ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 19°C
Sağanak Yağışlı

Öğretmenler Gününe Özel: Yarım Kalmış Hayatlar Kitabımdan Alıntı | Hüdaverdi Doğanlı

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  

ANNELER, BABALAR, ÖĞRETMENLER; ERGENLERE ŞEFKATLİ VE AFFEDİCİ OLUN!

Okulun eğitim sisteminde sabit sınıf-derslik düzeni yoktu; aynı yükseköğretim programlarındaki gibi, dersin alınacağı sınıfa, programı olan öğrenci grubu geliyordu. Fizik, kimya, biyoloji dersleri kendi laboratuvarlarında; tarih, coğrafya, edebiyat ve matematik dersleri de kendi dersliklerinde yapılırdı. Ders programımıza göre biz dersliklerde gezerdik; sınıf başkanı ders defterini alır ve yoklamayı hazırlar, nöbetçi öğrenci de tahtayı temizler, sınıfı havalandırır, dersin konusuna göre harita vb. ders araç gereçlerini hazır ederdi.

 Hafta içi günlük programımız şöyleydi:

 06.00 Kalkış zili ve hareketli Türk halk müziği ile uyandırılma.

 06.30 Yatakhaneden ayrılış ve kahvaltıya geçiş.

 07.00 Kahvaltıdan ayrılış ve sabah etüdüne geçiş.

 08.00 Etütten çıkış ve derse hazırlık.

 08.30 Sabah ders başlangıcı.

 12.30 Öğle YEMEK ARASI ve dinlenme.

 14.00 Öğle sonrası ders başlangıcı.

 16.20 Günlük ders bitimi. Hafif Batı müziği ile istirahat saati.

 18.00 Akşam etüdü

 19.00 Akşam yemeği ve dinlenme.

 20.00 Gece etüdü.

 20.45 Etüt bitimi ve yatma hazırlığı.

 22.00 Uyku saati ve yat yoklaması.

        Akşam yemeği ve ikinci etüt arasına o kadar çok faaliyet sığardı ki… Hiçbir şey yapamasak TV’de Levent Kırca parodileri seyrederdik. O günlerde okul bahçesinden ya da civar bahçelerden portakal araklama adrenali popülerdi. Herkes aynı maceraya yeltenince av sahası ve av azalıyordu haliyle. Bizim ekip donanımlıydı. El feneri ve tedarik çantasıyla lojistik ve teknolojik olarak, başa güreşenlerdendik. Bilge, ben ve iki kişi daha vardı ekibimizde. O günlerin moda deyimiyle yaptığımız işin adını da “Sismik-1 Çalışması” diyorduk kendi aramızda. Artık sona gelinmişti: Okulun bahçesinde ve civar bahçelerde portakalın sonuydu. Bir tek okul parkının köşesinde, idarecilerin lojmanının dibindeki portakal ağaçları kalmıştı av sahası olarak; onu da kimse cesaret edemiyordu zaten. Ama bizim için “Hizmette sınır yok”, “Görevimiz Tehlike” sloganları vardı.

Günlerden pazar, saat:19.30, iki etüt arasındayız, yer parkın köşesi lojmanların dibi, hedef başında meyvesi olan son iki portakal ağacından biri. Kenarlarda iki gözcü, ağaç dibinde bir gözcü desteğiyle ağaca tırmandım. Başladım hasada, yanımdaki çanta portakal ile dolmak üzereydi. O anda bir ses, bir hengâme, bahçe ışıklarının şalterinin açılmasıyla, her yer güpegündüz aydınlığında oluvermişti. Bizim iki kenar gözcüsü ve ağaç dibi gözcüsü toz olmuşlardı; kaldım ağaç tepesinde elimdeki portakal çantasıyla. Müdür Başyardımcısı Vural Hoca bağıra bağıra geliyordu bana doğru:

– İn aşağıya hırsız! Bugün devletin portakalını çalan, yarın hazinesini soyar.

– (…)

– İn aşağıya da, seni cümle âlem tanıyıp bilsin!

Küfrün bini bir para… Hakaret diz boyu… Her şey kırıla gidiyordu… Ekip arkadaşlarım yok olmuşlardı ve tek başımaydım görev mahallindeki ağaç tepesinde. Ağacın dalına öylece sarılmış, soluk bile almadan duruyordum. Tam artık kararımı vermiş inecekken bir şey fark ettim, hoca her ağacın dibine varıp, ağacı tekmeliyor ve aynı cümleleri sarf ediyordu: “İn aşağıya hırsız! Bugün devletin portakalını çalan, yarın hazinesini soyar.” Bütün ağaçları denediği gibi, benim tepesinde olduğum ağacı da tekmeleyerek ve konuşarak geçip gitti ilerilere. İnmeyip öylece bekledim; iyice gittiğinden emin olduktan sonra, yavaşça ağaçtan inip etrafı kola-çan ettim. Tel örgüden okulun dışına çıkarak, bahçe kapısından bekçinin olduğu yerden çantamla birlikte giriş yaptım.

– Selamün Aleyküm Veysi amca. Evciyim ben.

– Geç kalmışsın ya oğlum.

– Evet, öyle oldu.

– Birinci etütten çıktılar. Nerdeyse ikinci etüt başlayacak.

– Eee artık başkana rica edeceğiz yoklama için.

– Etüt yoklamasını hallederler canım.

– (…)

– Sen “yat yoklamasına” yetiştin ya ona bak.

– İyi nöbetler.

Allah’tan çantaya bakmadı, çamaşır mamaşır yok, safi portakal dolu çanta. Saydım tam 61 tane portakal; çantayı yatakhaneye bırakıp etüde girdim. Vural Hoca sınıflara dolaşıp konuyla ilgili nutuk atıyordu. Tabii nutkun kahramanlarını bizim ekipteki dört kişiden başka bilen yoktu. Etüt bitiminde ekip arkadaşlarım hariç, diğer yatakhanelere portakalların tamamını dağıttım; böylelikle cezalandırmış oldum onları, beni bırakıp kaçtıkları için. Ama dostluğumuzdan bir şey eksilmeden devam ettik yolumuza yıllar boyu. Bir araya gelişlerimizde hep bu çocukluk anılarını anlatıp gülmeye devam ediyoruz.

Çok korkmuş, çok kötü bir gün geçirmiştim. Vural Hoca Müdür Başyardımcısı idi, resmi otorite, disiplin kurul başkanı, beni okuldan atabilirdi “hırsız yaftası” ile oysa ben hırsız değildim. Ne o gün ne de hayatımın hiçbir döneminde “hırsızlık eylemi” içinde olmadım. Ergenlik dönemi içerisinde izlenilen filmlerin, reklamların ve sloganların etkisiyle beynimizde yer eden “Sismik-1 Çalışması” “Hizmette sınır yok”, “Görevimiz Tehlike” kavramlarını yaşayarak, heyecan yapmak istedik arkadaşlarımızla. Bunlar hayatı öğrenme oyunlarıydı aslında, tıpkı hayvan yavrularının oynaşarak, boğuşarak, hırlaşarak öğrendikleri gibi. O gün yakalanmış olsaydım eğer, Vural Hoca beni affeder miydi, yoksa okuldan atar mıydı? Bilemiyorum.

Vural Hoca Müdür Başyardımcısı olduğu için resmi otoriteydi, yatılı olduğumuz için babam konumundaydı, öğretmenim olduğu için de ışığım konumundaydı; eşit şartlarda değildik. Eşit şartlarda olsaydık eğer; “Ben hırsız değilim; izlediğimiz filmlerin, reklamların ve sloganların etkisiyle beynimizde yer eden “Sismik-1 Çalışması” “Hizmette sınır yok”, “Görevimiz Tehlike”  kavramlarını yaşayarak heyecan yapmak istedik arkadaşlarımızla. Ekip olabilme ve tehlikeli işler yapabilme yeteneğimizi test ettiğimizi” söylemek isterdim. Bu tehlikeli eylemden elde ettiğim okulun portakallarını da, operasyonda beni yolda bırakan ekip arkadaşlarımı cezalandırarak, okulun diğer öğrencilerine dağıtmıştım zaten.

İleriki yetişkin olup da kamu görevinde olduğum yıllarda “Devletin hazinesini soymadım. Mühendis olarak bilim ve teknikten ayrılmadım, idareci olarak da kanun ve hukuktan ayrılmadım. Harcama yetkilisi, satın alma komisyonu başkanlığı, ihale komisyonu başkanlığı yaptığım bütün mali görevlerde, devletin beş kuruşuna kadar sahip çıkarak, yemedim yedirmedim. İnsan sevgisi ve hizmet odaklı çalışma prensiplerimle aranan mühendis, aranan idareci oldum. Beni yetiştiren annem, babam, ağabeylerim, ablalarım, öğretmenlerim, kamudaki meslek büyüklerim ve müdürlerime selam olsun; yaşayanlara sağlık, ölmüşlere rahmet ve minnet duygularımı iletiyorum. Yetiştirdiğiniz ürün büyüdü, çiçek açtı, meyve verdi; bütün görevleri sizin yetiştirdiğiniz doğrultuda tam, doğru ve noksansız olarak yaptı. Gönlünüz rahat olsun…

Okulun hafta sonları iki gün serbest zamanımız vardı; yatış, kalkış saatleri birer saat esnetilebiliyordu nöbetçi öğretmenin yetkisi ile. Evci çıkan öğrenciler cuma öğleden sonra ders bitiminden, pazar akşam etüt başlama saatine kadar izinli sayılıyordu, ben evci çıkan öğrencilerden idim.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.