ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 19°C
Sağanak Yağışlı

Asmalımescit’de Refik 40 Yıldan Sonra Kapandı | Ahmet Ergun

Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  

Yok, bu kadar kolay değil, bu kadar basit değil bunu söylemek. Herhangi bir meyhane, herhangi bir mekân değildi REFİK’in meyhanesi.

O, İstanbul’un son dönemlerinin, son 65 yılının bir Okuluydu, bir ekolüydü.

Mekânlar da aynen insanlar gibi, doğar, büyür, gün gelir ölür ama onlarla da beraber bir devir ölür, bir mazi yok olur, hatıralar kaybolur, değerler yitirilir, bizler de onlarla beraber kahroluruz.

Refik’in meyhanesi 1954 yılında kurulmuştu.

Cumhuriyet devrinin bir meyhanesi idi, ama ilk yıllarından itibaren bir köşetaşı olmuştu İstanbul’un bu soyut kültür mirası hayatında.

Refik’in dükkânından YAKUP çıkmıştı, zaten yeğeni idi, CAVİT çıkmıştı. Hem Yakup hem Refik o kadar dolu olurdu ki müşteri açıkta kalmasın diye ikisinin adlarının ilk hecelerinden oluşan bir isimle YA-REN ‘i açtılar. Yakup da çok ünlendi ama Yakup da öldü. Refik de 2011 yılında 88 yaşında aramızdan ayrıldı. Evlâtlığı, torunu işletiyordu mekânı ama herşey ters gitmeye başlamıştı. İşletme de özensizleşmişti, ayrıca

İstanbul’da hayat değişiyordu, zorluyorlardı, değiştiriyorlardı, boğuyorlardı bu kültürü ve bu hayatı. İstanbul Araplaştırılıyordu, ayrı bir kültür empoze ediliyordu. Hem Merkezi hem de yerel yönetimce.

REFİK, çok güzel bir SOHBET meyhanesiydi. Duvarlarında müdavimleri Edebiyatçıların ve Sanatkârların, Ünlü kişilerin mekânda çekilmiş fotoğrafları asılı idi. İnsanlar kaynaşır, sohbet ederdi, nezih, müziksiz bir mekândı, temiz, özenli ve lezzetli mezeleri vardı. Öğlenleri ev yemeği çıkarırdı. Damla sakızlı kuzu kapama gibi enteresan yemeklerdi bunlar. Akşam ise çok değil ama güzel 9-10 çeşit meze, ızgara et veya balık vardı. Ben, ilk defa Refik’te yediğim peynirli ve kıymalı ayrı ayrı ızgara muska böreğini unutamam. O tarihe kadar ben muska böreğini hep kızartma bilirdim. Kendilerinin kardığı özel acılı hardalı, fasulye pilâkilerini de anmadan geçemeyeceğim.

Refik Aslan, kendi mekânını Meyhane değil belki ağır içkili lokanta olabilir, meyhane denince müzikli, daha farklı eski Rum meyhaneleri gibi olmalı diye yorumlardı. Kendi mekânında, Doktor, avukat, Bankacı gibi iş kadınlarının çekinmeksizin kadın kadına gelip eğlenmelerinden, bu güveni duyurabildiği için gurur duyardı.

Refik Baba, 1937 yılında 14 yaşında Çamlıhemşin’den gelmiş İstanbul’a ve o tarihte İstanbul Beyoğlu’nun en meşhur Fischer Alman lokantasında bulaşıkçılık ile işe başlamış. Sonra yamaklık, komilik, garsonluk derken daha 27 yaşında iken 1950 yılında Meşhur HRISTO’nun Rum meyhanesinde şef garsonluk yapmıştı derken, almış olduğu iş disiplini ile de kendini yetiştirmiş ve 1954 yılında kendi mekânını açmış. Almanca bilirdi, İri cüssesinin altında, yumuşak bir yüreği ve nezaket dolu bir kişiliği vardı.90 lı yaşlarına kadar hep işinin başında durdu, kendi masasında rakısını yudumlar ve devamlı etrafı kolaçan ederdi. Bir de aşırı ATATÜRK hayranı idi.

Hatta duvarda ATATÜRK’ÜN çeşitli fotoğraflarının asılı olduğu bir de Atatürk köşesi vardı.

Ben Refik Aslan’ı burada daha uzun anlatmayacağım. Ben dün kapanan mekânı ile beraber İstiklâl de, Beyoğlu’nda artık bir dönemin, bir kültürün sonuna gelindiğinin üzüntüsündeyim.

Tabii ki mekânların da müesseselerin de bir ömürleri olur, kısa veya uzun. Ama birisi ömrünü doldurduğunda yerinde bir başkası, bir benzeri kurulur, bir kültürün devamına özen gösterilir.

Şu anda ise ölen yalnız mekânlar değil, esas öldürülen o eski kültürdür. O naif, zarif kültürün yerine yoz bir kültür hâkim olmakta ve hatta özellikle empoze edilmektedir. Üzücü olan budur. Sahip çıkamadığımız eski şehirli kültürümüzdür.

İstiklâl caddesini, diğer adıyla Beyoğlu’nu birlikte bir dolaşalım şöyle ;

İstiklâl caddesi, 19.yy sonlarına kadar Avrupa’ nın en büyük caddesi idi.Çünkü hiçbir kent İstanbul kadar çeşitli ulusları bir araya toplamamıştı. O tarihlerde caddelerin genişliğinden daha önemli idi bu unsur.

Benim bildiğim ve benim hatırımda kalan İstanbul İstiklâl caddesinde MARKİZ PASTAHANESİ vardı şimdi yok. Karşısında LEBON PASTAHANESİ vardı ama bütün çabasına karşın eski Lebon değil, gerçi yine Milföylerini yapıyorlar ama bilen yok artık, hâlbuki Milföy günlük tüketilmeli devamlı yapıp atıyorlarmış, El yapımı vişne likörlü çikolatayı yaptırdıkları usta da işi bırakmış, yine frigoları duruyor ama bilen kalmamış. Genelde eski azınlıklardan müşterileri var. Özel günlerde Paskalya çöreği yapıyorlar.LEBON Pastanesini 1886 yılında Fransız Başkonsolosluğunun pastacı başısı Eduard Lebon kurmuştu.Kurulduğu mekân MARKİZ Pastanesinin yeriydi.Fakat sonra tam karşisındaki şimdiki yerine geçti.

LEBON ilk açıldığı yerde iken o kadar ünlü idi ki Orient Expres ile seyahat eden yolcular İstanbul’da mutlaka LEBON’a uğrar ve pasta yerler ve hatta hediyelik paket yaptırır götürürlermiş. Onun için o yıllarda ” Chez Lebon, tout est bon” denirmiş onların ağızlarında. Yani ” Lebonda her şey güzel” .

Son zamanlarda özellikle de yılbaşına yakın pastane vitrinlerinde, Lebon’da da ” Kar yağmış odun ” şeklinde patalar ile çok büyük ateş böceği şekilli pastalar satılmaya başladı.

MARKİZ de, bütün Entelektüellerin, Edebiyatçıların, felsefecilerin uğrak mekânı bir pastahane idi. Namık Kemal, Şinasi, T.Fikret,A.Haşim,A.Dino,S.Faik,O.Veli,Haldun Taner,Mina Urgan,Hilmi Yavuz hep müdavimlerini oluşturuyordu .Duvarlarında Fransa’dan getirilmiş Art-Noveau tarzı 4 mevsim temalı panodan,biri getirilirken yolda kırıldığı için kış hariç 3 pano vardır

İç kapıları ve iç camekânları vitraylarla süslüdür.1940-1970 yılları arasında hizmet vermiş,23 yıl kapalı kaldıktan sonra 2003 yılında yeniden açıldı ise de bu günlere daha fazla tahammül edememiş, 2009 yılında Yemek Kulübü adı altında hizmet vermeye başlamış, sonra o da kapanmıştır. Ben tavandaki büyük kristâl avizesinin altında, pasta servisi beklerken masaya kristâl sürahi içinde gelen limon dilimli ve nane yapraklı soğuk su servisini unutamam. Karşısında RICHMOND OTEL vardı o da kapandı, şimdi yok, İtalyan ve Fransız mutfağı olan bir meyhane 87 numarada DEGÜSTASYON vardı şimdi yok, sac böreği yapıyorlar o mekânda kadınlar ellerinde oklavalar ile hem de vitrinin önünde, hâlbuki Orhan Veli’nin şiirlerine(1951) konu olmuş bir mekândı. Balık pazarının yanında, FISHER Alman Restaurantı vardı, şimdi yok.FISHER ilk kurulduğunda tüneldeydi,daha sonra Beyoğlu’na geldi ,en son da İngiliz Konsolosluğu karşısında idi 70 li yıllarda.Alman bir karı koca işletirlerdi,Alman yemekleri ile beraber Avrupa mutfağını da sunardı.Şinitzeli hârika yaparlardı.

ATLANTİK BÜFE, BIRAHANE ve LOKANTASI vardı, ilk Frankfurt sosisleri, ilk Rus salatasını orada tatmıştı İstanbullu, o da yok.

Taksimden İstiklâl caddesine, daha geniş anlamıyla Beyoğlu’na girerken sağda FRANSIZ KONSOLOSLUĞU yer alır. İçeride büyük bir Fransız eserleri kütüphanesi ve Kültür merkezi vardır. Çeşitli sergiler açılırdı burada. Yakın zamana kadar da bahçesi, bir kafeterya ile hizmet veriyordu. Çok nezih bir mekândı ama bahçe aşırı bakımsızdı.

Fransız Konsolosluğu karşısında da zamanın en meşhur kuyumcusu, Bay Dimitri’nin sahip olduğu, FRANGULİ Mücevher ve kuyumcu dükkânı vardı.

1883 yılında Beyoğlu’nun en geniş cepheli binası açıldı ve üst katına 1882 yılında zamanın İngiliz B.elçisinin öncülüğünde, üyeleri zamanının Avrupalı diplomatları olan Osmanlı’nın ilk Sosyal kulüplerinden biri olan Cercle de’ Pera açıldı, sonra ismi Cercle d’Orient oldu. Türkçede okunuşuyla SERKİLDORYAN, daha sonra da

BÜYÜK KULÜP adını aldı. İstiklâl caddesinin büyük rengi olan BÜYÜK KULÜP de İstiklâl caddesinin, Beyoğlu’nun bu hüviyetini kaybetmiş şekline fazla dayanamadı ve 1975 yılında Anadolu yakasına, Çiftehavuzlar semtindeki yeni yerine taşındı. Hâlâ da yeni adresinde hizmete devam ediyor.

İstiklâl caddesinde56/58 numarada bulunan bu binada bugün merkezi Londra’da olan MADAM TUSSAUD müzesinin de bir şubesi bulunuyor.

ÇİÇEK PASAJI duruyor ama benim bildiğim ile alâkası yok, Nasıl olsun ki, ne o nezih, kültürlü, edebiyatçı müdavimleri var ne de 40 yıl orada akordiyon çalmış MADAM ANAHİT var artık. Çiçek pasajının en renkli dükkânlarından biri ENTELEKTÜEL CAVİT’İN

HUZUR MEYHANESİ idi. Cavit Güneş, ilkokul mezunuydu ama çok zeki ve çok çalışkandı. Kendi kendine İngilizce, Fransızca ve çevresindeki Rumlardan da Rumca öğrenmişti.

1931 doğumluydu, ufak yaşta memleketi Kemah’tan İstanbul’a gelmiş, komilik ve garsonlukta yetişip kendi yerini açmıştı. Içki içmediği gibi Yeşilay üyesiydi. 52 yılında bu lâkabı kendisine gazeteci Doğan Nadi tarafından takılmıştı. O kadar meşhurdu ki Henry Kissenger, Yul Bryner , Cahide Sonku, Vehbi Koç, Kadir Has, Yaşar Kemâl, Yılmaz Güney gibi ünlü müşterileri olmuştu. 1974 yılında mekânı ortağına devredip ayrılmıştı,2009 yılında da 79 yaşında vefat etti.

REJANS , Rus Lokantasi vardı Olivio çıkmazında , şimdi sadece taklidi var, mekân aynı mekân ama işletmecisi değişti .Kurucuları Beyaz Rustu, uzun süre çalışanları da Beyaz Rus bayanlardı.Rejans ,1932 yılında daha önce aynı adreste 1924 tarihinde kurulan ve 24 saat hizmet veren TURKUAZ BAR’ın kapanması ile yine beyaz Ruslarca kurulmuştu.Duvarlarında masaların yanında o masada daha önce oturmuş müdavimlerinin isimleri yazılı pirinç plâketler var.Yer döşemesi asırlık Rum karoları. Meşhur Sarı Votkalarını tatmadan olmazdı, bir de Rus salatasının orijinal adının Olivye salatası olduğunu öğrenirdiniz. Neyse ki 2011 yılında kira anlaşmazlığı yüzünden kapatmadan o dönemleri ve yemeklerini anlatan 2 cilt kitap çıkarttılar, hatıra kaldı. Yerine bir yıl sonra REJANS 1923 adıyla yeni mekân açıldı. Eski ambiyansı yeni ilâveler ile korumaya çalışıyorlar, en güzeli de ATATÜRK’ÜN masasının EBEDİYEN REZEVE yazısı ve masanın üzerinde 35 lik Kulüp Rakısı ile muhafaza edilmesi.

İNCİ PASTAHANESÎ artık yok, hâlbuki sırf profiterolünü yemek için Kadıköy’den İstiklâle gelinirdi, Sıcak çikolata sosu dökerdi anında soğuk ama taze profiterolün üzerine.

İstiklâlin girişinde solda 2.katta HACI BABA vardı, Türk Mutfağının en iyi örneklerini sunardı o şahane atmosferi ve dekoru içinde. Şimdi onun yerinde Hatay Medeniyetler Sofrası var, tam bir kebapçı olarak işletiliyor, Yine hemen İstiklâlin girişinde solda ufak bir ULUDAĞ KEBAPÇISI vardı, gizlice o da gitti, Ağa Camii sokağında HACI SALİH yok, onun yerinde HACI ABDULLAH var, eskiden Beyoğlu’nun bir numarası idi Hacı Abdullah da , en tercih edilen yemekleri ,Elbasan Tava,Hünkâr Beğendi ,Karışık komposto ve Vişneli ekmek tatlısı idi. ama şimdi eski lezzet yok , Hâlbuki oldukça pahalı bir içkisiz lokanta olmasına rağmen yıllarca işadamlarından günlük müdavimleri olan bir lokantaydı ,yanındaki çok leziz bir Türk mutfağı sunan AĞA RESTAURANT da yok şimdi, yerinde Demirören İş Merkezi var.Demirören İş Merkezi Beyoğlu’nun dokusuna tamamen ters bir yapılaşma,Ruhuna hiç uygun değil. Aynı yerdeki ALKAZAR sineması yok, VENÜS sineması yok, EMEK sineması yok.

1930 yılında VİTALİ HAKKO ŞEN ŞAPKA’yı açmış ve çok meşhur olmuştu, ondan sonra , 1962 yılında Türkiye’nin en büyük mağazasını Beyoğlu’nda açan VAKKO MAĞAZASI yok,

Beyoğlu’nda çok katlı VAKKO Mağazası İstiklâl caddesinin ortasında tam bir göz bebeği idi.

VAKKO Markası o yıllarda Türkiye’de de en mükemmel konfeksiyon ve aksesuarların yapılabileceğini gösterdi. Erkek elbiselerinin kup’u, aynı bedenin farklı droplarını, Ipek Erkek Kravatlarını, fulârlarını, Bayan fulâr ve eşarplarını, gömleklerini unutabilmek mümkün değil. Vitrinlere dışarıdan bakıldığında yeni modayı takip edebileceğiniz gibi, içeriye girdiğinizde o kendine has, zarif parfüm kokusundan, çalışanların, tezgâhtarların, etrafta dolaşan reyon şeflerinin giyim, kuşam ve davranışlarından etkilenmemek mümkün değildi. Vakko, özel ayakkabı imalâtını da perde ve döşemelik kumaş üretimini de çok özel çikolatasını da ( kakao oranı çok yüksek ve 48 saat karıştırılıp yoğrulmuş çikolata hamurundan) üretti.

Tarihi Mısır apt. altındaki BON MARCHÉ yok, 100 yıllık erkek şapka ve aksesuar mağazası SİLVYO yok, Türkiye’ye ilk konfeksiyonu getiren MAYER yok ,DORE yok, 1970 yılında kurulan GOYA Ayakkabı mağazası da Beyoğlu’ndan ayrıldı. İstiklal caddesi ile özdeş , 86 yıllık ,Fransız Elçisi Von Papen’e de, ATATÜRK’e de ve İsmet İnönü’ye de özel sipariş ayakkabılar diken, çok özel ve ısmarlama ayakkabı mağazası MAHMUT KUNDURA da 2019 yılında kapandı.Atatürk ve İnönü’nün ayakkabı kalıplarını da müzeye vererek..,

Meşhur oyuncak mağazası JAPON MAĞAZASI

Fujiyama-Nakamuze yok, yok artık… Hem de 1955 6-7 Eylül olaylarında büyük darbe yemesine direnç göstermiş ve yaşamaya devam etmiş olmasına rağmen bugün yok. Ses Pasajı ve Ses Operetine birkaç dükkan mesafede İstiklâl cad.150 numarada yer alırdı. Çok büyük ve derin bir hediyelik eşya ve oyuncak, ev eşyaları mağazası idi.60 yıllarda vitrini çocukları büyülemek için yeterliydi.

Vitrininde Rengarenk Japon oyuncakları, Koni biçimli karton şapkalar, küçük akordeon, ağız mızıkası küçük boy trampetler, Ksilofonlar ve çalgı çubukları, japon fenerleri, yatırınca gözleri kapanan, ağlayan ve o tarihe kadar hiç görülmemiş boy boy bebekler, kurşun askerler, küçük dürbünler, oyuncak trenler vitrinde teşhir edilirdi.

Beyoğlu’nun gece eğlence mekânlarından MULEN RUJ yok, Onun sembolü, kapısının önünde ışıklı, akşamları yanıp sönüp dönen KIRMIZI DEĞİRMEN PANOSU yok , en ünlü Avrupa revülerini getiren Avrupa’daki benzerleri ayarında gece kulübü FOLIBERJER yok ,SANDER KITAPEVI yok, Belki mazisi 25 yıl kadar yeni sayılır ama, ROBİNSON KİTAPEVİ ile ADA KİTAP EVİ de yok.Tünelde HACHETTE kitapevi de kapanalı çok oldu.Neyse ki henüz DENİZLER KİTAPEVİ çok güzel hizmet veriyor, belli periyotlarda da müzayedeler düzenliyor.Kartpostal gibi,eski haritalar gibi efemera satışları da var. Sahaflar çarşısında ne eski sahaflar kaldı, ne eskinin sahaf kitapları ne de eski okuyucu… İstanbul İstiklâle tam 120 yıldır hizmet veren REBUL ECZAHANESİ de artık eski yerinde değil, o da yok.

İstiklâl caddesi o yıllarda araç trafiğine de açıktı fakat ilk yıllar pek tabbi ki araç sayısı oldukça azdı.Tramvay ise karşılıklı gidiş geliş çift ray ve çift yönlü idi.

İstiklâl caddesinin en büyük sembollerinden biri de bugün de yerinde kültür hizmetine devam eden GALATASAY LİSESİ dir. Galatasaray Lisesi kuruluşundan, yetiştirdiği her biri bir değer olan mezunlarına ve tedrisat sistemine kadar o denli önemli bir değerdir ki ayrı bir yazı konusudur.

Galatasaray Lisesinin tarihi, İstiklâl caddesi ile Cihangiri birbirine bağlayan, Galatasaray lisesinin yan sokağı, Turnacıbaşı caddesi üzerine, Lisenin arka kapısının hemen yanında yer alan GALATASARAY HAMAMI ile birlikte 1481 yılına kadar uzanır.

İstiklâl caddesini yukarıdan aşağıya, vitrinlerine bakarak bile yürümek insanı “Alice Harikalar Diyarında” moduna sokardı. Neyse ki ALİ MUHİTTİN HACI BEKİR şimdilik yine eski yerinde. Yine aynı limonatası, akide şekerleri, badem ezmesi, acıbadem kurabiyesi ve lokumları ile duruyor. Bir de Ağa Camii karşısındaki sokakta sağ kolda LÂDES LOKANTASI duruyor. Aynı atmosfer ve aynı menüsü ile.

Ağa Camii sokağında, Hacı Abdullah Lokantasından biraz aşağı inince solda ünlü HAVAİ LOSTRA Salonu ile karşılaşırsınız. Hem çok maharetli bir şekilde ayakkabı tamiri yapılır hem de yerden oldukça yüksek yan yana 5 koltuktan birine oturarak ayakkabınızı boyatabilirsiniz. Ayakkabınız boyadan sonra yepyeni bir ayakkabı olacak ve hiç olmadığı kadar parlıyacaktır. Lâkin, bugün kim boyatacak ayakkabısını? Kaç kişide kösele tabanlı, klâsik deri ayakkabı kaldı? Herkeste bir Lâstik ayakkabı merakı var. Nerede o eski zarafet ?

İstiklâl de, Hüseyin ağa, Solakzade sokağında ise 1958 yılında açılan ILIYA GÜLERŞEN Kumaş mağazası halen devam ediyor. En kaliteli ve kupon kumaşlar perakende olarak burada satılıyor. Ilıya Gülerşen de en şık takım elbiseleri ve papyon kravatıyla hep işinin başında. Ama o da artık 80 li yaşlarını yaşıyor.

Karaköyü ve Galata’yı İstiklâle bağlayan Yüksek kaldırımda meşhur erkek şapka yapımcısı PEPO artık çok uzun süredir Yok ama İstiklâlde Hazzapulo pasajında 90 yıllık el yapımı BAYAN ŞAPKA dükkânını, dükkânın kurucusu 1911 doğumlu annesi MADAM EVA’nın 1986 yılında ölümü sonrası kızı MADAM KATİA devam ettiriyor.Son yıllarda en fazla ,tarihi filmlere dönem şapkaları dikiyor.Bir de düğün ve cenazeler için şapka hazırlıyormuş azınlıklara .Madam Katia ,

İstiklâl caddesinin, beyoğlu’nun bugünkü haline bakmaya dayanamıyorum, içim kaldırmıyor diyor üzülerek.

İstiklâl caddesinde zamanla yalnızlaşmış ve mahzunlaşmış bir de HALEP PASAJI var. Bu pasajda da halen, 80 yılında FERHAN ŞENSOY’un kurduğu SES TİYATROSU direniyor zamana karşı. Ve de pasajın içinde tam karşısında 46-52 numaralar için el işi özel ayakkabı yapan ADIM isimli bir mağaza var.

Sahibi ÖNCEL KALKAN. Bu mağaza da 40 yıllık bir mağaza. Şimdilik İstiklâlin direnenlerinden…

Asmalımescit mah, Kallâvi sokakta ise İstanbul’un ilk Türk asıllı ısmarlama gömlekçisi CELÂLETTİN BENLİ’nin ufak bir dükkânı bulunuyor.

Karamanlı Celâlettin Benli, ailece, çocukken gelmişler İstanbul’a. 1955 yılında Gömlekçi Rum Yorgo’nun yanına çırak olarak giriyor. Ustası da İstanbul’un meşhur ısmarlama gömlekçilerindendi. Yıllar sonra ustası Türkiye’den ayrılmaya karar verince dükkânı ustası ona devir ediyor. Pek çok ünlüye ve 6 Cumhurbaşkanına da gömlek dikmiş. O tarihlerde daha hazır gömlekler de yok. Kendi deyişi ile Mutlu bir meslek yaşantısı geçirmiş, halen çalışmakta ama o da 80 yaşını geçmiş durumda. Acaba ne kadar devam edecek bu güzel ve hatıralarla dolu dükkân da?

Kallâvi sokaktan girip yürürseniz bu dar sokağın iki tarafında ufak ufak içkili lokantalar var, masaları da kapı önlerine yerleştirilmiş, özellikle genç neslin rağbet ettiği güzel, temiz, hoş ve oldukça hesaplı lokantalar. Büyük bir bölümü, herhalde 6 tanesi, FICCIN adında Çerkes yemekleri yapan lokantalar bunlar. Belki 20 yıl kadar mazileri var ama eski Asmalımescit’e benzer bir ortam yaratılmış.

Bu 6 dükkânın da Sahibi Çerkeş kökenli bir hanım. Özellikle, dükkânlara ismini veren bir nevi kıymalı pide FICCIN ,bir nevi çerkes bazlaması VELİBAH , ÇERKES MANTISI , ÇERKES TAVUĞU spesiyalleri.Mekân içkili olunca mecburen Anadolu mutfağı ve Ermeni mutfağına ve mezelerine de yer vermişler.

Eski İstiklâl ambiyansına uygun da…Nerede o eski Edebiyatçı , entelektüel müşteriler, O sohbetler ? O başka.

Yolun sonunda meşhur, tarihi, BÜYÜK LONDRA OTELİ bulunuyor, otelin sol cephesi bu sokağa bakıyor ve sokağın sonunda böylece

PERA’ya ulaşıyorsunuz. Sola dönüp, Büyük Londra Otelinin önünden aşağı doğru yürüdüğünüzde önce Pera Müzesinin önünden geçiyorsunuz, sonra da ODAKULE ‘nin arka cephesinin önünden. Burada Orhan Adli Apaydın sokakta (Baro sk.) yine 55 yıllık mazisiyle bir Esnaf lokantası var ufak mı ufak ama bir o kadar da meşhur ve de leziz ve hesaplı yemekleri olan ŞAHİN LOKANTASI, 100 metre aşağısında da sağda İstanbul’un yine tarihi oteli PERA PALAS yer alıyor. Agahta Christi’nin kitaplarında yer alan, filmlere konu PERA PALAS. Pera Palas’ta hâlâ tarihi kokluyorsunuz.

Oda kule’nin tam karşısında İstiklâl’in en zengin ara sokaklarından biri vardır ki eski adı Polonya Sokağı olan Tomtom Mahallesindeki bu sokağın 1928 yılından sonra adı Nur u Ziya sokağıdır.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası ve Genel Merkezi, Fransız Sarayı ve 1920 li yılların sonunda Fransız Elçiliği ve bugün Anadolu Araştırma Enistitüsü, eski Hıgh Schooll hep bu sokaktadır.

Dik bir biçimde Yeniçarşı’ya doğru girerken Sağ köşede HIGH SCHOOLL vardı ki uzun yıllar İngiliz ekolünün bir numaralı temsilcisi idi.(High Scool tarihi 2 cilt halinde Ergun Göknel tarafından yazılmıştır) Bu okul da 1980 yılında Beyoğlu Anadolu Lisesi oldu.

Sokağa yeni ismini veren HKEM Büyük Locası ise sokağa girdikten sonra yan yana ferforjeli balkonları ile göze çarpan iki binanın da sahibi olup bu binalar 19.yy.da Kraliyet İtalyan Okulu, daha sonra İtalyan Konsolosluğu olmuş, o dönemde binalardan birinde Piyer Loti yaşamıştır. Bina 1928 yılında Mason Derneği tarafından satın alınmış, Atatürk’ün Mason Localarını kapatması üzerine1935 yılında Halk Evlerine devredilmiş, 1948 yılında ise tekrar Mason derneğine devir edilmiştir.

Sokağın daha alt tarafında ise PROF. COPELLO’ nun dans okulu vardı. Daha sonraki yıllar ise Mösyö PANOSYAN burada ikamet etti ve dans dersleri verdi. Bu bina bugün mevcut değildir.

Mösyö Panosyan 1882 doğumludur. Askeri Eczacı iken, istifa edip ayrılmış ve 40 lı 50 li 60 lı yıllar kuşaklarına danslar vermiştir.50 li 60 lı yıllar kuşakları( o tarihin gençleri ve işadamları)

Dansları ve zarafeti öğrenmişti. Cumhuriyetin zevkinin çıkarıldığı, Balolar devriydi o yıllar.

Mösyö Panosyan’dan dans dersleri almak bir imtiyazdı. Mösyö Panosyan 1982 yılında 100 yaşında vefat etti.

Asmalı mescitte, İstiklâl caddesi cepheli bir de tarihi NARMANLI HAN vardır. Uzun yıllardır kendi haline terk edilmiş ve orta avlusu, bahçesi de harap bir hale gelmiş idi. Son bir iki yıldır yeni bir düzenlemeye girmişler, bahçe de güzelleşmiş, mekânlardan birini de İSTANBUL İLLÜZYON MÜZESİ olarak açmışlar. Güzel bir mekân kazandırılmış ama her şey eskiden kopmuş, modern bir çehre almış çevre.

İstiklâl caddesinde iki de büfe vardı. Bol Fındıklı, kocaman, ambalajsız, markasız, bol yağlı, BEYOĞLU ÇİKOLATALARINI vitrinine yaslardı.

Nerede yapılır, nasıl yapılır meçhuldü ama o kadar meşhur olmuştu ve o kadar imrendirici idi ki, parlak jelâtine sarılı bir parça çikolata alıp yiyerek yürümek bir moda olmuştu âdeta. Şimdi o büfeler de yok, gerçi BEYOĞLU ÇİKOLATALARI

Şimdi lüks çikolata mağazalarında satılıyor ama o eski zevk olur mu?

İstiklâlin, sokak lezzetleri de ünlüydü. En başta balık pazarı girişinde Midye tavacılar vardı, şimdi yine duruyorlar. Hemen ayaküstü ekmek arası, tarator sosuyla birlikte tüketiliyor. Midye dolmalar ve Kokoreç tezgâhları da çok ünlü. Balık pazarında da en iyi lâkerdalar ve sarı mumla kaplı balık yumurtaları, Taramalar, somon füme ve bulunabilirse Uskumru Çiroz var. En ünlü ve senelerin lâkerdacısı bu saydığım çeşitler ile REŞAT olarak bilinir, meraklısı olan herkes bilir onu. Balık pazarı girişinde köşede BUZLU BADEM satılırdı, akşamları Çiçek pasajı içinde de masalara servis yapılırdı seyyar olarak.

Çiçek Pazarının içinde Alman Gıda firması SCHUTTE’nin ilk şarküteri dükkânı açıldı çok uzun yıllar da en iyi hizmeti verdi ama o da bu değişime dayanamadı kapandı.Istiklâl caddesinden,Beyoğlundan uzaklaştı. Balıkpazarında TARİHİ CUMHURİYET MEYHANESİ de çok ünlü bir mekân idi ama belki son 25 yıldır eski popülaritesi yok.Eski ambiyasını koruyamıyor.

Çiçek pazarı Hüseyinağa sokakta NEVİZADE oluştu karşılıklı belki 40-50 meyhane ile.Bunların en bilinen ve eskisi KREPENDEKİ İMROZ ‘dur. İMROZ lokantası 1941 yılında Spiro Havuços ve Tanas Yalyas tarafından o tarihteki

CRESPİN (KREPEN) Pasajında açılmıştı. Bu han 1960 da yandı ve yıkıldı, Bugün onun yerinde kitapçıların yer aldığı ASLIHAN PASAJI vardır.

Bugün Nevizadede 4 katlı ve teraslı bir lokanta olarak çalışmaktadır. Kasada ve işin başında ilerlemiş yaşına rağmen BABA YORGİ bulunuyordu. O da birkaç yıl önce vefat etti maalesef. Çok taze, çok çeşitli, ev yemeği lezzetinde yemek ve mezeleri vardır. Bahar başında kuzu kokoreçi çok meşhurdur.

Anzavur Pasajı İstiklâl kapısı çıkışında Kahramanmaraşlı MUSTAFA TOPÇUOĞLU var üzerinde bembeyaz uzun iş gömleği, gömlek cebinde dolmakalemi ile hem babası merhum Ali Topçuoğlu’nun hatırasını devam ettirir, hem de eşinin yaptığı özel İçli köfteleri, seyyar camekânlı tezgâhında satar. Babası da yıllarca aynı noktada her ikindi ve akşam müdavimlerini bekler ve o da eşinin yaptığı içli köftelerini satardı. Şimdi o müdavimler yok artık, Arap müşteriler var. Fakat Seyyar tekerlekli arabasıyla kelle söğüş yapan dürümcü ile yine aynı biçim 3 tekerli arabasında soğuk sandviç satan seyyar esnafı yok. Seyyar satıcılarda o eski halka tatlıları ve Şam tatlıları da yok. Artık onlar çok büyük ve ihtişamlı Tatlıcı dükkânlarının vitrinlerini süslüyor ama bu vitrinlerin en gözdesi upuzun tel kadayıf sarma ve üst üste kule yapılmış içi bol fıstıklı sarmalar. Bunlar Arap kültürünün örneği imiş. Zaten bizim kültürümüzü yansıtmadığı kesin.

İstiklâl caddesinde 1949 yılından itibaren SARAY MUHALLEBİCİSİ var ve genişletilmiş menüsü ile hizmete devam ediyor. Bense onu sadece sabahları bal üzeri kaymak ve çayı ile bir de tavuksuyu çorbası ve pilâv üstü soğuk sövüş tavuk eti ile hatırlıyorum. Eskiden muhallebicilerin menüleri belli ve sınırlı idi…

En çok Su Muhallebisi, sütlü tatlılar, dondurma bulunurdu, tavuklu pilâv, tavuk çorbası ve bal kaymaklı kahvaltıya ilâveten. Öyle döner ve et türevleri asla giremezdi menüye.

İstanbul’da Saray Muhallebicisinden daha eski de olsa(1907) İstiklâlde ondan daha yeni sayılan KOSKA HELVACISI da renkli ve çok çeşitli ürünleriyle İstiklâlin daha yeni klâsikleri arasında yer ediniyor.

Şimdi teselli bâbında belki MANDABATMAZ 1967 yılından bugüne duruyor ve Dünyaca meşhur olmuş, tescilli markası ile orada alçak tabureler üzerine oturup Türk kahvesi içilebiliyor diyeceğim, Çok özel bir teknikle hazırlanıp pişirilen bir kahve,

ama yine Beyoğlu’nun o ara sokaklarındaki Rum madamın işlettiği ,lâternalı ,ufak kadehler ile rakı içilen, testi ile şarap getirilen,ortada büyük tahta masalar olan tavanında fileler ile kışlık kavunlar sarkan dış kapısında kırmızı bir fener yanan,LEFTERİN YERİ isimli Rum meyhanesi yok..

Bu lokantalar, bu içkili, içkisiz mekânlar, bu mağazalar sadece birer mekân değil bir RUH tu İstiklâl ve İstanbul için. İstiklâl onlarla hayat buldu, onlarla yaşadı. Çok kültürlülüktü o.Gerçi 1955 6-7 Eylülünde çok büyük darbe yemişti o beraberlik ve kültür, lâkin yine tolere olmuş, olabildiğince toparlanmıştı ama bu sefer, son yıllarda O ruh biraz biraz, yavaş yavaş, birer birer çekildi ve İSTİKLÂL CADDESİ öldü. Cadde öldü de o günlerden kalan birkaç dükkân can çekişiyor. Şu anda da çok mağaza var ama o caddenin ruhuna hiç de uygun olmayan, Yabancı Büyük firmaların HAMBURGER dükkânları, ayrıca Kebapçılar, dönerciler, Kumpirciler, Simit Sarayları var.Caddede de Eski İstanbul Beyefendileri ,şık İstanbul hanımefendileri dolaşmıyor, Kravatsız hiçbir erkeğin inmediği o caddede ,kel başlarına saç ektirmiş,kafaları iğne delikli, sargı sarılı,entarili Araplar dolaşıyor,caddeye cepheli pastane,kafeterya tarzı ne olduğu karışık bazı dükkânlarda , caddeye manzaralı Nargile içiliyor.

Sadece insanlar değil, cadde üzerinize geliyor, dükkânlar, mağazalar üzerinize geliyor yürürken. RUHU olmayan, bir ceset, bir ölü artık Istiklâl. Hâlbuki İstiklâl Caddesi TAKSİM MEYDANI için de bir ATARDAMAR idi.

İşte dün de REFİK’in Meyhanesi kapandı.Bir devir daha sona erdi.REFİK ASLAN 2011 yılında vefat etmişti , dün de mekânı son nefesini verdi.BAŞIMIZ SAĞOLSUN..

Konya, AHMET ERGUN

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.