ALTIN 271,88
DOLAR 5,7884
EURO 6,4038
BIST 7,6090
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmur
Kitaplar

Haftanın Hikayesi | Trata

Haftanın Hikayesi | Trata

Öykü | ORHAN KİBAR

Sabahın seher vakti ezan sesi duyulduğunda, Balıkçı Mustafa çoktan uyanmış, trata ya gitmek için, yetmiş altı model steyşın Renault sonradan takma tüp gazlı arabasıyla, tayfalarını toplamaya çıkmıştı bile, derme çatma müstakil bir evin önünde durdu, kornaya bastı ve beklemeye başladı. Çok ta fazla beklememişti ama, diğer tayfaları da toplayacağı için, balıkçı Mustafa acele etmesi gerektiğini biliyordu:

”Hadi! Çabuk ol! Yanık Hasan!” diye bağırdı. Kısık kalın sesiyle,  (Balıkçı Mustafa’nın sesi tayfalara bağırmaktan kısılmış olmasına rağmen hala bağırabiliyordu.)

Yanık Hasan yarı uykulu bir halde selam verip arabaya bindi. Balıkçı Mustafa devam etti. Aynı mahallede çatısı aptal kiremitli, sıvası dökülmüş, pencere camları kırık, fakir olduğu her halinden belli olan bir başka müstakil evin önünde durdu.

 Balıkçı Mustafa, koraya bastı ve arkasından, yine:

”Çabuk ol! Kara Musa!” diye bağırdı. Kara Musa yanında on altı on yedi yaşlarında bir gençle gelerek selam verip arabaya bindiler, balıkçı Mustafa devam etti ve bir başka evin önünde durup, kornaya bastı ve bağırdı:

”Hadi köse Mahmut! Çabuk ol! “  Köse Mahmut koşarak geldi. Selam verip arabaya bindi. Balıkçı Mustafa devam etti. Bir başka evin önünde durdu ve:

”Hadi Lan Ayyaş Erol! Çabuk ol! Sallanma! “ diye bağırdı. Ayyaş Erol saçı başı dağınık akşamdan kaldığı her halinden belli, sallana sallana geldi. Selam verip arabaya bindi. Balıkçı Mustafa devam etti.

Tayfa alacağı son evin önünde durdu. Kornaya bastı ve:

”Hadi Sakalı, geç kalıyoruz çabuk ol!” diye bağırdı. (Aslında sakalının adı Mehmet ti ama sakal).

bıraktığı için herkes ona sakallı diye lakap takmışlardı. ( Yiğit lakabıyla tanınır” diye bu sözün boşa denmediği ortadaydı). Sakalı da selam verip arabaya bindi. Arka dört, ön üç, toplam yedi kişi olmuşlardı. Balıkçı Mustafa, arabasını bozuk toprak yoldan ama, kestirmeden hoplaya zıplaya sürerek deniz kıyısına geldi. Arabanın bagajından tratayı indirdiler. Daha önceden sazlıkların arasına sakladıkları derme çatma botu dört kişi tutup deniz kıyısına getirdiler ve tratayı da üstüne yüklediler.

 Tayfalar balıkçı Mustafa ya hitaben:

 “Hadi reis göster kendini” dediler. Tayfalar, balıkçı Mustafa ya Reis diyorlardı. Balıkçı Mustafa ya da boşuna reis denmiyordu. Elini alnına siper edip, şöyle bir denizi süzerek bakan balıkçı Mustafa, denizin üstünde kıpra şan balık sürüsünün cinsini bile söyleyerek:

“Şurada sar dalya sürüsü var! Ama şu bölgeden de istavrit le zurna balığı çıkabilir” dedikten sonra, bota bindi. Tratanın bir ucunu karada bıraktıktan sonra küreklere asıldı. Tratayı denize dökerek yaklaşık otuz beş kırk metre kadar açıldıktan sonra kürekleri kıyıya paralel gidecek şekilde çekmeye başladı.( Balıkçı Mustafa, elli yaşını geçmiş olmasına rağmen yılların tecrübesiyle öyle bir kürek çekişi vardı ki bütün tayfalar onu hayranlıkla seyrediyorlardı.) Denizde yarım ay şekli çizerek tratanın öbür ucunu yaklaşık yüz elli metrelik trata nın bitme mesafeden karaya çıkardı. Her iki uç ta da üç tayfa vardı. Tayfaların belinde vinç tabir ettikleri ucu halkalı ip vardı. Balıkçı Mustafa tratayı çekmelerini söyleyince tayfalar, bellerindeki vincin ipini trata nın ipine dolandırıp geri geri tratayı çekmeye başladılar. Balıkçı Mustafa her iki tarafında eşit çekmesi için bir bu uca bir öteki uca koşturup duruyordu. İyi çalışmayan hata yapan tayfaya da küfürler savurup bağırıyordu. Trata nın sepet tabir edilen son noktası yaklaştığında balıkların kaçmaması için, balıkçı Mustafa denizin beline kadar olan yerine gidip kurşunların üstüne basıyor tratanın ağını gerdirmeye çalışıyordu. Sepetteki balıkların kaçmaması için Tratanın sepet kısmı aynı anda ve hızlı bir şekilde çekilmesi gerekiyordu. Çekilen trata nın sepetinde büyük balıkların yanında (Trata denizin dibini süpürüp geldiği için) ister istemez yavru balıklar da geliyordu.

Balıkçı Mustafa ve tayfalar Tratanın sepetindeki balıkları acelece toplamaya çalışıyorlardı. Acele ediyorlardı çünkü sepetteki yavru balıklar ölmeden tekrar denize atmaları gerekiyordu. Ne kadar dikkat etseler de ilk çıktığında kuma düşen ayakaltında ezilen yavru balıkların bir kısmı ölüyordu. Bu işlem yani trata atma işi Tayfaların gücüne ve balıkların tutulmasına göre bazen iki bazen üç kez tekrarlanıyordu. Tratanın ne kadar atılacağına balıkçı Mustafa, yani reis karar veriyordu.

Tayfalar istese bile, reis;

“BU SON ATIŞTI ARKADAŞLAR ARTIK NE ÇIKARSA BAHTIMIZA” dediği anda trata atma sona eriyordu.

            Balıkçı Mustafa, trata atacağı yeri seçerken deniz kıyısının en tenha yolu en bozuk olan yerleri seçiyordu. Çünkü Trata atmak yasaktı ve jandarma ya da sahil güvenliğe yakalanmamak için dikkat etmesi gerekiyordu. Balıkçı Mustafa trata atmanın yasak olduğunu bile bile trata ya çıkıyordu. Daha on dört yaşındayken kamıştan yaptığı oltayla balık tutmaya başlayan Mustafa kırk yıldan beri balıkçılık yapıyordu. İskenderun, Yumurtalık arası deniz kıyısın da hangi balık nerden çıkar, havaya bulutlara bakıp havanın nasıl olacağını bilir. Serpme atma, trata atma barikat bağlama, kürek çekme, delinen ağı tamir etme, bozulan kayık motorunu tamir etme… Vb, kısacası çok meziyetli bir balıkçı olduğu için herkes ona reis diyordu. Reis tayfalarını evlerinden bir bir aldığı için, tayfalarının ne kadar fakir olduklarını biliyordu. Bazen trata da balık az çıktığında, çıkan balıkları tayfalara dağıtıyor, götürün evinizde ailenizle birlikte yiyin diyor, kendine bir balık dahi ayırmıyordu. Bunu gören tayfalar, arkasından ne kadar baba bir reis diyorlar, onunla trataya sevine sevine çıkıyorlardı. Tratacılıkta en güzel anlardan biri de, bir iki atıştan sonra havanın aydınlanmasıyla acıkan tayfalar tuttukları balıklardan bir kısmını sahil kenarından topladıkları çalı çırpıyla yaktıkları ateşin üstünde boklu balık tabir ettikleri pişirme yöntemiyle, pişen balıkları közün içinden alıp alıp, hep birlikte yemek, karınlarının doyduğu, yorgunluğun çıkarıldığı anlar oluyordu. Bazen, üç, dört, atışa rağmen, satacak kadar balık çıkmayınca, tayfalar evlerine yorgun ve üzgün dönüyorlardı. Balık çıktığında ise, çıkan balığın kaç kilo olduğunu tahmin edip, her tayfaya kaç lira düşecek diye hesap yapıp, para kazanmanın sevinciyle yorgunluklarını unutuyor, evlerine neşeyle dönüyorlardı.

            Bu trata atma işi, büyük balıkçı teknelerinin trol la avlanması yüzünden, diğer trol la avlanmayan balıkçıların:

 “Bu trolcüler deniz de balık bırakmadı” feryadına kadar sürdü.(Trol ve trata denizin dibini süpürerek geldiği için bu avlanma yönteminde balık yavruları zarar görüyor, ölüyorlardı. Bu yüzden de feryat edenler haklılardı.) Bu feryada kulak veren medyanın, konunun üstüne gitmesi, sahil güvenliği daha sıkı önlemler almaya yöneltti. Çok ağır cezalar getirildi. Artık sahil güvenlik hiç göz yummuyordu. Elli, yüz metrelik küçük trataları, el yapımı derme çatma botları dahi yakalıyor, el koyuyorlardı. Kayığına, botuna, tratasına el konulan fakir balıkçılar, bir de para cezasına çarptırılıyorlardı. Daha fazla dayanamadılar, tratacılığı bırakmak zorunda kaldılar. Kim derdi ki tratacılık, artık trata atanların hafızasında, çocuklarına veya torunlarına anlatacağı bir anı olacaktı.

                                                          

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.