ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay °C

Günün Hikayesi | Çiğdemleri Kurtarmak | Aylin Özgür

Günün Hikayesi | Çiğdemleri Kurtarmak | Aylin Özgür

Uzak bir köyde, herkes barış içinde huzurlu mu huzurlu mutlu mu mutlu yaşarken…

Köyün ileri gelmişleri, köyün güzellikleri herkes tarafından bilinsin ve görünsün istemekteydiler.

Tek hedefleri vardı, turistler gelsin yerli halk biraz olsun maddi anlamda rahatlasın, borçlarını ödesin, ihtiyacı olanları alabilsinler.

Çünkü çoğu  imece üsülüyle yaşamını sürdürmeye çalışıyordu.

Köylüler, ilk olarak, köyün her bir yerini  resim  çekti sonra da   her yere gönderdi.

Her şey gayet güzel oldu ve başladıkları bu yeni girişim meyvesini de vermeye başladı.

İlk başta yerli turistler geldi, ardından yabancı turistler, bu sayede  köy halkının  yorgun yüzü biraz olsun güldü.

Gel zaman git zaman bu böyle devam etti.

Taa ki bir ingilizin. Bozuk Türkçesiyle

“Yazık olacak bu köye” demesi ve İngilizce olarak başka şeylerde gevelemesi.

Köylü ilk başta buna anlam veremedi.

 

Bir süre sonra, köye daha kalabalık kafileler gelmeye başladı ellerinde aletler ve çeşitli kağıtlar ve büyük boyutlu haritalarla.

Köylü bunu da göz ardı etti.

Garip köylü nereden bilsin köyün altında bir sürü madenin olduğunu.

Herkes işinde gücünde tarlasında, bahçesinde uğraş vermekteyken, ekmek derdindeyken.

 

Meğer kötü niyetli akıllının biri köyün etrafında maden araması yaptırmış bir sürü işe yarayacak maden keşfetmişti.

Onu mutlu eden bu sonuçla ağzından ve beyninden salyalar akarak, içini sadece “bunların hepsi benim olmalı” hırsı kaplayarak soluğu en yakın tapu kadastro müdürlüğünde aldı.

Elindeki işaretli haritaya bakarak ve çalışanlardan bilgi sızdırarak

toprakların sahibini öğrenmişti.

Aklında bin bir türlü hile o topraklara sahip olmasına bir tık daha yaklaşmıştı kendince.

Hırsı giderek devleşiyordu, yapacakları işler gözünün önünde kör sinekler gibi uçuşuyordu. Doğayı mahvedecek olması  gram umurumda olmadı.

 

İlk başta köye kimi kimsesi olmayan, köy yaşamını merak eden biri olarak köylünün arasına sızdı, kimsenin yaşamadığı bir evi satın aldı, öksüz kimsesiz biri olarak başladı orada yaşamaya.

Arkadaş çevresine ise sadece, sahip olmak istediği toprakların sahiplerini alarak. Onlarla samimiyet kurdu.

Hedefi zayıf noktalarını öğrenip o şekilde topraklara sahip olmak.

Bunun için zaman gerekti ama onda bolca zaman ve para vardı.

Köylüler ise hem zamanı kovalıyordu hem de maddıyat konusunda sorun yaşıyordu.

Bunu anlamak zor olmadı onun için.

Bir gün köylünün biri “çok zor durumdayım kızımın böbreğinde sorun varmış ve ameliyat olması gerek, nasıl yapacağım, bilmiyorum” diyerek dert yandı.

Fırsatı kaçırmak istemeyen toprak hırsızı.

“Ben size veririm para, şehirde  hastanede tanıdıklarım da var”, diyerek felakete  giden yolu iyi niyet taşlarıyla örmeye başlamıştı bile.

Köylü evine sevinerek gitti ve güzel müjdeyi ailesine iletti.

“akşam yemeğine köyümüze yeni gelen adam gelecek, hadi güzel bir sofra hazırlayalım ona” dedi sevinerek ev halkına.

Bir bilse evine bir tilki kılıklı çağırdığını.

Aynı yöntemle toprak sahiplerine yaklaşıp onlara yardım etme umudu aşılayarak, topraklarını ellerinden almasına sadece ramak kalmıştı

Köylü o kadar çok borçlandı ki ona.

Kimi zaten zeytin tarlasını vermeye hazırdı yeter ki borçları silinsin, kimi buğday ektiği bir kaç dönümü, kiminin de meyve bahçesi çaresizce onun eline geçti.

Tüm bunlar olurken asla akıllarına gelmeyen bir şey vardı, tarlalar maden ocağı haline gelecekti.

Ne ağaç kalacaktı ne de bitki.

İlk bahara adım adım yaklaşırken,

çocuklar bir gün okuldan gelirken tarla ve zeytinliklerin başında iş makinelerini görmüşlerdi. Aralarında okulun akıllı bıdığı biri vardı, dikenliklere saklana saklana ulaştı yamyam kılıklı insan(lar) öbeğine.

Aralarında köylerindeki yeni komşu da vardı.

“burası, bu arazi ve şu arazide kazılarda başlayın, bir an önce en derine ulaşıp numune alıp baktırmak istiyorum.

Daha fazla toprak sahibine ulaşıp, bir şekilde  topraklarını ellerinden almam lazım”, dediğini duydu, çok kötü oldu çocuk yine saklana saklana geri döndü.

Eve gitmedi, önce muhtara uğradı.

Köyün en tembel adamıydı muhtar, tek bildiği şey uyumaktı.

Ne köylüye yardım ediyordu, ne de dertlerini dinliyordu, sadece seçim zamanı oy istemeye gidiyordu elinde şeker ve çikolatalarla.

“muhtar amca, muhtar amca bu yeni komşu var ya o çok kötü bir adam attırsana onu köyden” dedi çocuk muhtara.

Uyku mahmuru olan muhtar bu denilenden hiç bir şey anlamadığı gibi, çocuğu da kovdu muhtarlıktan öğle uykusunu bozmuştu çocuk.

Hayalleri yıkılan çocuk köyün kahvesine koştu hemen.

Kimsenin onu dinlemeyeceğini bildiği için eline bir bardak alıp yere fırlattı herkes pür dikkat kesilmişti.

“ey ağalar yeni komşu çok kötü bir insan gidin bakın hele, ne yapıyor sizden aldığı tarlalarda”,dedi çocuk ve oracıkta bayıldı.

O kadar çok koşmuştu ki, nefes nefese kalınca konuşurken bayılmıştı.

Köylü çok telaşlı bir şekilde tarlalarını ve bahçelerinin olduğu yere doğru hızlı adımlarla ilerlerken. Asla akıllarına gelmeyen, getiremedikleri, korktukları şey ile karşılaşacaklarını beklemiyordu.

İş makineleri kazmaya başlamıştı bile

“durun yapmayın” diye bağırdılar acı acı  tek ağızdan.

Duyan olmadı, köylü bu sefer taşlarla makinelere saldırdı.

Olay yerine jandarma geldi, tarafları dinledi.

Köyün yabancısının arkası sağlamdı, avukatlar ile gövde gösterisi yaparak evrakları, tapuları sallıyordu elinde.

“ey efendiler, buralar artık benim, siz kendiniz verdiniz bana bu yerlerin tapularını, şimdi hak iddia edemezsiniz”, diyerek köylüye bir güzel çıkıştı.

Köylü ise:

“Biz seni bağrımıza bastık, insan sandık, bize bunu yapmaya hakkın yok” diyerek feryat etselerde faydası olmadı.

Ertesi günü okuldan dönen çocuklar, sarı çiğdemlerin açtığını gördü o kadar çok çiçek vardı ki, iş makinelerinin önünde adeta kalkan gibiydiler.

Çocuklardan biri: “bu çiğdemleri burada bırakamayız, onları kökleyip başka yere ekmeliyiz”, deyince herkes ona şaşkın şaşkın baktı

Çantalarında boş  kap aradılar, bulanlar beşer onar kök çiğdem alıp köyün öbür yanına gidip yine aynı gün ekip az da olsa mutlu olmuşlardı, çünkü en azından çiçekleri kurtarmışlardı.

Çocuklar:

“keşke zeytin ağaçlarını ve meyve ağaçlarını da kurtarsaydık”, demeye başladı.

Herkesin  huzuru kaçmıştı bir kere

Köylünün tek gayesi resim çekip, turistlerin köye  gelmesini sağlayıp onların yaptıklarından  bir şeyler satın alarak   ellerine biraz olsa para geçmesiydi.

Kiminin borcu vardı, kimi hastasını hastaneye götürecekti , kimi de imece üsülüyle elde edilemeyen şeyleri satın alacaktı.

………

Her şey bitmişti köylü için, ne tarla kalmıştı ne de ağaç.

Doğayı katletti, köye yeni gelen sömürücü.

Çocuklar ağladı, analar ağladı, babalar ve dedeler ise pişmanlık içinde köylerini terk etmek zorunda kaldı.

“ne güzel günlermiş meğer  imece üsülüyle birlikte huzur ve barış içinde yaşadığımız anlar, şimdi ise her şey mahvoldu, yine biz mahvettik her şeyi, diyordu, köyün en yaşlısı….

” Doğa bizi affetmeyecek, insanoğlu asla ders almıyor”, ekledi bir diğeri…

Sarı çiğdemleri kurtarmışlardı ama başka her şeyi kaybetmişlerdi…

Ve doğa bilmem kaçıncı kez yine zarar görüyordu, suçlusu ise yine gözü doymayan insanoğlu…

         Saygılarımla…

 

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/   Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.