ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Sağanak Yağışlı

Bir Günah Gibi | Gökhan Barış Pekşen

Bir Günah Gibi | Gökhan Barış Pekşen

Şimdi kop koyu bir merasimin sonuna geldik seninle,

Tanrı’nın yeryüzünde cinayet işlediği yerdeyiz

biraz alkolik

biraz küfürbaz

biraz da

senden daha da yalnızım Lilith..

Sen benim ilk eşimdin

ama bunun ne anlamı var şimdi

ikinci bölümdeyiz seninle

yani,

olman gereken yerdesin

kaburga kemiklerimden doğmayacak olansın..

Çok garip aslında

öleceğim günü biliyorum Lilith..

O sabah ,

gökyüzünden yağmur yerine küller düşecek saçlarına

en çokta kalbimden parçalar süzülmeli dudaklarına,

ve tüm şehir matemini kusacak yüzüne

sen koşar adım ellerini açacaksın San Marko Bizilikasında

ne ettiğin dualar

ne vücudundaki kesikler

nede bir bataklıkta can çekişen ruhun olacak yanında..

Sanki ilk defa hediye alan bir çocuk gibi heyecanla bekleyeceğim seni Venezia Erbaria’da

o ilk gün gibi

1 günah gibi..

– Venedik/Mayıs 1977

Şanzelize caddesinde dans eden bir kadın

aldırmadan kalabalığa

aldırmadan içindeki Tanrı’ya

aldırmadan karnındaki beni..

Sabahı bulan saatler

o ilk kavgam..

Başlamak üzere bir telaş

başucumda duran el işi bir ahşap saat

henüz sabahın altısı..

İçimde bir yerlerde ya eksilirsin diye korkarak haykıran bir ses

beynimi uyuşturuyor Lilith

boş koridorlar

boşluğa uzanan karanlık koridorlar

ve içinde kaybolduğum bu anlamsız dünya..

Manzarasız bir pencere düşündüm o gece Lilith

hemen önüne Tanrı’yı yerleştirdim,

ve toprak yüceltti beni

bir cümle daha kattı

sana tapabilir miyim?

Bazı adamlar bir krallık gibidir sevgili Lilith

tüm dünyaya hükmederken

sadece bir kadının önünde diz çökerler

o ilk gün gibi

1 günah gibi..

– Paris/Eylül 1979

14 Şubat 1981

Park Guel

saat 17:48

Bir kelime,

bir cümle daha sevdim seni bu sabah

gözlerinden süzülen lacivert şiirler söylercesine..

Mahrum bıraktığın her ne varsa hepsine sarhoşum bu gece Lilith

bütün okyanusa kaldırıyorum bu son kadehi,

ben ıslak gövdemi bütünüyle terk etmek isterken

yağmurdan daha da karanlık olduğumu hissettim o gece..

Ve sen;

kirli ve kanlı bıçağın göremediğimiz bütün karanlık yollar boyunca hep elimden tuttum Lilith

koruyup kolladığın bu oğlan çocuğunu hiçbir zaman unutma,

üstelik vaad edecek yeni cümlelerim,

sunacağım yeni bir hayat,

yok artık..

Ve ben biliyorum Lilith

ne kadar kaçarsam senden

o kadar da sana çıkıyor tüm yollar

biliyorum..

Rengarenk bir dünya burası,

biliyorum..

Montjuic Tuksin’den ellerine uzattığım gülerin kokusunu ciğerlerime çekiyorum,

kahrediyorum sessizce bu yalnızlığa

1 günah gibi..

– Barcelona/Şubat 1981

Daha çok arafa aitsiniz diye bağırdı kadın

Sigmund bile ellerinle kapladı yüzünü Graden caddesinde..

Tamda bu noktada ölen bütün vebalı anısına bende bir kaç kelime yazdım o gece Lilith;

Var imiş,

sözcüklerini ve kelimelerini yakan..

Var imiş,

bir Tanrı

bir deli

birde aşık..

Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız diye haykırdım kadına

bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zamanlar susarız dedi kadın

1 günah gibi..

– Viyana/Nisan 1983

Locanda Navona

saat sabahın beşi..

Tekrarında bir şişe Grappa söyledim

66 numaralı kapı çaldı

açtım kapıyı,

hintli bir garson ve elinde bir şişe Grappa

gözlerime baktı uzunca,

oysa söyleyecek çok şeyi var gibiydi yüzüme

ama ansızın kapıyı kapattım yüzüne elindeki şişeyi aldıktan sonra

kapının altına 10 dolar bahşişini verdim ve aldı hızlıca kapının altından..

Şişeyi cam kenarına koydum,

Bukowski’nin (ölüler böyle sever) kitabını koydum şişenin yanına

”Kimsenin ıstırabı olması gerektiğinden fazla değildir” sayfa 122

Oysa ki hiç uyumamıştım tüm gece

bilirsin Lilith

Roma’da güneşin doğuşunu bir şişe Grappa ile karşılarsan bu sana iyi şans getirir,

ama bu kez yalan

bu kez,

kendi yalnızlığında boğulan bir adamın yasını yazıyorum sana,

She’s crazy iyi gider diye düşündüm ve sesini kökledim

biliyordum çünkü Tanrı iyi müzikten anlar..

Bir kaç yamuk adımla pencereye doğru ilerledim

bilirsin Lilith kadehlerle hiç aram olmadı..

Bir sigara yaktım

diğer elimle şişeyi kavradım

tamda Aziz Petrus Bizilikasıı önündeydim

ellerimi açıpta dua edecek durumda değildim

ama Tanrı biliyordu içimi

bu yüzden tek bir kelime bile etmedim..

Bir kaç mum yandı ve söndü ruhumda

sadece seyrettim

o siyah sessizlikte her şeyi..

Bildiğin kadarını söyleyeceğim sana Lilith

içerime yerleşen tüm melekleri öldürdüm senden sonra

şeytanla bir anlaşma yaptım,

onun o kırmızı gözlerine bakarak ruhumu sundum ona

ve içimdeki kibir

öylesine büyük,

derindi ki

bir tek kendimi seveceğime yemin ettim..

O gece,

Tanrı reddetti beni,

düşüşüm bundandır sevgili Lilith..

Bundandır,

her defasında aynaları öldüresiye parçalamam..

Bir melek düştü yeryüzüne o gece

1 günah gibi..

– Roma/Kasım 1985

İstanbul’un kırık kaldırımları gibiydi ruhun Lilith

öptüğüm ellerimle,

korkunç

derin

sahipsiz bir çukurda buluyordum kendimi..

Tam vakti dedim kendimce

anıların hürmeti var dedim Lilith

kabataş’tan ilk Adalar vapuruna bindim

bu kez bir başıma

şu titreyen dalgalar gibi

kendi hikayemi son kez yazmak gibi..

Yıllar sonra Yani’deyim Burğaz Ada’da

evindeyim Sait Faik’in

der ki bir kitabında

‘..kendi peşimi bile bıraktım..

Eskiyi hatırlamak,

bin martı çığlıklarıyla

tamda burada

oturduğum yerde bir kadeh rakı ile

gözlerini kapatarak,

dedim ya Lilith

eskiyi hatırlamak ölmeden bu kez..

Biraz esiyordu hava

malum eylül akşamı,

oturacak bir yer yok gibiydi Yani’nin yerinde

sadece tek bir boş masa vardı

tek bir adamın kapladığı o son masa

müsaade istedim

oturabilir miyim bayım,

buyur etti yanına

Barış ben dedim

memnun oldum Hakan ben dedi

hepsi bu kadardı

bir daha çıt çıkmadı masada..

70’lik bir uzo rakı söyledim

bir kaç meze

biraz da buz..

Oysa sen yoktun karşımda Lilith

saçları beyazlamış bir bulut ama yağmurlarını kendine saklamış bir adam vardı karşımda,

öfkesi ve sırları kendine ait olan bir hayat..

Gözlerine baktım uzunca Hakanın

tüm göç yolları gibi uzun ve yorgundu..

Bende yorgundum oysa

kendimi bilmeyecek kadar yorgundum hemde..

Bir sigara uzattım Hakana

tebessüm ederek yüzüme baktı uzunca

aldı elimdeki sigarayı ve yaktı bir cehennem gibi alev alan ruhunu..

Gözlerini,

gözlerime dikerek

dedi ki;

beyaz bir bakkal poşetinin sonbahar rüzgarlarında kapalı kepenklere çarpa çarpa savrulup yükselmesine benzer savruluşlarımız..

Boşolan kadehine rakı ve su ekledim

bir kaç buz parçasıda,

yüzüme baktı uzunca ve tek bir kelime bile etmeden sol eliyle kadehini dikti baş aşağı

sağ eliyle sönmekte olan sigarasından derin bir nefes çekti o en içerisine,

gözlerimin içine baktı tekrar

hoşçakal dostum dercesine

ceketini alıp kalkıp gitti..

Acı,

traji komik bir hal alıyor Lilith

öptüğüm son kadın

seviştiğim son kadın..

Bilirsin oysa,

Burğazın kaldırımları hep kan kokar

Bir Günah Gibi..

– Burğaz Ada/ Eylül 1988

– Gökhan Barış Pekşen

– Bir Günah Gibi

– 29082020

Gökhan Barış Pekşen
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.