ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay °C

Toplumcu edebiyat ‘demode’ oldu | Işıl Çalışkan

Toplumcu edebiyat ‘demode’ oldu | Işıl Çalışkan

Birgün Gazetesi haberi…

Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt gibi usta yazarların iyi yürekli yoksul karakterlerine günümüz edebiyatında rastlamak güç. Toplumcu gerçekçi bakış bir başka deyişle “fakirlik edebiyatı yapmak” günümüzde demode oldu.

“O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler…” Türk edebiyatının usta kalemi Yaşar Kemal, ülkedeki çürümüşlüğü bu sözlerle özetlemişti. Orhan Kemal’in sokak sokak dolaşıp, ‘Gazete Havadis’ diye bağıran çocuk işçisi, Füruzan’ın çocuğunu okutmak için tek başına mücadele eden anne karakteri, Fakir Baykurt’un ezilen köylüleri artık yok. Bugün o iyi yürekli yoksul ana karakterler Türk edebiyatından buharlaşıp uçtular. Yerini yan rollere bıraktılar. Yoksulluk her gün daha da derinleşirken eserlerine bu gerçekliği yansıtanların sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Latife Tekin, Dursaliye Şahan, Seray Şahiner bu isimler arasında.

Peki ya günümüzde ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken kitaplar ne anlatıyor? Edebiyatta bugünler nasıl hatırlanacak? “Fakirlik edebiyatı demode mi oldu?” Yazar Barış İnce, Yazar, edebiyat eleştirmeni Erendiz Atasü ve Yayıncı ve edebiyat eleştirmen Semih Gümüş’e sorduk.

TOPLUMSAL BAKIŞ BİREYSELE DÖNDÜ

Barış İNCE – Yazar

Bu konuyu düşünürken okurun ve yazarın koşullarını değerlendirmek gerekir. Bu ikisinin de sosyoekonomik, ideolojik nedenlerle şekillendiğini göz ardı edemeyiz. Toplumcu sanatın en iyi örneklerinin verildiği ülkelerden biri olan Türkiye’de, 1980 sonrasında sadece bireyin sorunlarına indirgenmiş konuların öne çıkması bir tesadüf değil. Toplumsal kurtuluş umudunun yerini bireysel başarıların aldığı, yoksulluk, açlık gibi konuların arkaik, kaba bulunduğu, magazinin her şeyi yuttuğu bir dönem sermaye medyası eliyle yaratıldı. 12 Eylül, örgütlü toplumu yok etmeye çalışırken, sanatta da bireyselleşme ve piyasalaşma beraberinde geldi. Durum sadece Türkiye’ye de özgü değil. 80 döneminde ABD’nin soğuk savaşı kazanmasıyla tüm ülkelerde benzer bir Hollywoodlaşma yaşandı. Düşün hayatı tüketim kültürü tarafından esir alınmaya başlandı.

Burada savunduğum, bireyin arzularını, dramını, varoluşsal sorunlarını yok sayan kaba bir sanat anlayışı değil. Ancak sınıfsal eşitsizlikler yokmuş gibi, doğa talanı yokmuş gibi, açlık ve yoksulluk karşısında başka bir dünyayı savunanlar yokmuş gibi davranıp, asla bu konuları işlemiyor. “Aydın sorumluluğu” kavramı da küçümseniyor. Bu tutumun geldiği nokta, güç kimdeyse onun aparatı olmakla sonuçlanıyor.

 Barış İnce

Okur merkezli düşünen kimi sanatçılar ise eserlerini verirken, beni kim okur ya da beni kim izler şeklinde bir düşünceyle hareket ediyor. Bu da kentli orta sınıfın sanatın alıcısı olduğu gerçeği ile o kesime hitap eden ürünler açığa çıkıyor. Maddi sorunları büyük olmayan ama yalnızlık, rutin yaşam, dost, sevgili kazığı gibi sorunları olduğunu düşünen kesimlere yönelik iş yapmak daha çok satın alınmak demek oluyor. Piyasanın tamamen ele geçirdiği sanat alanında başka bir şans da kalmıyor.

Son olarak şunu söylemek isterim ki, Türkiye’deki toplumcu gerçekçiliği kaba bulanlar bunu kendilerini bir yere pazarlamak için yapmıyorlarsa büyük bir cehalet içindeler. Nazım Hikmet’in şiirinde kendini bulmayan Aziz Nesin’le gülmeyen, Orhan Kemal’le kent yoksulluğunu hissetmeyen, Firuzan’la “parasız yatılı” sınavlarına giren bir çocuğun yerine kendisini koymayan çok az okur vardır. Böyle bir damarın kesilmesi ancak bilinçli bir müdahaleyle olabilirdi ki öyle de oldu. Geri çevirecek olan da yine bizleriz.

HAYAT DA İNSAN DA EDEBİYAT DA DEĞİŞTİ

Semih GÜMÜŞ – Yayıncı ve Edebiyat Eleştirmeni

Edebiyatımızın zaman içinde değişmekle birlikte kendini yenileme çabasının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Bunu hem yeni arayışlarla ilgili olarak söyleyebiliriz hem de anlatılanlarla ilgili olarak. Bu ülkenin hiçbir zaman soğumayan siyasal ve toplumsal sancıları, onun içinden çıkan faşist darbeler gibi daha yakıcı gelişmeler romanlarda, öykülerde ne kadar anlatılabilmiştir, bu hep tartışılan bir sorun oldu. Hak ettikleri kadar anlatıldığını söyleyemeyiz.

 Semih Gümüş

Sıcak sorunlar elbette onların tam içinde yaşarken anlatılmaz. Çoğu kez. Onlar yaşandıktan sonra bir gün, uzaktan ve daha doğru ve serinkanlı değerlendirmeler yapma fırsatları bulunduktan sonra anlatılır. Hemen hep böyle olur. Ama sözgelimi 12 Eylül felaketi de ancak yirmi otuz yıl sonra romanlara konu olmaya başladı. Şimdi ayrı bir toplumsal sorun yaşıyoruz. Yoksulluk. Bu çok dramatik, yakıcı bir sorun ve ülkenin toplumsal ve siyasal havasını değiştirmeye başladı. Bu sorunun öykülerde ve romanlarda anlatılıp anlatılması gibi sorun doğal olarak hemen akla geliyor. Sanırım henüz erken. Yaşanan toplumsal sorunlar geçmişte daha çabuk mu yansıyordu romanlara, öykülere? Belki. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K. ve daha pek çok yazar, toplumsal sorunlara karşı daha çabuk refleksler gösteriyordu, bunu söyleyebiliriz. Hatta daha da geriye gidelim, Sait Faik var, herkesten önce… Ama hayat çok değişti, insan da, edebiyatımız da.

GÖZLEM TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Erendiz ATASÜ – Yazar, Edebiyat Eleştirmeni

Edebiyat yapıtı herhangi bir yazı değildir. Edebi metin yazarın içselliğinden, kişiliğinden, bilinçaltı yaralarından, içine işlemiş yaşantılardan doğar. Gözlem, tek başına yeterli değildir. Köy gerçeğini 20 Yüzyıl edebiyatımıza kim kazandırdı? Çoğu Köy Enstitüleri’nde aydınlanma ile tanışmış köy çocukları. 20. Yüzyıl ortalarında başlayan kente göçü, bunun acısını ve kentteki yoksulluğu kim yazdı? Bu hayatın içinden gelen Latife Tekin. Bugün yoksulluk tamamen yok değil edebiyatımızda. Mine Söğüt, Ayşegül Devecioğlu, Seray Şahiner eserlerinde konuyu işliyorlar. Ancak, boğazımıza tırmanmış yoksulluk elbette edebiyatın ilgisini pek de fazla çekmiyor.

 Erendiz Atasü

Bir ülke yönetimi özenle yoksullarını kültürsüzlüğe mahkum ederse, yoksul çocukları tarikatlara emanet eder, kız çocuklarını çocuk istismarının diğer adı olan “çocuk gelin” fenomenine layık görürse, o ülke yoksulluğu dış gözlemle değil, içinde hissederek yazabilen ve okura yaşatabilen romancılar, öykücüler yetiştirmeyi nasıl umabilir? Üstelik kendini tüketim ekonomisinin mal mülk fetişizmine kaptırmış bir çağda, böyle bir yönetici sınıfın idaresi altındaki bir yerde…

 

Haber Kaynağı: https://www.birgun.net/haber/toplumcu-edebiyat-demode-oldu-539974

 

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.