ALTIN 399,44
DOLAR 6,8671
EURO 7,8006
BIST 1,1355
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Gök Gürültülü

Hayallerim içindeki dünya ve sen (5) Robert Pekoz

12.11.2018
282
A+
A-
Hayallerim içindeki dünya ve sen (5) Robert Pekoz

“Uyumak istiyorum hiçbirşey düşünmeden, tıpkı duygusuz biri gibi.”

 

Gecenin saat 21’i, uyuyamadım. Küçük odamda yalnızım. Seni düşündüm, ayrılığımız bu sefer bana ağır geliyor. Senden önce,Türkiyeyi terk etmem sanki sana bir ihanet gibi geliyor. Bu duygu beni fazlasıyla hırpalıyor. Kendimle hesaplaşmaya çalışırken, sana karşı duyarlı olamadığımı düşündüm. Senin yakalanman, düşmanın eline düşmen durumunda, ben kendimi affetmeyeceğim. Hüsne’m, yol yoldaşım, biz toplumun kuralları gereği evlendik, ancak birlikte günlük yaşamı paylaşamadık. Fakat evliliğimiz o gün için bir çok şeye isyan oldu. Olayları tek tek hatırlamaya başlayınca, seni orada yalnız bıraktığımı bir türlü kabullenemiyorum. Sanki benim çıkmam daha önemli gibi bir duyguyla hareket etmem, aslında yanlıştı. Sende, benim kadar tehlike altındaydın. Benim davranışımı, kendime tanıdığım önceliği nereye koyayım bilmiyorum. Bildiğim şey sanki sana karşı bir ihanet içindeyim. Bilirsin sol da ihanet en berbat olan şeydir. Sen sağ salim Türkiyeyi terk etmeden bana rahat yok, bilesin!

Uyumak istiyorum; hiçbir şey düşünmeden, tıpkı duygusuz biri gibi… Her gözümü kapattığımda sen aklıma geliyorsun. Bu akşam bir tuhaflık var bende, bir huzursuzluk beynimi kemiriyor. Seni ve oğlumu özledim. Oğlumun varlığını biliyorum, ama kendisini daha tanıyamadım. Senin hayatımdaki ayrıcalığını yeni yeni anlıyorum. Yaşamadan, acı çekmeden hayatımızdaki değerleri anlamaktan gecikiyoruz.

Bende bunlardan biriyim. Kendimi suçluyor ve kızıyorum. Gece ilerliyor, bende gecenin içinde huzursuz bir şekilde yaşamaya çalışıyorum, ama aklım senden ayrılmıyor. Seninle başlayan ilişkilerimi, hayallerimi, bir nostalji yaptım; Beni çok yorduğunu hatırladım. Halkın deyimiyle çetin ceviz çıkmıştın, peşinden az koşmadım. Sana kavuşmak, bir diyalog kurmak için az efor harcamamıştIm. Seninle ilk defa konuşmak için duyduğum heyecanı hatırladım, nasılda aptalaşmıştım.

Bu yoğunluğun içinde yoruldum, adeta düşünmez hale geldim. Fakat yinede uyuyamıyordum. On iki metrelik odam, bana ağır geliyor. Başımı yastığın altına koydum, uyumayı denedim, fakat sen ve oğlum gözlerimin önünde canlandıkça, acı çekiyordum.

Gece geç saatler olmuştu dışarı çıkmayı, nefes almayı, biraz yürümeyi düşündüm. Öyle de yaptım, sessizce dışarı attım kendimi, sokaklarda sessiz, seyrek seyrek gözüken arabalar vardı, yalnızca. Gece o kadar sakindi ki ayak seslerimi duyuyordum, kaldığım yere yakın bir park vardı. Parkın bir köşesinde sesler geliyordu, oraya doğru yürüdüm. Bir gurup sarhoş gördüm. Hepsi kafayı bulmuş görünüyorlardı. Onlara yaklaşarak iyi geceler dedim, iyi geceler diye karşılık aldım. Aralarında biri bana şarap şişesini uzattı. Bu ani duruma refleksim, şişeyi kapmak oldu. Başıma kaldırdım, iki yudum kadar içtim, teşekkür etmeyi unutmadım. Aralarına oturdum, sıkıntı olan bunlarla konuşmak için yeterince Almanca bilmiyordum. Göz göze geldiklerimle yalnızca gülümseyerek yanıt veriyordum. Gurup kendi içinde hoş ve neşeli görünüyordu. Dört tane kadın vardı aralarında, onlarda da kafa tam tıkır olmuştu. Aralarında eşitsizlik yoktu. Kadın-erkek ayrımında izler bulunmuyordu. Ben sıkılmaya başladım, çünkü kimseyle diyalog kuramıyordum. Tam guruptan ayrılmayı düşünürken, polis geldi ve direk bana doğru yöneldi ve kimlik istedi. Ben kimlik çıkarmak için elimi cebime atınca, o sarhoş dediğim insanlar kendi kimliğini çıkararak polise tepki verdiler. Epeyce gürültü çıkardılar. Onlara baktım, içimde bir sevinç rüzgarı esti. Bu reaksiyonları beni çok mutlu etti ve düşündürdü. Kimliğimi, daha doğrusu Almanya’da geçici olarak kalabileceğim bir belgeyi gösterdim. Kimliği bana iade ettiler. Sarhoş yoldaşlarım, bana moral vermek için bir şişe daha uzattılar; bende yine başıma diktim. Bir iki dakika sonra oradan ayrılmaya karar verdim. İyi geceler dileyerek ve teşekkür ederek yanlarından ayrıldım.

Oradan ayrılırken, parktakilerin dayanışması beni sevindirmişti. Eve doğru yürürken, bende bu gece kafa bulayım diye düşündüm. Bira almaya karar verdim, gecenin bu saatlerinde Kiosk dedikleri küçük satış yerleri var. Bunlarda biri benim kaldığım yere yakındı. Üç Tane bira aldım. Odama girdim, gece oldukça sessizdi. Saat 04 doğru geliyordu. Küçük masama biraları bıraktım; birini açarak içmeye başladım. Zamanın nasıl ilerlediğini anlamadan biraları bitirmişim. Başımı bir ağrı kapladı, hiç bir şey düşünecek durumda değildim. Yatağıma uzandım, kafam keyif hale gelmişti. Tam istediğim gibi oldum, hiç bir şey düşünecek durumda değildim.

Saat 12’ye doğru uyandım. Başımdaki ağrı hala devam ediyordu. Duş alarak biraz rahatladım. Gece olanları hatırlamaya çalıştım. Yaşam böyle bir şey diye mırıldandım. Hiç beklemediğin, düşünmediğin olaylar yaşıyorsun. Gün boyunca evde oturdum, sıkılıyordum, zaman geçmiyor. Saat 19`da işe gitmem gerekiyor.

İçimde işe gitme isteği yoktu. Gitmesem işten kovulurum diye düşündüm. İşe gitmek için evde çıktım.

İki saat çalışıyordum, işten sonra eve gitmeye karar verdim. Uyumak istiyordum, hayallerim param-parça olmuştu. Kendimi bunca kalabalığın içinde yalnız hissediyordum. Kimseyi görmek istemiyordum. Sessizce odama girdim, yatağa uzandım, uyudum. Uyandığımda ikinci günü saat 11’i gösteriyordu.

Aslında ben fazla uyuyan biri değildim, bu kadar fazla uyumamın nedenini beyinsel yorgunluğa bağladım. Başımın ağrısı geçmişti. İki gündür hiç bir arkadaşa görünmedim, merak edenler olmuştu. Bir kahve içmek için çıktığımda, iki arkadaşımın beni sorduklarını gördüm. Arkadaşlara seslendim, ilk soruları “iki gündür neredesin?” diye sordular. Bende üstün körü canımın sıkıldığını söyledim. Biraz dinlendiğimi belirttim.

Hüseyin, “Pazar günü Toçkistler’le bir toplantı var, bizimde katılmamızı istiyorlar” dedi. Bende “olur” dedim.

Aslında öylesine kabullenmiştim. Düşünerek verdiğim bir karar değildi. Sonra arkadaşlarla üniversiteye gidelim diye ortak bir eğilim çıktı. Orada yemekte yeriz diye, düşündük. Yemekler üniversitede tam bütçemize uygun, arada bir uğrardık.

Saat 19’a doğru arkadaşlardan ayrıldım. Biraz yalnız kalmaya, düşünmeye ihtiyacım vardı. İçinde bulunduğum dumanlı ve karışık duygulardan kurtulmalıyım diye, kendime söylendim.

Karasızlık ve karamsarlık bana uygun değil, diye mırıldandım. Aklıma ilk gelen şey Marksizmle ilgili bildiklerimin yetersiz olduğu, çelişkiler taşıdığı noktasıydı.

Acaba her şeye yeniden mi başlasam? diye kendime sorular sordum. Evet, dedim; yeniden başlamalıyım.

Bunları sana yazarken, bir tarzda rahatlıyorum. Çünkü birine söz vermiş oluyorum, sözüme karşı kendimi sorumlu his etmiş olacağım. Bir güvence gibi.. Yarın kendime verdiğim sözü yerine getirmezsem, senin benden hesap soracağını düşündüm. Ama yeniden okumak, okuduklarımla taşıdıklarımı tartışmak, iki farklı birey varmış gibi çarpmak, toplamak, çıkarmak gibi bir süreç yaşayacağım.

Yarın mutlaka Hüseyin’i görmem lazım, çünkü Pazar günü yapılacak tartışmanın içeriğini bilmiyordum.

Hüseyin’e vardığımda saat 10’a geliyordu. kapıyı açtı. Bana bakarak, “yorgun görünüyorsun” dedi. Erkencisin. Hayır ola, bir terslik yoktur,” diye ekledi. Ona, “Pazar günü yapılacak toplantının konusunu öğrenmeye” geldim.

“Toplantıda tartışılacak sorun, ulusal mesele, bu bağlamda Kürt ulusal sorunu,” açıklamasını yaptı.

Bu probleme yabancı değildim, Türkiye solunun en çok tartıştığı sorunlardan biriydi.

Sana bunları yazarken, elbette senin ne düşündüğün önemli. Ancak ben yazarken biraz hafifliyorum. Yeniden okumam bana iyi gelecek.

Geçmiş bilgilerim çok parçalı ve dağınık. Marksist öğretiye yabancıyız. Onun adına öğrendiklerimiz ve bize verilenler oldukça yüzeysel bilgilerle doludur. Marksizmin-Leninizm albenisi, yoksulların çıkarlarını temel alan bir söylemi içermesidir. Bir anlamda Marksizm ideolojik olarak mevcut Kapitalist sisteme ve yaşanan haksızlıklara bir isyandır. Bu bakımdan çekicidir, etkileyicidir. Doğası gereği bizleri etkileyen bir politik söylemdir.

Ben, Türkiye`de felsefi ve ideolojik olarak Marksizmin anlaşıldığına inanmayanlardanım şimdi.

Şimdilik bu kadar.

Sevgiyle kal..

 

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.