ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 17°C
Az Bulutlu

Tepelerdeki Şeytan | Cesare Pavese

Tepelerdeki Şeytan | Cesare Pavese

Çevirmen: Egemen Berköz | Can Yayınları, s.17-19

Poli denen çocuk bize bakıyordu. Şaşkın ve üzüntülü gözlerle yattığı yatağın içinden bakan hastalara benziyordu. Hiçbirimiz bu duruma düşmemiştik şimdiye kadar. Yine de, güneş yanığı teniyle otomobile yakışıyordu. Az önce attığımız naralardan utandım.

“Buradan Torino görünmüyor mu?” dedi, heyecanla ayağa kalkıp çevresine bakınarak. “Görünmesi gerek. Torino’yu görmüyor musunuz?”

Kısık, boğuk ve zayıf çıkan sesi bir yana, hemen hemen normal görünüyordu şimdi. Çevresine bakınırken Oreste’ye, “Üç gecedir buradayım,” dedi.

“Torino’nun göründüğü bir yer var. Gelmek ister misiniz? Güzel bir yer.”

Şimdi hep bir ağızdan konuşuyorduk, Oreste burnunun dibine sokulup, “Evden mi kaçtın?” diye sordu.

“Torino’da bekliyorlar beni,” dedi.

“Zengin, dayanılmaz insanlar.”

Utangaç bir çocuk gibi gülümseyerek bize baktı.

“Ne kadar iğrenç bazı insanlar, her şeyi eldivenle yapıyorlar. Çocuklarını ve milyonlarını da.” Pieretto, biraz uzaktan, kim bilir neler düşünerek bakıyordu. Beriki sigara çıkarıp herkese tuttu. Sigaralar yumuşak ve kuruydu. Yaktık.

“Beni seninle ve arkadaşlarınla birlikte görseler dalga geçerlerdi,” dedi Poli.

“O insanları ekmek beni eğlendiriyor.”

Pieretto yüksek sesle, “Her şeyle eğlenilmez,” dedi.

Poli, “Şaka yapmak hoşuma gidiyor,” dedi.

“Sizin de gitmez mi?”

“Zengin biri hakkında kötü konuşabilmek için,” dedi Pieretto, “onun yaptıklarını yapabilmek gerek. Ya da tek kuruş harcamadan yaşamak.”

Bunun üzerine Poli, yıkılmış bir yüzle, “Sahi mi?” dedi. Bunu öyle kaygılı söyledi ki Oreste gülümsemeden edemedi. Beriki hemen kollarını açıp biz de ondan yanaymışız havasıyla omzumuza attı ve çok alçak bir sesle, “Başka bir nedeni var,” dedi.

“Söyle.”

Poli kollarını indirip iç çekti. Gözlerinin derinliğinden, gururu kırılmış gibi bakıyordu bize, şimdi daha da kötü görünüyordu. “Bu gece kendimi bir Tanrı gibi duyumsuyorum,” dedi. Kimse gülmedi. Bir an sessizlik oldu, sonra Oreste’den bir öneri geldi: “Torino’yu görmeye gidelim.”

Yokuştan inip bir dönemeçteki sekiye geldik. Aşağıda Torino’nun ışıkları yansılanıyordu. Sekinin tam ucunda durduk. Poli, kolu Oreste’nin omzunda, ışık denizine baktı. Sonra sigarasını attı, hâlâ bakıyordu.

“Pekâlâ. Ne yapıyoruz?” dedi Oreste.

“İnsan ne kadar küçük,” dedi Poli. “Eğri büğrü sokaklar, avlular, bacalar. Buradan bakınca bir yıldız denizine benziyor. İnsan içinde olunca farkına bile varmıyor.”

Pieretto birkaç adım geri çekildi. Bir çalılığı sularken bağırdı: “Siz bizimle dalga geçiyorsunuz.”

Poli sakindi: “Karşıtlığı severim. Yalnızca karşıtlıklarda insan kendini daha güçlü hissediyor, bedenine üstün geldiğini düşünüyor. Düş kurmuyorum.”

“Kim kuruyor ki?” dedi Oreste. Beriki gözlerini kaldırıp gülümsedi.

“Kim mi? Herkes. O evlerde uyuyan kim varsa. Kendilerinin bir şey olduğunu sanıyorlar, düşler görüyorlar, uyanıyorlar, sevişiyorlar, ‘ben filancayım ve öteki falanca’ ve tersine…”

“Tersine ne?” dedi Pieretto yaklaşarak.

Sözü kesilen Poli, arkasını getiremedi. Lafını ararken parmaklarını çıtlattı. “Yaşamın sıkıcı olduğunu söylüyordun,” dedi Oreste.

“Biz neysek yaşam da o,” dedi Pieretto.

“Oturalım,” dedi Poli. Hiç sarhoşa benzemiyordu. O sıkıntılı gözlerinin de, ipek gömleği, el sıkışı, güzel otomobili gibi olduğuna inanmaya başladım; onun için alışılmış, ondan ayrı düşünülemeyecek şeylerdi. Öylece otların üzerine oturup biraz çene çaldık. Onlar konuşurken ben ağustosböceklerini dinliyordum. Poli, Pieretto’nun iğnelemelerine aldırmaz görünüyor, neden üç gecedir Torino’dan ve insanlardan kaçtığını açıklıyordu ona; bazı otellerden, önemli kişilerden, metreslerden söz etti. Pieretto giderek heyecanlanıp dediklerini onayladıkça, ben soğuyordum adamdan, safın biri olduğuna inanmaya başlamıştım.

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.