ALTIN 457,52
DOLAR 7,6221
EURO 8,8985
BIST 1,1669
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu

Niyet ve Yorum | Şair Hüseyin Evcil

01.01.2020
452
A+
A-
Niyet ve Yorum | Şair Hüseyin Evcil

Merhaba Değerli Dostlar.

Lütfen birkaç dakikanızı ayırabilirseniz sevinirim.

Aşağıdaki yazımı okumanızı saygıyla istirham eder, teşekkür ederim.

Gerçekten haksız, gerçekten suçlu insanların bile, onurlarının mümkün olduğunca incitilmemesi, korunması gerektiğine dair bir ilke vardır hukuk sisteminde ve hukuk anlayışında.

Zihinde karar verme işlemlerinin de malum bazı riskleri bulunuyor.

Sadece düşünce boyutunda olsa bile, hızlıca infazlar, kestirip atmalar tehlikeli. Ön yargıların tümü tehlikeli.

Efendim, genel bakıldığında,
Facebook Sitesi içinde maalesef çoğu yorumların estetik olmadığı, şık olmadığı, dilbilgisi kurallarının hiç önemsenmediği, sürekli çiğnendiği görülüyor. Bu gerçekten üzüntü verici.

İçimizden geçirdiğimiz her şey
(bakışımız, görüşümüz, duygusal tepkimiz)
apaçık ve kabaca konuşulamaz, yazılamaz, yayınlanamaz.

İnterneti el birliği ile adeta çöplüğe çevirdik. Düşünmeden, çekinmeden, utanmadan her şeyi içine boşaltmayı bir alışkanlık haline getirdik. Kopyalayıp yapıştırmak, hobimiz oldu.

Asıl anlatmak istediğim : Düşünce özgürlüğü ve tercih özgürlüğü meselesinin yanı sıra, nezaket ve sorumluluk meselesi. Duruş meselesi.

Katılmadığımız düşünceler, rahatsız olduğumuz düşünceler, yine bizim düşüncelerimizle karşılanabilir, durdurulabilir, çürütülebilir ki,
hakaret, aşağılama gibi çıkışlar, agresif tarzlar hiçbirimize zerre ölçüsünde bir şey kazandırmaz.

Saldırgan yorumlarla, kışkırtıcı yorumlarla güzel bir yere varamayız.

İtici konumlara düşüyoruz. Düşmemeliyiz.

Çocuklarımız, gençlerimiz yarım yamalak yazdığımız yorumları görüyor, okuyor, kafası karışıyor.

En ağır mağduriyetlerimizde bile, en haklı olduğumuz konularda bile
sakin biçimde, bütün yaş gruplarının yararlanacağı biçimde yazarsak iyi olur. Öyle değil mi ? Bize yakışanı tercih etmiş oluruz.

Sık yapılan, bilerek ya da bilmeyerek yapılan diğer hata da şu efendim :
Geçmişe uzanan, toplumun genelini ilgilendiren yanlışlıkların, bugün masaya yatırılmasında, tarafımızca sorgulanmasında hatalara düşülüyor. Bilimsel yöntemler değil, saygısız yöntemler tercih ediliyor. Sakıncalı.

Politik alanda olsun, dini alanda olsun, yapılagelen (kökleşmiş) her yanlışı, direkt sevmediğimiz yöneticiye bağlamak, direkt sevmediğimiz dine bağlamak,
yani kısa ya da dolaylı yollardan insanı, peygamberi, dinin özünü küçümsemek, karalamak, kötülemek
ne derece doğru ve vicdani ?

Tamam, bazı yöneticiler ve karar vericiler zayıf, suçlu, işbirlikçi, yalancı olabiliyorlar fakat Yüce Yaratıcı ’nın öyle acımasız iradesi, bencil direktifleri, mantığa aykırı beklentileri kesinlikle yok. Neden olsun ?
(olduğu düşünülüyor ki, büyük yanlış, büyük iftira).

Dünyada, hiç hakkı bulunmadığı halde, Yüce Yaratıcı adına düşünen ve hareket eden sevimsiz ajanlar, sevimsiz zalimler, iflah olmaz ruh hastaları var (hem geçmişte, hem günümüzde). Maddi kaynaklar da ayrılıyor dini inançların yıkımı için.

Tüm ülkelerin, az ya da çok, Evanjelizm ’den ve Siyonizm ’den olumsuz etkilendikleri belgelerle kanıtlanmıştır.

Sonuçta bizler, dışarıdan kabul ettiğimiz tablolara temkinli yaklaşmalıyız diye düşünüyorum.

Bakıyorum, yeri geliyor, Allah, Peygamber internette iftiraya kurban gidebiliyor.

Bunu yapanlar (zavallı iftiracılar), ufku gerçekten kapalı ve taş yürekli insanlar.

Ateizmi seven, körü körüne savunan insanlarımız çok. Olabilir. Fakat işin cılkını çıkarmayı da ihmal etmiyorlar.

Ateizm etiketli şovlarla varılan nokta ne ?
Daha fazla mı özgür oluyor o insanlar, daha fazla mı mutlu oluyor o insanlar ?
Hayır. İş olsun.

Allah inancının öldürülmesi, ortadan kaldırılması
-} insan aklı ile, insan eli ile başarılabilir bir iş değil.
Delik çay kaşığı ile okyanusu başka bir yere taşıyacaksınız.
Kaç milyar yıl aralıksız çalışacaksınız.
Yine mümkün değil.

İnsanın Allah ’sız yaşamayı seçmesi, kendi bileceği bir şeydir fakat tek başına saygı ve takdir görecek bir meziyet değildir.

İnsanı yükselten, değerli kılan meziyetler bellidir ve değişmez.

Dedikodu kolay bir iş, spekülasyon kolay bir iş, tahrik edici grafikleri toparlayıp Facebook ’ta sıralayıp, beğeniler beklemek kolay bir iş ama bunların önemli bölümü gereksiz, ayıp, günah kapsamına giriyor.

Ayıplara, günahlara neden ortak oluyoruz ?
Dini değerler ile dalga geçmemiz, bize ne kazandıracak ?
Gücümüz mü çoğalıyor ?
İnsanlara ciddi bir motivasyon katkısı mı sağlamış oluyoruz ?

Bilinçli ortaya konulan nefret söylemleri hoş değil.
Çünkü dinimizin içerisinde insan olmamıza yardımcı olabilecek öneriler, işaretler, uyarılar var.
Doğru anlamalıyız. Doğru anlatmalıyız.

Dünya kurulduğundan bu yana, anlayanlar, anlamayanlar, anlamak istemeyenler, anlayanları sindiremeyenler hep olmuştur.
Bundan sonra da olacaktır.

Biz kendimize, kendi ailemize, kendi çocuklarımıza bakmalıyız.

Dışarıya baka, baka, baka, gözlerimiz yoruldu.
Bakar – kör olduk.

İzninizle size soruyorum. Kendime zaten soruyorum.

1 – DIŞARIDA KAYDA DEĞER BİR ŞEY VAR MI ?
2 – DIŞARIDA OLAN BİTEN ŞEYLER BİZİ KURTARIYOR MU ?


Hayır. Hayır. Hayır.

Problemlerimizin, mutsuzluklarımızın sorumlularını bulacağız, onları deşifre edeceğiz diye (sözde),
günümüz hurafelerinin ve yobazlarının çirkin yaşamlarını gözlerimize sokarcasına örnek gösterip,
böylece din düşmanlığı yaparak özlenen bir kurtuluşa gidemeyiz.
Çünkü çağdaşlık sadece bu değil.

Diyelim, dünya üzerinden dinleri, ideolojileri, felsefeleri tamamen kaldırdık. Kimsenin gün yüzüne çıkaramayacağı biçimde derinlere gömdük. Ahlaksızlıklar, suç işlemeler, her türlü şiddet eylemleri sona erecek mi ? Hayır, ermeyecek, ermez.
Çünkü birçok yönelişler, insanın genetiği ile, karakteri ile direkt bağlantılı.

Geçmişten devraldığımız çelişkileri, yanlış uygulamaları elbette bilelim, düzeltelim. Güzel bir çabadır. Fakat bunları yaparken öfkeli, saldırgan, bölücü, dışlayıcı olmamalıyız.

Biz, kendi cahilliğimizi, bencilliğimizi, vahşiliğimizi unuttuk ya da görmüyoruz. Hazreti İsa ’yı, Hazreti Musa ’yı, Hazreti Muhammed ’i eleştirme yarışına giriyoruz. Sanki biz kendimizi, yakın çevremizi eğittik, yetiştirdik de büyük insanlara laf sokma hakkını elde ettik.

Ortadoğu toplumlarının aptallıklarını, ilkelliklerini, köleliklerini ısıtıp, ısıtıp önümüze bırakan arkadaşlar var. Tamam. Güzel. Fakat o toplumların neden o durumda olduklarının da araştırılması gerekmez mi ? Gerekir.

Dışlamak, suçlamak kolaydır ama çözüm için onlarla ortaklaşa bir şeyler yapılması zorunludur.

Tarih yapraklarını karıştırıp, karıştırıp,
işimize gelen olayları itina ile cımbızlayıp, cımbızlayıp,
komşularımızla dalga geçmeyi lütfen bırakalım artık.

Yunanistan da zaman zaman bizimle dalga geçiyor. Yanlış. Yapmaması gerekiyor.
Almanya da zaman zaman bizimle dalga geçiyor. Yanlış. Yapmaması gerekiyor.

Facebook ’ta sahte profiller üzerinden, sanki o konunun uzmanı imiş gibi bir şeyler yazan (yem gibi yazılıyor) bazı yapmacık insanların paylaşımlarının altında 1 metre uzunluğunda, 2 metre uzunluğunda yorumlar görmek de mümkün. Garip bir şey. Şu nedenle garip dedim
-} Birileri dikkatimizi, enerjimizi, zamanımızı sünger gibi emiyor. Tatmin oluyor.

Peki, bugün biz, binlerce yıl önce yaşamış, mücadele etmiş, ölmüş insanların yapmış oldukları iyiliklerin % 1 ’ini yapabiliyor muyuz ? Hayır.
Onlar kadar adaletli, cesaretli olabiliyor muyuz ? Hayır.

Onların çektiği acıları bugün biz çekebilir miyiz, onların kaldırdıkları ağır yükleri bugün biz kaldırabilir miyiz ? Hayır.

Lütfen dikkat edelim.
Birileri (görünmez düşman), perde gerisinde ve siperde, asla uyumuyor.
GRAFİKLERLE, İNSANİ VE MİLLİ TEPKİLERİMİZİ ÖLÇMEYE ÇALIŞIYOR.

Ölçüyor da.

İşte o ölçümlere bakılarak, çok acayip, akıllara zarar stratejiler belirleniyor istihbarat merkezlerinde. Ardından bütün dosyalar taşeronlara havale ediliyor.

Bizim ülkemiz öteden beri gönüllü taşeron zenginidir. Fazlasıyla taşeronumuz var.

Çağdaş hainler çok var içimizde. Çağdaş sapıklar çok var içimizde.

İşte onlar Müslüman görünüyorlar, dindar görünüyorlar, insan görünüyorlar, samimi görünüyorlar.

Yapay görüntüler hep inandırıcı.

Önce içimizin detaylı temizliğini bitirelim (maalesef bitiremiyoruz)
Suudi Arabistan ’a, İran ’a, Afganistan ’a sonra bakarız.

Türkiye ’de geçmiş yıllarda, ateist avukatlardan, gazetecilerden ve yazarlardan da yararlanılarak, çok önemli bir proje yürürlüğe konulmuştu.
İsmi (böyle bir manidar isim verildi) -} Ü. Ç. P.
( Ümmeti Çökertme Projesi )
Proje sorumlusu ve destekçisi -} Ünlü CIA örgütü.

33 yıl öncesini hatırlıyorum. Bir siyasi partimizin de desteği ile, özel görevli bir ekip, sanıyorum toplumda % 2 – 3 civarında bir etki ve başarı elde etti. Özellikle, araştıran, okuyan üniversite gençliği, eski imam ve müftü Turan Dursun ’un Allah ’ı eleştiren (sözde), dinleri eleştiren yeni kitap setlerini havada kaptı. Beğendi, sevdi, yaydı.

Yaşanan abartılı durumun açıklaması şu olabilir : Zamanın okuyucu kitlesinin özgürlük anlayışı ya da arayışı.

Peki, gençlerimiz aradıklarını buldular mı, layıkıyla aydınlandılar mı ? Aydınlanmalarının semeresini hep birlikte görebildik mi ? Tartışılır şeyler.

Rahmetli Orhan Hançerlioğlu gibi, rahmetli Turan Dursun ’un da gerçekten iyi bir araştırmacı – yazar olduğunu, kaleminin güçlü olduğunu biliyorum. Herkes biliyor.

Elbette insanın hangi kitabı, hangi dergiyi, hangi köşe yazısını okuyacağına bir başkası karar veremez. Vermemelidir. Bir başkası sadece öneriler sunabilir.

Acizane ben de diyorum ki, başlangıçta özgürlük gibi algılanan (algılatılan) akımlar, kampanyalar, aslında bizim bilmediğimiz dev bir projenin birinci basamağı olabiliyor.

Okşayıcı, ılık bir rüzgar estiriliyor. Estirenler, eğer isterlerse, o rüzgarı fırtınaya, fırtınayı kasırgaya dönüştürebiliyorlar.
Kırmızı düğmeye sadece onlar basabiliyorlar.

Önünüze merdiven uzatılıyor ve siz yukarıya doğru tırmanmaya başlıyorsunuz. En üst basamağa tırmandığınızda dengeleriniz, hedefleriniz operasyonla değiştirilmiş oluyor. Beyniniz, artık sizin kendi beyniniz olmuyor. Farklı ama yapay bir pencereden bakmaya başlıyorsunuz ki, artık o pencereden 1 milimetre uzaklaşamıyorsunuz.
Çünkü size hissettirmeden ayaklarınızı oraya (bastığınız yere) çivilemişler.
Müebbet hapis gibi hücredesiniz.

Yaşadığımız olayların bu taraflarını da düşünelim.

Bunlar, klasik komplo teorisi değildir, acı gerçeklerdir. Bizim gibi dışa bağımlı toplumların kaderini, rotasını, gündemini belirleyen egemenlerin ince hesaplarıdır.

Üst Akıl denilen tanımlamayı mutlaka duymuşsunuzdur.
Ofisleri Londra ’da, Viyana ’da, New York ’ta.

Dünyada, biz dahil, hiçbir ülke, hiçbir siyasi iktidar, Üst Aklın temsilcilerini yok sayamıyor.

Şu Facebook paylaşımları ve diğer internet sitelerindeki bağlantılar 24 saat CIA ve MOSSAD isimli istihbarat kuruluşlarının sıkı denetiminde bulunuyor. Maalesef.

Bütün bilgilerin, bütün fotoğrafların, bütün videoların alınıp, depolandığını kendileri açıkladılar televizyonda.

SONUCA GELİNCE -} Kavramların yerlerde gezdiği
(egemenler tarafından kasten gezdirildiği demek daha doğru)
hassas bir dönemde yaşıyoruz.

Yaşıyor muyuz, sürükleniyor muyuz, işkence mi ediliyoruz, o da ayrı inceleme konusu.

Türkiye ’de acilen incelenmesi gereken yığınla konu, yığınla dosya bulunuyor.

Ne olur dikkat edelim.
Neyi, nerede, nasıl tartıştığımıza dikkat edelim.
Sözcüklerimize, cümlelerimize dikkat edelim.
Sosyal medya dediğimiz yerler, sosyal tuzak olabiliyor.

Aldığımızı, verdiğimizi, gördüğümüzü, duyduğumuzu
mutlaka bir süzgüden, mutlaka bir teraziden geçirelim.
Tekrar tekrar üzerinde düşünelim.
Böylece kazançlı çıkarız, ruhumuz tartaklanmaz
(diye düşünüyorum efendim).

Milletimizin eğitim ve bilgisini lüzumlu seviyeye çıkarmak ve bunun için gayret göstermek farzdır. Bunu yapmazsak; biteriz. Etrafımıza Çin Seddi gibi duvarlar çeksek de bilgili toplumlar bize hükmederler ve parça parça her şeyimizi elimizden alırlar.

MEHMED EMİN ALİ PAŞA
( Tanzimat Dönemi Sadrazamlarından )


Saygılarımla

Pazartesi, 30 Aralık 2019

Tyrannos Edebi Ürünler

 

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.