ALTIN 482,36
DOLAR 7,8894
EURO 9,2932
BIST 1,1777
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sağanak Yağışlı

Alman Subaylarının yazdığı Çanakkale’de Muharebe Şartları | Aydın Ayhan

Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
11.07.2020
177
A+
A-

(Parantez içindeki bilgiler, konuyu aydınlatmak için yaptığım benim açıklamalarım ve yorumlarımdır.) Aydın Ayhan

Yüzlerce, hatta binlerce askerin bedenlerinde gömlekleri yoktu. Çoraplarının ve pabuçlarının olmaması yüzünden ayaklarını paçavralara sarıyorlardı. (Askere alınanlara hemen bir takım asker elbisesi, çorap ve postalı verilirdi. Talimler sırasında hemen eskimesin diye çoğu asker, ya sivil ayakkabılarını giyer, ya da hiç giymezdi.

Cephe emri alınınca, cephede asker elbisesi ve postalı giyilmek zorundaydı. Ama cephe şartlarında, o zamanki teknik dokuma imkânlarına göre dokunmuş olan giydiler, birkaç gün içinde parçalanmaya başlardı.

Siperde elbiselerle yatıp kalkmalar, sürünerek siperden sipere geçmeler, hemen hemen her gün yapılan süngü muharebeleri neticesi giyilen her şey parçalanırdı. O zamanki imkânlara göre giysi senede bir, postal iki takım verilirdi. Alman subayın bahsettiği böyle durumlardı. Gazilerin çoğu üç ay postalları ve giysilerini hiç ayaklarından çıkarmadan yattıklarını, buna vakitleri olmadığını anlatmışlardı.)

Yemeğin hazırlanması ve yapılması son derece ilkeldi. Sahra mutfakları yoktu. Cephenin çok gerisindeki açık mutfak tesislerini düşman denetiminden gizlemeye çalışıyorlardı. (İngilizler bir gemiden uçurdukları balondaki kuvvetli dürbünlerle Türk hatlarının gerilerini gözetlerler, gördükleri her dumana bekleyen kendi gemilerine bildirerek ateş tanzimi yaptırarak,

Türk siperlerine doğru giden yemek ve cephane kervanlarına engel olmaya çalışırlardı. Bu sebeple taşıma işlemleri geceleri yapılmaya çalışılır. Tabi cephenin yirmi beş kilometre gerisinde kurulmak zorunda olan binlerce mutfakta pişen yemekler, cephede askerlerimize ulaşıncaya kadar soğurdu.)

Siperlerden gecikerek sağlanan uzun taşıma sonucu yemek, çoğu kez bir lapa, koyun etiyle pişirilmiş olan pirinç, sebzeden veya birkaç et parçasından oluşuyordu. Acıkmış olan siperdeki savaşçılara soğumuş olarak ulaşabiliyordu.

Bu soğuk yemeğin yeniden ısıtılması ancak karanlık basınca söz konusu olmaktaydı. Çünkü çıkan duman, düşmanın ateşini üzerine çekiyordu.

Çoğu kez porsiyonlar ve tayınlar azaltılmak zorunda kalındı. Koşulu hayvanların büyük bir kısmı yaz esnasında (Gelibolu yarımadasında) yem olmaması yüzünden Anadolu kısmına geçirildi.

Yetersiz beslenme ve yetersiz donanımda sıhhiye hizmeti güçlükle yürütülüyordu. Hastaların sayısı çok yüksekti. Askeri hastaneler tıklım tıklım dolmuştu. (Bir, bir buçuk saat süren bir süngü muharebesinde bile on beş, yirmi bin yaralı olurdu. Bir yaralıyı sedye ile iki kişi taşıyacağından dolayı, gerçekten sağlık hizmetleri çok zor yürüyordu.)

Sıcak ve kuru yaz birliklerin sağlığını olumsuz etkiliyordu. Toz ve kum yığınları zaman zaman dostu düşmanı etkiliyordu.

Çöplük ve savaş alanındaki cesetlerden beslenen sineklerin sayısı muazzamdı. (Hem bizim hem İngilizlerin en büyük sıkıntısı, yemek yerken ağza dolan binlerce yeşil, iri ceset sineği idi.)

Az sayıdaki su yatakları tamamen kurumuş ya da kirletilmişti. (İngiliz tarafındaki kuyular gerçekten az ve kirli idi. Bazılarına foseptik karışıyordu. Bu yüzden İngilizler önceleri suyu Nil Nehri’nden getirmeye çalıştılarsa da, enfeksiyon korkusuyla ilâçladıkları için su içilmez bir hal alıyordu. Bunun için denizden arıtma tesisleri kurdularsa da hiçbir zaman yeterli olamadı. Bazı kuyularda insan veya hayvan cesetleri bile vardı. Türkler ise her zaman taze ve temiz su bulabiliyordu. Çünkü temiz su kaynaklarının çoğu Türk tarafındaydı).

Düşman tarafında en modern ve pek bol malzeme mevcutken, fakir Türkler yeteri kadar kazma ve küreğe dahi malik değillerdi. Çok defa bu malzemeyi muharebe yoluyla düşmandan almak gerekiyordu.

Yeteri kadar kum torbası bile bulunamıyordu. Bazen İstanbul’dan birkaç yüz yeni torba getirildi mi, bunların yerinde mi yoksa erlerin harap elbiselerinin tamirinde mi kullanılacağını kestirmek zordu. İstanbul’dan gönderilen kum torbaları siperlerin açılması ve tahkimi için değil, giyim eşyası çoğu kez yama olarak kullanılıyordu.

(Bütün bu güçlüklere karşı koymaya imkanını, Anadolu insanının kanaatkarlığı ve direnme azmi sağlıyordu. Mehmetler her türlü olumsuz cephe şartlarına büyük bir tevekkül ile hemen alışıyorlar, hiç yadırgamadan, şikâyet etmeden tahammül etmesini biliyorlardı.)

En güç meselelerden biri de 5. orduya cephane tedariki idi. Piyade cephanesi yeteri kadar sağlanabiliyordu. Ama topçu cephanesi başlangıçtan beri çok azdı.

O sıralarda Türkiye’de topçu cephanesi yapan fabrikalar bulunmadığı gibi, tarafsız memleketler de kendi arazileri üzerinden Alman cephanesi sevkine müsaade etmiyorlardı.

Bu sebeple daha ilk günden itibaren Türk topçusu cephane harcamaktan kaçınıyordu. Karşı tarafın alabildiğine hesapsız harcamasına karşı, Türklerin bu yoksunluğunun nasıl güçlük yarattığı kolayca anlaşılır.

Yılbaşında İstanbul’da Yüzbaşı Piepen topçu cephanesi yapan bir fabrika kuruldu. Fakat bunun yardımı sınırlıydı. Zira ne makineler ne de malzeme yeterliydi. (Almanların kurduğu bu “İmalât-ı Harbiye Fabrikasında çalışan binlerce kadın ve erkek işçinin çoğu Millî Mücadele için Anadolu’ya geçmiş, Kurtuluş Savaşı’nda cephe gerisinde millî vatan görevlerini sürdürmüşlerdi.)

İngilizlerin bu yeni Türk cephesine pek önem vermediklerini anlıyorduk. Alınan bazı esirler (Türklerin attığı) yirmi kırmızı mermiden ancak birinin patladığını söylüyorlardı. Buna rağmen biz bu yardımdan bile memnunduk.

Zira önceleri, piyademiz topçuların kendilerini himaye ettiğine inansınlar diye bazı topların (kuru sıkı) manevra mermileri atmasına dahi müsaade ediyorduk.)

Bir İngiliz Subay Anlatıyor (General Aspinall – Oglender)

Bütün Çanakkale seferi müddetince Türkler, Anzak’ta etkili bir siper havanına malik olamamışlardı. Ellerinde bulunan kaba saba bazı havanlar da çok az tesirli oluyorlardı

(Hatta İstanbul müzesinden getirilen bir bomba topu takriben 11 pus çapında küre şeklinde demir bomba atıyordu. Bu top eski zamanlara aitti (Prof.Dr.Abdurrahman Güzel-Avustralya Resmi Tarihinde Gelibolu-Çanakkale s:105)

Bölgeyi ateş altına almak için mevzilenmiş bir bataryanın yanına gelen üst rütbeli bir Alman Subay batarya komutanına niçin ateş etmediğini soruyor;

– “ Efendim, bugün savaş için bataryama beş mermi tahsis edildi. İkisini sabahki savaşlarda kullandım. Karanlığa daha 6-7 saat var. Üç mermiyi öğleden sonra için ayırdım. Sizin için birini atayım ”.. diyerek mermiyi atıyor. Atılan mermi düşman çıkarma iskelesi üzerinde patlıyor. Çıkarma aracından gelen düşman sıhhiye erleri ellerinde sedye ve teskirelerle ölü ve yaralıları çıkarma gemilerine taşımaya başlıyorlar.

(Cephanemizin kıt oluşu doğruydu. Ancak Çanakkale Muharebelerinin sonlarına doğru, Eylülden itibaren, Romanya kapıları Alman ve Avusturya trenlerine açılınca, bol ve düzgün cephane gelebilmişti.)

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.