ALTIN 457,81
DOLAR 7,8673
EURO 9,3858
BIST 10,5264
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Az Bulutlu

Haftanın Hikayesi / Babam Sabahattin Ali

07.04.2019
441
A+
A-
Haftanın Hikayesi / Babam Sabahattin Ali

Babam, 1948 yılının karlı bir Şubat sabahı benim ve annemin bir kaç poz fotoğrafını çektikten sonra Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ölüm haberini neredeyse bir yıl sonra 1949 yılı Ocak ayında gazetecilerden aldık. 

Başta herşey usulüne göre halledilmişti. Sabahattin Ali’yi “milli hisleri galeyana geldiğinden” öldürdüğünü iddia eden bir katil vardı ortada, babama ait olduğu söylenen, fakat tanınmaz halde olan bir ceset de bulunmuştu. Ne var ki cesedi teşhis etmeye o zaman hayatta olan annesi ve eşi çağırılmadı. Böylece ceset esrarengiz bir şekilde kayboldu. Sabahattin Ali’ye ait bir defin belgesi bile yok. Yani nereye gömüldüğü bilinmiyor. Olayın iç yüzü bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün iktidarlar tarafından ısrarla aydınlatılmadı. Sabahattin Ali 70 yıldır kayıptır
Sabahattin Ali gibi tanınmış, sevilen bir yazarın hunharca öldürülmesinin yarattığı dehşet ve korku, toplumu suskunluğa sevkederken öte yandan her türlü muhalefeti sindirmeyi vazife bilen karanlık güçlere de cesaret verdi. Her On yılda bir tekrarlanan askeri darbeler ile karanlık güçler denen aslında içimizden birileri, diğerlerini yok etmeye devam ettiler. Öldürülen gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, bilim insanlarının ardından toplumda gitgide derinleşen ve hiç bir biçimde tedavi edilemeyecek yaralar açıldı. 
Yetmiş yıl sonra gelinen noktada toplum, toptan pasifize edilmiş, her türlü haksızlık, hukuksuzluk, cinayet ve dehşete kanıksamış durumdadır. Ne var ki güneşin her sabah doğması kadar doğal ve değişmez bir gerçek var evrende. Hafıza. İnsan hafızası kaybolan, kaybedilen, yok edilen, yakılan, parçalanan değerlerimizi unutmaz. Onlar, bu kayıp değerler hiç umulmadık bir yerde, umulmadık şekilde toplumun karşısına çıkar ve “susmaktan hiç utanmadınız mı ?” diye sorar. Ne var ki cesedi teşhis etmeye o zaman hayatta olan annesi ve eşi çağırılmadı. Böylece ceset esrarengiz bir şekilde kayboldu. Sabahattin Ali’ye ait bir defin belgesi bile yok. Yani nereye gömüldüğü bilinmiyor. Olayın iç yüzü bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün iktidarlar tarafından ısrarla aydınlatılmadı. Sabahattin Ali 70 yıldır kayıptır. 
Sabahattin Ali gibi tanınmış, sevilen bir yazarın hunharca öldürülmesinin yarattığı dehşet ve korku, toplumu suskunluğa sevkederken öte yandan her türlü muhalefeti sindirmeyi vazife bilen karanlık güçlere de cesaret verdi. Her On yılda bir tekrarlanan askeri darbeler ile karanlık güçler denen aslında içimizden birileri, diğerlerini yok etmeye devam ettiler. Öldürülen gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, bilim insanlarının ardından toplumda gitgide derinleşen ve hiç bir biçimde tedavi edilemeyecek yaralar açıldı. 
Yetmiş yıl sonra gelinen noktada toplum, toptan pasifize edilmiş, her türlü haksızlık, hukuksuzluk, cinayet ve dehşete kapılmış durumdadır. Ne var ki güneşin her sabah doğması kadar doğal ve değişmez bir gerçek var evrende. Hafıza. İnsan hafızası kaybolan, kaybedilen, yok edilen, yakılan, parçalanan değerlerimizi unutmaz. Onlar, bu kayıp değerler hiç umulmadık bir yerde, umulmadık şekilde toplumun karşısına çıkar ve “susmaktan hiç utanmadınız mı ?” diye sorar.


Sabahattin Ali kimdir?

Yazar, 1907 yılında Edirne’ye bağlı olan Eğri dere de dünyaya gözlerini açmıştır. Edebiyat ustası olan Ali’nin babasının işinden kaynaklı olarak ilkokul yaşamını farklı illerde geçmiştir. Geri kalan öğrenimini ise Balıkesir ve İstanbul da bulunan Muallim Mektebi’nde tamamlamıştır. Ailesinde belli başlı sebeplerden kaynaklı olarak geçim sıkıntısı her zaman yaşanmıştır. Geçim sıkıntısı huzursuz bir aile ortamını getirmiş ve eğitim hayatının yatılı olması Sabahattin Ali için bir fırsat olmuştur.

Sabahattin Ali yaşadığı her türlü huzursuzlukları ve geçim sıkıntısını öykü ve şiir olarak kaleme almıştır. Muallim mektebi Sabahattin Ali’nin kendini tanıması ve bulması açısından da fırsat olmuştur. Eğitim hayatının geri kalanı için İstanbul’a gelen ünlü edebiyatçının okulunda Ali Canip Yöntem edebiyat öğretmeni olarak karşısına çıkmıştır. Yöntem Sabahattin Ali’de bulunan cevheri hemen keşif etmiş ve yardımı sayesinde ünlü edebiyatçının denemeleri, öyküleri ve şiirleri önemli dergilerde yayınlanmaya başlamıştır.

1927 yılının sonlarına doğru Sabahattin Ali babasının ölüm haberi ile yıkılır ve Babam İçin adlı şiiri ortaya çıkartır. Bu şiir Güneş dergisinde yayınlanır, yayınlandığı dönem bu şiirde bulunan belli başlı kelimelerin yaşamında rol oynayacağını bilmez. Okuldan mezun olur olmaz dayısının da desteği ile Yozgat Cumhuriyet Okulunda öğretmenliğe başlar. Buraya yerleşir ve halk tarafından sevilen bir kişi haline gelir. 1 yıl boyunca burada ilkokul öğretmenliği yapan ünlü edebiyatçı Milli Eğitin Bakanlığı’n açmış olduğu sıvını kazanmış ve Almanya’ya gidere burada 2 yıl boyunca eğitim görmüştür. Yurduna dönen Sabahattin Ali Konya ve Aydın’da Almanca öğretmenliği yaparak mesleğine devam etmiştir.

Konya’da olduğu dönemde bir arkadaş buluşmasında Atatürk ile alakalı okumuş olduğu şiirden kaynaklı olarak 1932 yılında tutuklanmıştır. Sinop ve Konya cezaevlerinde toplamda 1 yıl boyunca kalan Sabahattin Ali Cumhuriyet’in 10. Yıldönümünde af ile serbest kalmıştır. 1933 yılından cezaevinde tahliye olan yazar Ankara’ya Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek tekrardan göreve alınması talebinde bulunmuştur. Dönemin bakını eskiye dair barındırdığı düşüncelerinden vazgeçtiğini ispatlamasını istediğinden dolayı dönemin dergilerinden olan Varlık dergisinde şiirini yayınlayarak Atatürk ile alakalı olan bağlılığını ispatlamıştır. 1941 ile 1945 yılları arasında Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü‘ne alınarak, Ankara II. Ortaokul‘da öğretmenliğe başlamış, askerliğini yapmış ve askerlik sonrasında Ankara Devlet Konservatuarı‘nda Almanca öğretmenliğine başlamıştır.

Sabahattin Ali

2. Dünya Savaşının boy göstermiş olduğu yıllarda Nihal Atsız ‘a dava açan Sabahattin Ali, duruşma sonrasında görevinden alındığından dolayı İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başlamıştır. Yazmaya başladığı gazete ve dergiler iktidarın kışkırtması sonucunda tahribata uğrayınca işsiz kalır. Bunun sonucunda Öküz Paşa, Merhum Paşa, Malum Paşa, Marko Paşa, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin gibi kişiler ile 1946 ve 1947 yılları arasında dergi çıkartmıştır. Zaman içinde tek parti iktidarından kaynaklı olarak bu dergi kapatılmış ve yazarlar ile alakalı koğuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali bunun sonucunda 3 ay hapiste kalmış ve üzerinde oluşan baskılardan kaynaklı olarak bunalım bile geçirmiştir. Bu baskılar sonucunda ünlü edebiyatçının kaleminden şu dizler dökülmüştür;

“Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar minnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.

Sabahattin Ali’nin Öldürülmesi

Tek partili iktidarın olduğu dönemlerde hem hapse giren hem de işsiz kalan yazar yurtdışına gitmek ister ama pasaport taleplerinin hiçbirisi onaylanmaz. Bu olayların üstüne ünlü edebiyat ustası Bulgaristan’a kaçmayı düşünür ve Ali isimli bir kaçakçı ile anlaşma sağlar. Sabahattin Ali Ertekin isimli olan kişi tarafından cani şekilde öldürülmüştür. Ölümü ile alakalı olarak halen cevaplanmayan sorular bulunur, ünlü edebiyatçıyı öldüren Ertekin 4 yıl hapis cezası almıştır ama bir hafta sonra çıkan aftan da yararlanarak serbest kalmıştır.

Ünlü edebiyatçının geçmiş dönemler günümüze kadar gelen şiirlerini birçok ünlü isim bestelemiş ve yine birçok ünlü isimde seslendirmiştir. Dünya tarafından ve ülkemizdeki herkes tarafından biline şiirini Edip Akbayram okumuştur.

Aldırma Gönül

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül, aldırma

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül, aldırma

Dışarıda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar;

Seni bu sesler oyalar,

Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi,

Yukarıya çevir gözü:

Deniz gibidir gökyüzü;

Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha;

Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter;

Ceza yata yata biter;

Aldırma gönül, aldırma.

Birçok denemesi, öyküsü ve hikâyesi bulunan ünlü edebiyatçının en önemli eserlerinden bir tanesi de Kuyucaklı Yusuf’dur. Ayrıca Kürk Mantolu Madonna adlı eserde edebiyatımız içinde önemli bir yere sahiptir.

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.