ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Az Bulutlu
Kitaplar

Tohum ve Genetik Biliminin Ardındaki Gerçekler

29.05.2019
90
A+
A-


Türkiye, bazı sanatsal değerleri gibi 18 bin buğday çeşidini yitirdi.

Dünyada, olmazsa olmazlar arasındaki değerler, tohum ve kitaplar... İkisi de ruh ve beden sağlığına hitap eder.

Albert Einstein; “Arılar yeryüzünden silinip giderse, insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir. Arılar olmazsa döllenme olmaz, hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz.” (1949) demiş.

Bu kez Tohum ve GDO’lu gıdaları öngörelim dedik. Türkiye, 18 bin buğday çeşidiyle dünyanın tahıl ambarıydı, ama son 70 yılda bu çeşitlilik yitirildi.

“Polenleşmenin yüzde 80’nini arılar yapıyor. Arı, çiçekten poleni aldığında bu ilaca maruz kalıyor ve sinir sistemi üzerinde etkileri oluyor. Hafıza kaybına uğrayan arı, kovana dönüş yolunu unutarak, kayboluyor ve yorgunluktan ölüyor. Bu ölümler az değil, milyonlarca ölümlerden bahsediyoruz.” (alıntı)

Ne kadar tohum alıyoruz?

Örnek olarak; Türkiye, domates tohumunu İsrail’den alıyor. Sadece 2017’nin Ekim-Kasım arasında 10 milyon 700 bin liralık domates tohumu ithal edildiği belirtiliyor. 2013-2018 yılları içinde ithal edilen domates tohumu yaklaşık 569 bin ton. Bu da yaklaşık 1 milyar 138 milyon dolar ediyor.

Ayrıca hibrit tohumun yerel tohumdan daha değerli olmadığı, Birleşmiş Milletler’in (BM) yaptığı bir araştırmayla da kanıtlandı.

Endüstriyel ya da hibrit tohum sadece geleneksel üretimi etkilemiyor. Çok daha vahim sonuçları var. Çünkü ithal edilen tohumların çoğu, genetiği değiştirilmiş organizmalardan oluşuyor; yani GDO’lu.

Peki elinizdeki atalık tohumları çoğaltıp satarsanız ne olur?

• 8 Kasım 2006’da yürürlüğe giren kanuna göre;

• ilk aşamada 10 bin lira ceza veriliyor.

• Tekrarı olursa para cezası iki katına çıkıyor.

• İthalatını ya da ihracatını yapanlara 25 bin lira ceza veriliyor.

• Tekrarı halinde, beş yıl süreyle faaliyetten men ediliyor.

• Tohumluklara el konuluyor, mülkiyeti devlete aktarılıyor, gerekli görülürse tohumluklar imha bile ediliyor.

Tohumların geniyle ilk kez 1970’lerden itibaren oynanmaya başlanmıştı. 90’larda bu tür çalışmalara hız verildi. Bazı bilim insanlarına göre, bu çalışmalarla kıtlığa çare bulunabilirdi. Karşıt görüşte olan bilim insanları ise bunun insanoğlunun sonunu getireceğine inanıyordu.

Çinliler, 1988 yılında sıfırın altında ayakta kalabilen bakterilerin genlerini tütüne aktararak, genetiğiyle oynanmış ilk tarımsal ürünü üretti.

Çin’i, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) izledi. Amerika’da, 1994’te balık geni aktarılarak dayanıklılığı arttırılan ilk GDO’lu domates piyasaya sürüldü.

Ancak fareler üzerinde yapılan deneylerde, bu domatesin midelerinde gastrit ve ülsere neden olduğu belirlenince, ürün raflardan çekildi.

Ama artık GDO çalışmaları durmayacak şekilde başlamıştı. Çünkü GDO’lu yiyeceklerin büyük bölümü çabuk büyüyor, daha dayanıklı ve verimli oluyordu.

1996’da, 6 ülkede 1,7 milyon hektarlık bir alanda GDO’lu ürün ekimi başladı. Günümüzde ise 25 ülkede 125 milyon hektar alana GDO’lu tohum ekimi yapılıyor.

GDO’lu ürünler Türkiye’de ise ilk olarak 1998’de gündeme geldi. Türkiye o dönemde soya ve mısır ithalatını, bu ürünleri GDO’lu tohumla yetiştiren Kanada, Meksika ve Arjantin’den yapıyordu.

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık bu konuda şunları söylüyor:

“Ülkemizde bugüne kadar GDO’lu 26 mısır çeşidine ve yine GDO’lu 10 soya çeşidine sadece yem amaçlı kullanılmak üzere izin verildi. Türkiye’nin fabrika yemi dediğimiz yeme, 9 milyon ton civarında ihtiyacı var. Ürettiğimiz yaklaşık 5 milyon ton yemin yarısını da maalesef  GDO’lu mısır ve soyalarla üretmek zorunda kalıyoruz. Çünkü ithal ettiğimiz soyaların ve mısırların büyük çoğunluğu GDO’lu. Ancak gıda amaçlı tüketilmek üzere herhangi bir GDO’lu tarım ürününe henüz izin verilmiş değil. Bu nedenle gıdalarımızın içinde GDO olmaması gerekiyor.”

Gıdalarda GDO olmaması gerekiyor ama buna çok fazla uyulmadığı herkesçe biliniyor. Mesela 2003’te Arjantin’den Türkiye’ye soya taşıyan bir gemi, Brezilya açıklarında Greenpeace tarafından durduruldu ve gemideki ürünler analiz edilince hepsinin GDO’lu olduğu anlaşıldı.

Onkoloji Doktoru Yavuz Dizdar, “En azından doğrudan insana yedirmiyorlar zannediyoruz ama tabii ki öyle değil. Elbette önünüze gelen gıdaların içinde GDO var” diyor.

GDO’lu bu yiyecekler masamıza kadar nasıl geliyor?

Türkiye’de GDO’lu üretim yasak ama ithalatı serbest. Bu çerçevede bugüne kadar, biyogüvenlik kurulu tarafından GDO’lu 10 tür soya, 26 türde soyanın olduğu 36 ürünün ithaline izin verildi. Bu ürünler de gıda amaçlı değil, ama hayvan yemi olarak kullanılması şartı ile izin aldı.

GDO’lu ürünler yönetmeliğine göre; bu ürünleri getirenlerin, tüketime sunana kadar geçen tüm aşamaları kayıt altına almaları gerekiyor. Ayrıca, ürün ile ilgili tüm bilgi ve belgeler 20 yıl saklanmak zorunda. Bu koşullara uyulup uyulmadığı bakanlık tarafından görevlendirilen birimler tarafından izleniyor. Şikayet edilmesi durumunda işlem yapılıyor.

Tarım Bakanlığı belirli periyotlarla kontrol yapıyor ama yükümlülük şirketin kendisinde. Şirket ise ürününün ithalatından gideceği yere kadar izlenebilirlik belgelerini 20 yıl süreyle saklamak zorunda. Bakanlık, incelemelerinde bu belgeleri görmezse ceza hükümlerine göre uygulama yapabiliyor.

“Kontrol eden ülkeleri kontrol eder; gıdayı kontrol eden insanları kontrol eder”

ABD Dışişleri Bakanı Hanry Kissinger

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.