbahar gelince hayvanları ile birlikte daha yüksek yerlere göç ederler. Bazı köyler birden fazla yaylaya göç ederken bazıları tek yayla ile yetinirler. İlk çıkılan yaylaya “mezra” denir. Mezrada ve daha yukarıdaki yaylada yazı geçirdikten sonra tekrar mezraya gelinir ve kışa doğru tekrar köye dönülür.

Yaylaya göç etmeye “Yaylaya Çıkış” adı verilir. Yaylada yağ, peynir ve lor gibi kışlık ağartıyı yapan ve işleri yöneten evin hanımına da “Şaşort” denir. Genelde ailenin en kıdemli hanımı bu görevi üstlenir. Zira şaşort üstün bir saygınlığa sahiptir. İnekler, öküzler ve danalar gibi büyükbaş hayvanlar ayrı, ayrı otlatıldığı için köylü, bunlar için yeter sayıda çoban tutar, bunların bir arada olmalarına “nahır”, çobanlarına da “nahırcı “denir. Koyunlar ve kuzular da ayrı, ayrı otlatılır, bunların bir arada olmalarına da “sürü” adı verilir. Genelde evin erkek çocukları kendi sürülerinin çobanı olurlar.

Çadır Dağı eteklerinde kurulu olan Ardanuç-Yolağzı Köyüm de tek yaylası olan bir köydür. Yalnız her şeyleri olan öküzlerine biraz daha ayrıcalık tanımışlar; Anç ve Ançkora Köyleri öküzleri ile birlikte Bilbilan Yaylası’nda da yayılma hakkı tanımışlardır. Öykümüz, adı geçen köyde geçmektedir.

İlkbahar gelende öküzler tarlada çifte koşulurken nahırlar ve sürüler otlağa çıkartılır. Bir müddet sonra çayırlar, tarlalar koruma altına alınır, nahır ve sürüler köy meydanında toplanarak Çatalyol’dan Köy Sırtı’na doğru çamurlu yoldan otlaklara doğru gidip -dönmek zorunda kalırlardı. Nahır ve sürüler yolda ilerlerken derin çukurlar, hendekler oluşturur; dana ve kuzular bu yoldan gidemez, onları da çobanları, Mezarlık veya Korh Otlağına götürürlerdi. Ekim işleri tamamlanıncaya kadar yoldaki çamurlar kurumaya başlar, yayla otlakları bin bir çiçeğe bürünür ve yaylaya çıkma zamanı gelir.

Köy İhtiyar Heyeti, 15 Mayıs 1950 gününü Yaylaya Çıkma günü olarak duyurur. Köy Bekçisi Muhammet Acar kapı kapı dolaşarak herkesi haberdar eder. Köyde başka bir heyecan başlar. Erkekler yayla evlerini, kızaklarını tamir etmeye başlarken hanımlar, yaylaya gidecek yatak-yorganı cecimlerle denk etmeye, kap-kaçağı küleklere ve kaplarına doldurmaya başlarlar. Hareket saatine geç kalmamak için yaylaya gidecek aileler, o sabah daha erken kalkar. En yeni elbiselerini giyerler ve kızaklarına hazırladıkları eşyaları yükler, iplerle sıkı sıkıya bağlar ve öküzleri kızaklara koşarlar. Ailenin şaşortu süslenmiş atına biner ve öne geçer, köy meydanında toplanmaya başlanılır. Hareket saati gelince İmam Rıdvan Pehlevan yönetiminde Tekbir getirilir, dualar okunur ve “Ya Bismillah, Ya Allah” diyerek yola düşülür. Her ailenin önünde at üstünde şaşort, arkasında kızağı ve öküzleri yöneten aileden bir kişi, kızağın yanlarında ve peşinde ellerinde ev eşyalar ile diğer ev halkı yürümeye başlar. Uzun yola dayanamayacak durumda olan yeni doğmuş kuzu ve danalar, şaşortun heybesinde hallerinden memnun yol almakta diğer nahır ve sürüler ise çobanları yönetiminde Uzunçayır üstünden yaylaya yaklaşmışlardır bile.

Kafilenin öncüleri Çatalyolu yarılamış, arkadan gelenler de köy İlkokulunu geçmişlerdi ki bu ahenkli gidişte bazı aksaklıklar olmaya başlar. Bazı kızaklar durur, bazıları onların yanından geçer, giderler. Kafilenin sırası ve düzenli geçişi bozulur. Duran kızakların kopoları kırılmış, yardım edilecek bir durum da yoktur. Bilindiği gibi kopolar, kızağın sürütme denen iki alt parçasını üst tabla kısmına bağlayan direkleridir. Bunları kısa sürede onarılması olası değildir. Üstelik kızakları duran kişiler, İmam Rıdvan Pehlevan ve M.Ali Pehlevan gibi hatırlı ve sanatkâr kişilerdir. Kızakları bozulmadan çukurlara düşe kalka giden kızak sahipleri ise Veysel Yüksel, İskender Durmuş gibi gelişi güzel araç-gereçlerini yapan fukaralara aittir. Kafilenin önünde gitmekte olanlardan Veysel Yüksel’in olanlardan haberi yoktur. Geride kalanların yetişmeleri için Köysırtı’nda mola verir ve durumu anlamaya çalışır.

Çatalyol yokuşunda bazı kızakların kaldığını, öküzlerinin yol kenarında otladığını ve aile bireylerinin de kafile ile geldiğini görür. Duran kızakların yanından geçip gelmekte olan Nazım Yenigün ile uzaktan uzağa aralarında aşağıdaki konuşma geçer.

-Olaaa Nazım!..Ahu ,kızahlara na oldi,naya gelmiyerlaaar?
-Kopolari kırılmış Emiii,kopolariii!…
-Ola, kimun kızahlariii?
-Ridvan Ağaaa, M.Ali Ustaaaa, daha da vaaar….

Veysel Yüksel, duruma üzülür ve hayret eder. Çünkü en sağlam ve kullanışlı araç-gereç yapan kişilerin kızakları yolda kalmış kendileri ise sorunsuz yayla yolunu yarı etmişlerdi. Kızakları bozulmayanlar yüklerini yaylada indirdikten sonra tekrar geri dönerler ve onların yüklerini de yayla evlerine ulaştırırlar. Ancak eğlenmeyi de ihmal etmezler. Birbirlerine

“Düz ovada hep fukara kalacak degilya..”,

”Ola kimin koposi kırıldiiiı?” diye alttan alta dalgalarını geçmeyi de göz ardı etmezler.

Durumu merak eden M.Ali Usta sağlam kızakların kopolarını incelediğinde, yuvalarında fıldır fıldır oynadığını; halbuki kendilerinin torpu ve zımpara yaparak sıkı geçme yaptıklarını hatırlar.O kızakların çukura düştüğünde esnediğinden kırılmadığını,kırılanlarda ise tam tersi olduğunu anlar.

Hatalar öğrenildikten sonra herkesin eski neşesi yerine gelir. O akşam cemaatle akşam namazını yeşil çimenler üzerine serdikleri cecimler üzerinde kılarlar. Daha sonra ortada büyük bir ateş yakarlar.

Çocukları ve eşleri önünde güreş tutar, türküler eşliğinde mahalli oyunlarını oynamaya başlanır. Bu eğlenceler bir hafta kadar devam eder. Daha sonra şaşort ve yardımcılarının dışındakiler köylerine dönerler. Yaylada kalan çocuklar hayvanlarını otlatırken koco, mila oynar, derelerde çimer, mantar, çam sakızı, mahsu toplar. Şaşortlar da yün eğirir, çorap dokur ve bir kışlık ağartı hazırlayabilmenin telaşındadırlar. Yaylacılık yapan kişiler, o günleri andıkça niçin gözleri yaşarır ki?

Fevzi Durmuş
Yakacık,23.10.2012

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.