ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Mevzi Sağanak

Anıların Sahilinde IV | Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Anıların Sahilinde IV | Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Edip Cansever II

Edip Cansever sürekli şiir düşünen bir insandı. Bana, sanki dünyaya hep içindeki şiirin gözlükleriyle bakıyor ve gördüğü her şey onun zengin şiirinin dizeleriyle o anda biçimleniyor gibi gelirdi. Bu şiirli bakışı ve konuşmayı belki biraz da Sabahattin Kudret Aksal’da görmüşümdür, ama tanıdığım öteki şairler, ruhlarındaki şiir duygusunu kendilerine saklayarak, yalnızca yayımladıkları şiirlerde ortaya çıkarmışlardır.

Bu düşüncemin doğruluğunu, 1979’da Milliyet Sanat’ta yayımlanmış bir yazısındaki şu cümleye rastlayınca anladım yıllar sonra. “Yazarken aynı anda şiiri görmek önemlidir benim için. Ön çalışmalarım kalabalıklara karışmak, yolculuklara çıkmak, yıllardır bitiremediğim İstanbul’u adım adım dolaşmaktır. Bir de denizsiz yapamam. Yaşamım bir kıyının yaşamı gibidir.” Gerçekten de her şiiri sanki bir sonsuzluğa, denize açılır gibidir onun.

Ölümünden sonra yayımlanan Gül Dönüyor Avucumda adlı kitapta onun dergilerde yayımlanmış ya da hiç yayımlanmamış, üzerinde çalıştığı son şiirleri ve düzyazıları vardır. Okuyanlar, Edip Cansever’in şiir üzerinde derinlemesine düşündüğünü bilirler. Yaşam öyküsü metninin kendisi de bir edebi metindir. Bu güzel yazı şöyle biter.:

“…Arada bir oyun yazmak istiyor canım. Hemen vazgeçiyorum. Şiir varken..

“Doğanın bana verdiği bu ödülden

Çıldırıp yitmemek için

İki insan gibi kaldım

Birbiriyle konuşan iki insan.”

Onun bu dört dizesi benim çok sonra yazdığım İki ve Keçi adlı novellamın bitiş cümleleriydi. Her insanın içindeki zenginlikti bu. Edip Cansever, kendi içinde iki kişi gibi düşünüyordu şiiri, birçok yerde karşılıklı konuşturuyordu dizeleri. Keşke oyun da yazsaydı. Ama bir eksiklik değil, şiirleri oyun gibi de okunabilir biraz farklı bir yorumla.

Bir gün, Oteller Kenti kitabı üzerine konuşmamız derinleştiğinde, kitabın sevdiği bölümlerini söylerken bir başka dizeyi gösterdi ve gülümseyerek, “Bizim Yalçın’dan (Yalım) aldım bu dizenin esinini,” dedi. Kitabın Sera Oteli bölümünün IX şiirindeki bir dizeydi bu.

“İlkyaz, dedim, en son satılan bir bebek gibi tozlu…”

“Bir vitrinde bana bebekleri gösterip en son satılan bebeklerin tozundan söz etmişti Yalçın, dedi. Ben de çok beğendim, şiirime koydum.”

Oteller Kenti, Ben Ruhi Bey Nasılım gibi bir şiir romandır aslında. Hepimizin hayatının romanı. İçinde de hepimizin her şeyi var gibidir. Her okuyanı kendi oteline, (yaşamına, düşlerine, korkularına) götürür.

Bir gün Edip Ağabey bana kapının üstüne asmak için seramikten bir yazı hazırlar mısın diye sordu. O yıllarda küçük bir seramik atölyemiz vardı. Nasıl bir yazı olsun dedim? Gigi’nin yeri yazacaksın diye yanıtladı. Gigi kim dedim gülerek, Torunum, dedi sevgiyle. Kucağımda hep gigi gigi diyor. Birkaç gün içinde hazırladım ama tam o arada gitti Bodrum’a. İlk pişirimini yaptım, nasıl olsa gelmesine çok var diye bir kenara koydum. Aradan yıllar geçti, atölyeyi kapamıştık ve bu yazıyı bir kenarda saklıyordum. Bir ara elime geçince seramikçi öğretim üyesi arkadaşım, aynı zamanda sonraki yıllarda Cumhuriyet Meyhanesinde masamızda sık sık katılan Ali Bayrak’tan rica ettim. Sağ olsun sırladı, pişirdi ve Edip ağabeyin ölümünden belki 12-13 yıl sonra bir gün…

Edip ağabeyin eşi her ölüm yıldönümünde onun arkadaşlarını evine davet eder, onun için kadeh kaldırılırdı. Ben pek kimseyi tanımıyorum diye katılmamıştım hiç, ama o yıl Balıkçı Nuri Ağabeyden (Nuri Akay) rica ettim beni de götürmesi için. Gigi’nin yeri yazısını sardım, kalktık gittik. Ev kalabalıktı. Oradakilerden birine torununun kim olduğunu sordum. Güzel bir genç kız çıktı karşıma. Bu dedenizden size bir anı hediye dedim. Açtı ve anlattım hikâyesini. Gözleri doldu, sarıldı boynuma.

Çok kalmadım, ayrıldım evden. Galiba Etiler’deydi ev. Orada uzunca yürüdüğümü sora sora caddeye ulaştığımı anımsıyorum.

İlk aramızdan ayrılan, masamızın süreklilerinden Muhteşem Sünter oldu. Edip Ağabey çok üzüldü; yakın arkadaşıydı çünkü ve ona bir şiir yazdı. Masada yüksek sesle okumam için bana verdiğinde şiir Düşün dergisinde baskıya girmek üzereydi. Adı, “Acı Kum” idi şiirin. Muhteşem Ağabeyin cenazesi de, orta halli bir şaire bile iyi bir şiir yazdıracak kadar ilginç bir cenaze merasimiydi.

Pazar mı vardı, yol mu kazılmıştı şimdi anımsamıyorum, cenaze arabasına ulaştırılmak için Beşiktaş çarşısının içinde birkaç yüz metre yüzdü tabut omuzlarda. Birlikte içtiğimiz meyhane vardı hemen orada. Kapının önüne çıkan garsonlar selam verdi, balıkçılar selam verdi, baharatçılar selam verdi tabuta. Cenaze, Edip Cansever’in ve şiiri Cansever’e çok benzeyen Muhteşem Sünter’in şiirlerinin içinden geçerek mezarlığa ulaştı. Edip Ağabey de bu yolun hikâyesini anlattı şiirde.

Birkaç ay sonra da Edip Ağabey gittiği Bodrum’da hastalandı, nasıl geldi İstanbul’a anımsamıyorum ama töreni İstanbul’da yapıldı, Aşiyan’a gömüldü.

O ölünce ben de onun anısına bir şiir yazdım. O zamanlar parlak bir şiir dergisi olan Broy’a gönderdim. Broy, şiiri bastı ama bir dizeyi atlamıştı. Atlanan bu dize şiirin anlamını bütünüyle değiştirmiş; son bölümde, iyi ki geldin Edip’i aldın ölüm, gibi bir anlam oluşmuştu. Çok üzüldüm. Şiirin aslını bilen arkadaşlar, hemen ara ve gelecek ay bu şiiri düzeltip yayınlasınlar deyince ben de telefon ettim. Durumu ilgili kişiye (edebiyat çevresi tanır) anlattım ve düzeltmesini rica ettim. Aldığım cevap, “Bu dergi düzeltme yapmaz!” oldu. Şiirin öyle yanlış haliyle kalmasına üzüldüm ama şair bir yayıncının şiirin ve şairin halinden anlamamasına daha çok üzüldüm.

Edip Cansever’in masası ondan sonra da yeni dostların eklenmesiyle biraz daha devam etti ama Beşiktaş’ta değil de Cumhuriyet meyhanesinde. Beyoğlu’ya, Cumhuriyet’e gitmeden önce Beşiktaş meyhanesinde tanıdığım ve çok sevdiğim birkaç kişiden daha söz edeceğim.

Şimdilik Edip Ağabey’e, onun Bezik Oynayan Kadınlar kitabının en güzel şiirlerinden biriyle hoşça kal diyelim. UMUŞ…

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.