ALTIN 487,38
DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
BIST 1,1861
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Sisli

Antakya‘da bir Şair Sosyalist: Süleyman Okay | Önder Karataş

13.06.2020
4.914
A+
A-
Antakya‘da bir Şair Sosyalist: Süleyman Okay | Önder Karataş

Antakya kapılarında / iflah olmam gayri /Antikus / dönmeyecek bu kente bir daha / gladyatörler / ayaklanmayacak / sen gelme istersen hayır gelme / bekleme beni kaçaklığın sancılı durağında /ben durağan değilim hiçbir yerde[1]

Her şiirin doğup serpildiği bir kent vardır. Doğum yeri Antakya’dır. Süleyman Okay şiirinin her dizesinde daralan sokaklar, genişleyen gök, evrene kavuşan sesler belirir. Bilgi edinmeden şiir olur mu? Süleyman Okay şiirinin arka bahçesinde ağır ve özenli bir “bilgi işçiliği” olduğu anlaşılıyor. Öylesine ki; bir hücrede kalıp bu sesleri dinleyesiniz gelir. Evrenin genel çizgilerine yerel adlar, sokaklar, söyleyişlerle dokunuverirsiniz.    

Duruyorum Çanacık’ta dar bir sokakta / eşkâlimi sorgulayan birileri var ardımda[2]

Antakya’nın yoksul bir emekçi mahallesinden “sıska bir portakal ağacının altında / Sophie Scholl’un Beyaz Gül’ünü takardık göğsümüze / yasaklanmış duvar yazıları kimliksiz bildirilerde / beslerdik kaçaklığımızı / ve giderek demlenirdi sohbetimiz / zeytin ekmek boğma rakı / zehir zakkumdu kimi mezesiz geceler[3] diye evrene seslenir şaşırtıcı ve duru bir tonla.    

Yalçın Usta diye bir arkadaşı vardır. Marksizm’i iyi bildiğindenmiş ustalığı. Antakya’da, önce Türkiye İşçi Partisi ardından DEV-GENÇ’in kurucularından olduğu bilinmektedir. Bir gün bir portakal ağacına asılı halde bulunur. Yerde de Kuran’ın sosyalist açıdan değerlendirmelerinin olduğu sayfalar…

Sebildi baskınlarda / güncelerimiz talan / onlar giderdi kirli torbalarda / belleğimizdekiler kalırdı geriye /  Lafut’a çıkardık / armonikalı tangolarda papatyalar açardı / Lale’ler gibi bir kızı düşlerdik / kavgamıza katık ettiğimiz / anılar / ve sıcağı sıcağına Kapital dolaşırdı kafamızda”[4]   

“Gölgemi gölgeleyen birileri var ardımda”

Arif Okay, bir yazısında babası Süleyman Okay’ın “yıldız vardiyası” deyimini anlatır:

Süleyman Okay delikanlılık döneminde baba mesleği köşkerlik, Şehzadelerin masmanasında kâtiplik gibi işlerde çalışmıştır. Akiş Tekstil Fabrikası’nda da çalıştığı bilinir.  Sabah karanlığında başlayan ve gece geç saatlere dek süren çalışmalar için “yıldız vardiyası” deyimini kullanmıştır. Çocukluk ve Gençlik Anıları’nın bir bölümünde şunları yazmıştır:

Köşker çarşısına indim. Başka bir mesleğim yoktu. İş aradım kendime. Çenesiz Hüseyin ile an­laştım. Babamın eski dostuydu o. Sevgiyle karşıladı beni. Babam beni ona emanet etmişti. Bu nedenle oğlu sayılırdım. Böylece işe başladım.

Yıldızdan yıldıza çalışırdık. Ustam ancak geçimini sağlardı. Dikilen yemeniler kavafa satılır, küçük bir kâr sağlanırdı. Kârın büyüğü kavaflarındı…[5]

Yıldız vardiyasından yorgun dönerken gece / varoşlardayım / eski bir mozaik rozet gibi /göğsümde taşıyorum Antakya’yı /geç kalmışlığımla duruyorum bir nefeslik Çanacık’ta /ardımda yine birileri var[6]

Süleyman Okay şiirinin aslında “işçi kökenli” bir aydınlanma eylemi olduğunu anlıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardında yoksulluk ve karneyle yaşama mecburiyeti altında neredeyse “ekmeksiz ve mutlak hürriyetsiz” dönemden sağ salim çıkan bir şairin şiiri elbette ki duru, söylediklerinden emin bir şiir olacaktı.

Süleyman Okay’ın dört çocuğundan biri olan küçük kızının adı Hürriyet’tir. Arkadaşı, şair Sabahattin Yalkın’dan aktaralım; “O’nu alır parka götürürdüm!” derdi. “Özellikle kalabalık pazar günleri sağa sola koşmasını ister ve ben arkasından avazım çıktığı kadar bağırırdım. Hürriyet… Hürriyet… Neredesin? Gelsene artık Hürriyet… Hürriyet!” 

Kuşum özgür yaşamak / güç ve güzel şeydir / yılın en uzun geceleri başladı / bana aydınlık getir[7]         

Süleyman Okay, şiirini Antakya şivesi ve bilimsel dünya görüşüyle ustaca harmanlamıştır.   “Kudama / Aha bu kudama / bu kırık kudama / elmalı şekerin yanındaki / şekerli kudama / yer misin / Ben mahalle bakkalıyım / namıdiğerim köşe hırsızı / beşin iki buçuğu cebime / soygunun azı / Ben mahalle bakkalıyım / verdiklerinizi alırım / o büyük kentin kapitalisti / vermediklerinizi[8]

“Kudama” burada Arapça kökenli bir sözcük olup leblebi anlamına gelmektedir. Antakya şivesi büyük oranda Arapçayla barışık, Arapçayla zenginleşmiş bir lehçe olarak Süleyman Okay şiirinin söyleyiş biçimini fazlasıyla etkilemiştir. Ancak buradaki etkilenme yerele takılıp kalma yerine, bilimsel dünya görüşüne de dayanarak evrenselleşebilme olanaklarını zorlayan bir şiir dilini bize tattırmıştır.

Bir tepenin boncuğundaydı Çağıllık Mahallesi /çakıl taşları kum zilli sesler / yıkıntılar yıkıntılar / Habibneccar Dağı gece nöbetinde şimdi / uyumadı hiç /eski bir türbede yatar Habib-i Naccar / kesik başı bir meşin top gibi / yuvarlanmış aşağılara / yüzyıllardan beri arar gövdesini[9]

Habib Neccar Antakya’da Hıristiyan havarilere inanan ilk kişidir. Bu yüzden kafası kesilip bir dağdan aşağıya yuvarlandığı anlatılır söylencelerde. Silpiyus’tur eski diğer adı dağın.

Habibneccar küçülüyor mu ne / bir adım ötemize mi ulaştı katılığı surların / yoksa nergisler / söğenceler mi açtı eteklerinde / yinelenen bir aldanış mı bütün bunar/ dönüşen çocuksu umutlar mı/ Ama dağlara önce görkemli yiğitler çıkar / özgürlük çiçekleri daha sonra[10]

Süleyman Okay, altmış yaşına gelene kadar şiirlerini kitaplaştıramamıştır. Bunun nedeni, ömrü boyunca yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve siyasal alandaki özne olma önceliğidir. Siyasal özne olmanın bedelini fazlasıyla ödemiş olduğunu belirtmek gerekir. Neredeyse 40 kuşağından başlayarak her karanlık dönemin gerici egemenlerinin hedefi olmaktan çekinmemiş ve kurtulamamıştır.

“PULLARI OKŞUYORSUN / ÇIKIP GELİYOR İSTANBUL”


Akşamı getiriyorum ayrıntılarına gölgeler düşüyor /Bilmediğim bir yerde yakıyorsun ışıklarını /Uzaktan uzağa betiklere karışıyor sesin /Yataklara tuşlara /Pulları okşuyorsun çıkıp geliyor İstanbul / Evler yatıyor yalnızlığa ezgili vazolarınızla /Ağır ve içkilerle bencil /Bir düğmenin olasıya kopuşu göğüslerinden /Bir denizin gün ortası soymak maviliğini[11]

Bir yandan yakın zamana kadar şiir ve dergicilikteki İstanbul hükümdarlığı taşra kentlerinden duyulabilecek şiir kaynaklarının üzerini örtmüştür. Bu gerçeklik, Antakyalı şair Süleyman Okay’a da adil olmayan şekilde yansımıştır. En bağnaz “ikince yeni” şairlerinin sesi bile ortalığı doldururken Süleyman Okay şiiri, varlığını ve özgünlüğünü kesintisiz bir durulukla, engelleri aşarak sürdürmüştür.

Bir balıkçı dükkânında / gecelerim belki / kaçaklığımı duymasın kimseler / anlamasın / seni sevdiğimi ölümlere doyduğumu / Beethoven’i dinlediğimi / Engels’i okuduğumu / kimseler duymasın seninle parçalandığımı[12]

En hüzünlü anlarından umut ve bilimle doğrulmayı yaşamı ve şiiriyle öğretti Süleyman Okay. Çünkü harcında Nâzım Hikmet şiiri vardır. Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe ile kuşakdaşdır. Şüphesiz o büyük koronun özgün, duru, Antakyalı üyesidir.   

Asırlar ötesinden ses veren / Demirciler Çarşısı’ndan geçtim az önce / Balyozla örs arasındaki kıvılcımlar / Alın teri ile yontulaşıyordu / İnanılmaz ışınlar uçkun yıldızlar gönderiyordu yorgun yüreğime / Beyaz badanalı Demirciler Piri yönlendiriyordu emekçileri / Balyozlar doğru yönde kullanılıyordu / Demir doğrular imbiğinden geçip çeliğe dönüşüyordu.[13]

Haziran 2020

Kaynak: Yeni E Dergisi S. 90


[1] Şakayık / Güneşin Kızıyla Buluşmak / Sayfa 66

[2] Şakayık / Aynalar / Sayfa 35

[3] Şakayık / Aynalar / Sayfa 34

[4] Şakayık / Aynalar / Sayfa 33

[5] Arif Okay, Süleyman Okay’ın Şiirinde İmgelem, Tarih, Anı Bütünleşmesi Ve Aynalar Şiirinin İrdelenmesi / Dar Sokak Dergisi, Sayı 5.

[6] Şakayık / Aynalar / Sayfa 30

[7] Sevda Tutuklanamaz / Kuşum Sayfa 3

[8] Sevda Tutuklanamaz / Kudama (Leblebi) / Sayfa 49

[9] Şakayık / Aynalar / Sayfa 31

[10] Sevda Tutuklanamaz  / Kirvem II / Sayfa 53

[11] Hoşçakalın Dostlarım, Pulları Okşuyorsun Çıkıp Geliyor İstanbul / Sayfa 75

[12] Şakayık, Güneşin Kızıyla Buluşmak / Sayfa 67

[13] Şakayık, Aynalar /Sayfa 32 (Antakya, Demirciler Çarşısında bir çınar ağacına asılan şiir)

Adil Okay
Adil Okay
Adil Okay Kimdir… 1957’de Antakya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu ilde, yüksek öğrenimini Adana’da yaptı. Politik nedenlerden, Adana ve Ankara cezaevlerinde yattı. 12 Eylül darbesinden sonra  illegal yollardan yurtdışına çıktı. 1981-1982 arasında bir süre Lübnan’da Filistin kamplarında kaldı. 1983’te Fransa’ya yerleşti.  1984’te, sonraları adı Yazın olarak değişen ‘Direniş’ adlı derginin yayınlanmasına katkı sundu. Sürgünde yaşadığı süre içinde, ‘Mültecinin Bunalımı adlı öykü ve ‘Yeşillerini Giyin de Gel başlıklı şiir kitapları yayınlandı. Fransa’da iki arkadaşıyla beraber, ‘Fransa Postası’ adlı aylık dergi yayınladı. Yirmi yıl sürgünden sonra, dosyalarda zaman aşımından yararlanıp Türkiye’ye dönebildi.   TÜRKİYE’YE DÖNDÜKTEN SONRA 1999’dan 2018’e kadar 16 yeni kitap çalışması oldu. Özgür Üniversite’nin ‘Kavram Sözlüğü’ çalışmasına iki madde (Barış ve Burjuvazi) yazarak katkı sundu. Çalışmalarıyla 15. Ömer Seyfettin Öykü Yarışması ile 6. Hasan Bayrı şiir yarışmasında ödüle layık görüldü. 2012 Yılında da ‘Mersin 68’liler Derneği’nin ‘Onur Ödülü’nü aldı. İstanbul, Mersin, Antakya ve Samandağ’da “Konuşan Fotoğraflar” ile “Şair Kapıları” adını verdiği fotoğraf çalışmalarını sergiledi. Çeşitli sergilerde küratörlük yaptı. Karma sergilerde yer aldı. Çeşitli panellerde, ulusal ve uluslar arası sempozyumlarda değişik konularda tebliğler sundu.   Okay’ın yazdığı kitaplardan: Hançerini Ay Işığına Çalan Adam’ (şiir) 1999’da, ‘Yirmi Beşinci Saat’ (şiir) 2006’da, ‘12 Eylül Ve Filistin Günlüğü’ (anı-belgesel) ile ‘Konuşan Fotoğraflar’ (fotoğraf) 2008’de, (40 kentte sahneye konan 2 perdelik politik – belgesel oyunu) Karanlığın İçinde Aydınlık Yüzler−Ölülerimiz Konuşuyor’ Ütopya Yayınevi tarafından 2010’da yayımlandı. 2011’de ‘Kadın Gibi Kadın −Haykırış’  ile “Tekel İşçisi Bir Kadının Uyanışı”  adlı oyunları sahnelendi. 2012 yılında Sokak tiyatrosu olarak sahnelenen “Cumartesi Anneleri” adlı oyunu, Emeğin Sanatı yayınlarınca ‘e-kitap’laştı. Yine 2012’de “Eylül Kokusu” adlı şiir kitabı Ütopya Yayınevi tarafından yayımlandı. 2013 yılında “Ben çıkana kadar büyüme e mi – Görüş Günlerinde Büyüyen Çocuklar” Nota Bene yayınlarından çıktı. Bu kitap TBMM’nde 4. Yargı paketi tartışmalarında referans oldu. 2015 Yılında “Şair Kapıları” (Fotoğraf – şiir), 2016’da “Hapishanelere Esinti Yollayalım” (İnceleme) Ütopya Yayınevi tarafından yayımlandı. “Arkası Yarın – Bir Ayrılık Hikâyesi” adlı romanı, yazarın 18. Kitabıdır.Okay’ın yazdığı Tiyatro oyunları, Türkiye’nin birçok yerinde sahnelenmeye devam ediyor. İletişim: okayadil@hotmail.com
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.