ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay °C

Bir Umuttur Yaşamak | Selahattin Yetgin

25.02.2022
357
A+
A-
Bir Umuttur Yaşamak | Selahattin Yetgin

Henüz genciz ve seni taşıyacak kadar gücüm var. Evet dersen, benimle gelirsen sana sonsuza kadar eş olmaya hazırım.’

Saçları dağınık, yüzü asıktı gecenin. Yorgun dakikalar saatlere dolanmış, saniyeler kahkahalar atıyordu fırıldak gibi. Dönüyordu başı mevsimler gibi. Dönüyordu gözleri başka yüzyılları arar gibi. Dağınık yatağından kalktı, bitkindi, sendeledi, düzeltmeye çalıştı saçlarını. Köşedeki aynada saçlarını yeniden gözden geçirdi. Elleri ilişti köşedeki sürahiye. Bir bardak suyu doldurdu bardağa ağır ağır, içti bir dikişte.

Gece bitmişti ve gündüz sızıyordu perdelerden içeri. Fırtınalı bir gece geçirmiş, dingili kırılan bir saban gibi toprağı eşelenmişti. Durmaksızın çalan cep telefonuna onlarca çağrı, onlarca mesaj gelmişti. Ancak hiç birisine merak edip bakmamıştı. Bulutların altında bir başınaydı ve geceye sarılıp uyumaya çalışmıştı.

Dünkü gecenin yağmurundan, sellerinden sadece miller kalmıştı geriye. Utangaç bir geceydi sarılıp yattığı. Umutlarını, düşlerini, hayallerini bir çırpıda satıvermişti. Temiz çarşaflar serdi karyolasının üstüne. Başı dönüyordu ve hissettikleri anlatılamıyacak kadar büyüktü. Çantasını karıştırdı ve paketteki son sigarasını titrek elleriyle yaktı. Derin bir nefes çekince bedenine can gelir gibi oldu.

Saate ilişti gözü ansızın. Körükörüne bir şekilde dolanıp duruyordu saniyeler akrep ve yelkovanın çevresinde. İçini açarak bakmak geldi garip bir dürtüyle. Bütün parçalarını masanın üzerine yayıp incelemeyi düşündü. Sonra vazgeçti. Kalktı, gece boyunca damlayan musluktan bir bardak su daha doldurdu. Acıktığını hissedince dolabı karıştırdı. Yiyecek birşeyler aradı, ancak iştahını açacak birşeyler olmayınca kapattı buzdolabının kapağını.

Perdeyi araladı. Dışarıda insanlar çoğalmıştı. Hızlı hızlı yürüyorlardı. Kiminin koltuğunun altında birkaç gazete, kiminin elinde poşetler sallanıyordu. Hışımla çekti perdeyi, giyinip çıkmalıydı dışarıya. Çünkü içi daralıyordu. Acele acele üzerini giyindi, kapının ardındaki anahtarı yerinden çıkardı ve kapıyı dışarıdan kilitleyerek hızla indi merdivenleri.

Apartmandan dışarı adımını atınca rüzgâr yaladı saçlarını. Gözleri sulandı ve dudaklarının kuruduğunu hissetti. Nereye gideceğini, nerelere sığınacağını bilmiyordu. Telefonunu yokladı elleriyle. Evet, çıkmadan önce almıştı onu çantasına. Hem yürüyor, hem de gidebileceği bir yeri düşünüyordu. ‘Sıcak birşeyler içmeliyim’ diye düşündü. Bir pastahaneye daldı ve birkaç simitle bir fincan çay ısmarladı kendine.

Oradan ayrılırken sahile inmeyi düşündü. Hava esiyordu, ama dalgaları seyretmek güzel olur diye düşündü. Dik merdivenlerden teker teker indi. Burnuna balık kokusu gelmeye başlamıştı. Uzakta bir sandalda bir balıkçı ağlarını çekiyordu. Olduğu yerden seyretmeye başladı onu. Islak ağlardan ne çıkacak acaba? diye geçirdi içinden. Uzaktan fazla seçemiyordu, ancak birkaç balık olduğu kesindi. Öylece duruyordu ve gelip geçen insanlar ona bakıyorlardı. Uygun bir yer aradı ve limanın sağ tarafındaki kayalara doğru yürüdü.

Bir martı denize durmaksızın dalıp çıkıyordu. Suyun üzerinde ne güzel duruyordu. Aklından bir martı olmayı geçirdi. ‘Bir martı olsam balık avlamazdım’ dedi mırıldanarak. Belki de uzaklara giderim. Uzaklara, masmavi denizlerin üzerinden süzüle süzüle ne güzel olurdu kimbilir. Küçücük bir ada seçerim kendime. Kimselerin olmadığı bir yer. Sonra gözlerinden akan birkaç damla yaş yanağına ulaştı. Elinin tersiyle silmek istedi, ancak yapamadı. Esen rüzgârın temasıyla yüzünü bir soğukluk kaplamıştı. Bir sigara yakmak istedi birden, çantasını karıştırdı ve son sigarasını evden çıkmadan önce içtiğini anımsadı.

Az ileride, kayalıkların fenere bakan tarafında biri oturuyordu. Hafif sakallı, üzerindeki montu biraz eskimiş, saçları arkaya taralı ve durmaksızın uzaklara bakıyordu. Yanından geçip gitmeyi düşündü. Yanıbaşındaki kayanın üzerinde çakmağı ve sigarası duruyordu. ‘Bir sigara istesem ayıp olur mu? ‘ düşünceleri kafasında şekillenmeden genç adamla göz göze geldi. Garip bir gülümsemeyle bakmıştı ona. İçi titredi, yutkundu ve durakladı bir anda.

Karşılık vermek istiyor, ancak beceremiyordu. Gülümseme ile karışık yavaşça başını eğdi genç kadın. Kendisine uzatılan sigara paketini görünce; ‘Teşekkür ederim. Sigaram bitmiş, ama almaya gidiyordum’ diyebildi. Adam; ‘Bir sigaranın lafı mı olur. Lütfen buyurun’ diyerek çakmağıyla kadının sigarasını yaktı.

Oradan gidemiyordu işte. Tekrar teşekkür ederek sigaradan derin bir nefes çekti. Adam ayağa kalkarak; ‘Oturmak isterseniz’ der demez ilişti yanına. Bir müddet öylece baktılar denize. İkisi de konuşmak istiyor, ama başaramıyorlardı. Sessizliğin ortasında sadece dalgaların sesi konuşuyor, ara sıra üzerlerinden uçan martıların çığlıkları duyuluyordu.

‘İsmim Serkan’ dedi genç adam. Daldığı rüyadan uyanan bir edayla. ‘Öyle mi? ‘ deyiverdi. Şeyy. Benimki de Emine. Gerçek ismini uzun zamandır söylememişti. Tuğba daha alımlı, daha kulağa hoş geldiği için kullanıyordu. ‘Evet, evet Emine adım’ dedi. ‘Denizi çok severim. dalgaları, martıları, balıkçıları. Yani, buraya indiğim zaman dalar giderim.

Genç adam onu sabırla dinliyordu. Kısacık yaşam hikâyesini, yaşadığı sıkıntıları, çektiği çileleri sormadan o anlatıvermişti. Arada bir; ‘Başını ağrıtmıyayım’ diyerek susuyordu. Genç adam; ‘Hayır hiç önemi yok. Zaten yapacak başka bir şeyim de yok. Aslına bakarsanız ben de biraz dertliyim. Buraya bir kaçış yolu bulmak için geldim’ diyerek sözü alıvermişti.

Elinde bitmek üzere olan sigarasından son bir nefes daha çekerek izmaritini denize attı. Gözleri uzaklardaydı. Dudaklarını aralayıp kısaca öyküsünü anlatmaya başladı. Biz 3 kardeşiz. En büyükleri benim. İlkokulu zor şartlar altında, ortaokulu ise güçlükle bitirdim. Liseye gidemedim. Ailemin durumu beni okutmaya müsait değildi. Babam ile annem sürekli kavga içerisindeydiler. Zaman zaman bu kavgalardan bizler de nasibimizi alıyorduk. Bir gece babam eve içkili geldi. Annemi dövmeye başladığı bir anda müdahale ettim. Beni oldukça şiddetli bir şekilde dövünce isyan ettim ve o gece evden ayrıldım. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Ancak kaçmanın kurtuluş olduğunu düşündüm. Kıyıda köşede biriktirdiğim biraz param vardı. Yanımdaki para ancak bir bilete yetebiliyordu ve hiç düşünmeden İstanbul’a bilet alarak uzaklaştım oralardan.

Gecenin bir vakti İstanbula vardım. Sabahın olmasını saatlerce bekledim. İnsanlar üzerime üzerime geliyordu ve gözlerindeki mana niyetlerini açıkça belli ediyordu. Midem işlerliğini yitirmişti. Sürekli su içmekten ve yürümekten bitap düşmüştüm. Nerelere gidebilirdim, ne yapabilirdim? sürekli bunları düşünüyordum şimdi. Birden aklıma babamın bana aldığı küpeler geldi. Çantamı karıştırdım ve onları buldum. Anlatılmaz bir mutlulukla dolmuştu içim. Bir kuyumcu buldum ve onları yok pahasına satarak hemen karnımı doyurdum. Gözlerim açılmış, aklım yerine gelmişti. Akşam olmak üzereydi ve kalacak bir yer bulmalıydım. Bu düşünceler içerisinde yürürken birinin omuzuma çarptığını hissettim. Kibar biriydi ve sürekli özür dileyerek gönlümü almak istiyordu. Önemli olmadığını, suçun kendisinde olduğunu söyleyerek ondan kurtulmak istedim, ama yapamadım. Koca şehirde uzun süredir birisiyle konuşmamıştım ve adamın bir çay ikramına kayıtsız kalamadım.

Bir cafe’de oturup birer çay içtik. Nereli olduğumu, neden buralarda olduğumu anlaması uzun sürmedi. Bana acımış görünüyordu ve kendisini suçlu hissederek bana yardımcı olacağını söyledi.Az ileride otoparkta arabası olduğunu, isterse kendisiyle gelebileceğini, sık sık da korkmaması gerektiğini söylüyordu. Çaresizdim ve kabul ettim teklifini. Şehirden oldukça uzakta bir yere gittik. Burasının babasına ait olduğunu ve kendilerinin şu an yurt dışında olduğunu söyleyerek anahtarı uzattı. Giderken biraz para verdi ve sabah olunca tekrar geleceğini söyledi.

Sabah olmak bilmiyordu. Yorgundum ve sürekli düşünmekten gözlerim alev topuna dönmüştü. Sabaha doğru kendimden geçtim ve mışıl mışıl bir uykuya daldım. Kaç saat uyudum, bilmiyordum. Zilin sesiyle uyandım. Koşarak kapıya yöneldim ve onun geldiğini anlayınca kapıyı açtım. Gözleri gülüyordu. Anlaşılmaz bir güvenle dolmuştu içim. Kucağındaki paketleri uzattı ve ‘Bunlara ihtiyacın olabilir diye düşündüm. Birşeyler yemen gerek’ dedi. Lokmalar boğazımda düğümleniyordu. Kardeşlerimi, annemi merak etmeye başlamıştım. Bir telefon edebilirim belki, diye düşündüm içimden. Komidinin üzerinde bir telefon vardı ve izin isteyerek telefona yöneldim. Numarayı çevirdim, ancak telefon çalıyor ama açılmıyordu. Birkaç dakika sonra tekrar denedim. Aklımda başka hiçbir şey yoktu ve sonra tekrar ararım diye geçirdim içimden.

Onunla birşeyler konuşmak istediğim bir anda; ‘Hadi seni biraz dolaştırayım. Biraz hava alırsın’ dedi. Fena fikir değildi ve onun arkasından çıktım. Arabaya bindik ve İstanbul’un sokaklarını dolaşmaya başladık. Hiç konuşmuyordu. Ara sıra bana bakıyor, öylece gülümsüyordu. Garip biriydi ve daha adını bilmiyordum. Öğle çoktan geçmişti ve ‘Acıkmışsındır’ dedi aniden. Neden yapıyordu bunları? . Bu soruları düşünürken arabayı bir lokantanın önünde durdurdu. Aşağıya indik ve içeriye girdik. Birşeyler ısmarladı garsona. Tabağımdaki yemekleri çatalın ucuyla karıştırırken düşünüyordum. Bir sigara uzattı. Bugüne kadar hiç içmemiştim ve ‘hayır’ anlamında başımı salladım., bir müddet sonra, ‘Hadi çıkalım’ dedi.

Tekrar arabaya binmiş dolaşıyorduk. ‘Sana bu kenti iyice gezdireyim. Zaten benim de yapacak bir işim yok. Bana eşlik edersin’ dedi. Ona kapılmış ve hızla peşinden gidiyordum. Gecenin geç vakitlerine kadar sahil kenarlarından yolculuk ettik. Arabanın saatine takılıyordu ara sıra gözlerim. Gece yarısı çoktan olmuştu ve içimi bir korku bürümüştü. Sonunda yolculuğumuz bitti. İçeriden yüksek seslerin geldiği bir yere daldık ikimiz. Bir masaya iliştik. Masaya gelen garsona birşeyler ısmarladı. Adını ve tadını bilmediğim bir şeyi yudumlamaya başladım. Genzim yanıyor, hafiften başım dönüyordu. İnsanlar durmadan pistin ortasında dans ediyorlar, yanıp sönen ışıklarla midem bulanmaya başlamıştı.

Aklıma yeniden evimiz geldi. Onları düşünmeye başlayınca ağlamak geldi içimden. Ama yapamıyordum. İnsanlar üzerime geliyorlar, oturduğum yer fırıldak gibi dönüyordu. Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Buraya nasıl gelmiştim. Canım neden yanıyordu anlamakta gecikmedim. Olan olmuş, feryatlarıma birkaç kişi koşup gelmişti. Gelenlerden biri kadındı ve ağlamaklı bir şekilde; ‘Senin kimin kimsen yok mu kızım? diye beni teselli etmeye çalışıyordu. Yaşadıklarım korkunçtu ve ben işte o gün ölmüştüm.

İstanbul’un işlek kaldırımlarıydı artık yerim. Kimselere derdimi anlatamıyor, kıyıda köşede tanıştığım birkaç kadınla yaşama tutunuyordum. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı ve 3 sene geçti aradan. Zaman zaman annemle ve kardeşlerimle konuşabiliyordum. Yaşadıklarımı anlatmak istediysem de bunu başaramadım. ‘Baban seni defterden sildi kızım’ demişti en son annem telefonda bana. O deftere tekrar kayıt olmam zaten zordu. ‘Canı sağolsun babamın’ dedim ve işte o günden bu güne onları hiç aramadım.

Kıyıya köşeye birkaç kuruş attım. Fazla değil, en azından birkaç yılımı kurtarır. Ama ya sonra. Sonrasını bilmiyorum. Dün gece kendimden yeniden nefret ettim. Bu hayattan kurtulmak için inanılmaz bir kuvvet buldum kendimde. Artık dayanacak gücüm kalmadı ve insanların beni bir eşya gibi kullanmalarını istemiyordum.

Sonra sustu. Yeniden uzaklara bakmaya başladı. Genç adam onu dinlerken peşpeşe sigaraları eklemişti birbirine. ‘Bana anlatacak birşey bırakmadın Emine. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sabahtan beri oturmuş ben de düşünüyordum. Ufak tefek birkaç sorunumun içinde boğuluyordum. Şimdi birşey anladım. Hayat hem acımasız, hem de çok güzel. Seni dinlerken içimde birşeylerin kıpırdadığını hissettim. Benim de mazim pek iyi değil. İnsanlarla kavgalıyım. Kendimle kavgalıyım. Ancak ne pahasına olursa olsun yaşamalıyız’ deyiverdi.

O anda gözleri birbirine çivilendi. İkisi de söyleyecek tek bir söz bulamıyorlardı. Bir ateş topu dönüyordu başlarının üzerinde. Deniz susmuş, martılar kaybolmuş, dalgalar sakinleşmişti aniden. Yüreklerindeki fırtınalar yerini şevkatli bakışlara bırakmıştı. Sessizliği genç adam bozdu. ‘Gel dedi. Ne olursan ol, ne yaşamış olursan ol, benimle gel. Bir iş bakarız kendimize. Buralardan gideriz kimbilir. Sırt sırta verip aşarız tüm zorlukları. Ben buraya bu yaşama veda etmeye geldim. Anladım ki sen de aynı şey için gelmişsin. Burası bir başlangıç olsun ve değiştirelim bu kara yazgıyı. Henüz genciz ve seni taşıyacak kadar gücüm var. Evet dersen, benimle gelirsen sana sonsuza kadar eş olmaya hazırım’ dedi.

Elleri birbirine uzandı. Ayağa kalktılar ve az önce yürüyerek indikleri yamacı koşar adım, çocuklar gibi gülüşerek çıktılar. Oturdukları yerde birkaç sigara izmariti cep telefonunun sim kartı ve dalgaların götürmesini bekledikleri kara umutları kalmıştı.

Selahattin Yetgin

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir Websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Yazı Atölyesi kültür sanatın, hayatın pek çok alanını kapsayan nitelikli edebiyat içerikli haber sunar. Bu nedenle başka kaynaklardan alınan, toplanan, bir araya getirilen bilgileri ve içerikleri kaynak belirtilmeksizin yayına sunmaz. Türkçenin saygınlığını korumak amacıyla ayrıca Türk Dil Kurumu Sözlüğünde önerilen yazım kuralları doğrultusunda, yayınladığı yazılarda özellikle yazım ve imla kurallarına önem verilmektedir. Yazı Atölyesi, üyeleri ve kullanıcılarıyla birlikte interaktif bir ortamda haticepekoz@hotmail.com + yaziatolyesi2015@gmail.com mail üzerinden iletişim içinde olan, bu amaç doğrultusunda belirli yayın ilkesini benimsemiş, sosyal, bağımsız, edebiyat ağırlıklı bir dijital içerik platformudur. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz. http://yaziatolyesi.com/ Editör: Hatice Elveren Peköz Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com GSM: 0535 311 3782 -------*****-------
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.