ALTIN 269,40
DOLAR 5,7021
EURO 6,3171
BIST 106.805
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Günün Kitabı | Ipini Kopartan Uçurtma | Ertuğrul Erdoğan | Gülsüm Cengiz

06.11.2019
118
A+
A-
Günün Kitabı | Ipini Kopartan Uçurtma | Ertuğrul Erdoğan | Gülsüm Cengiz

Siz de, İpini Kopartan Uçurtma’yla birlikte değişik yerler görmek, serüvenler yaşamak ister misiniz? Öyleyse, takılın uçurtmanın kuyruğuna, çevirmeye başlayın kitabınızın sayfalarını…

İpini Kopartan Uçurtma’nın serüveni, yaşlı bir oyuncakçının dükkânında başladı. Bir yanlışlık, onu sevgiyle yapan Umut adlı çocuktan ayrıldı. Sonra Okan’la Metin ve kardeşleriyle tanıştı; bir yılbaşı günü armağan olarak verildiği Ezgi’yle arkadaş oldu. Uçurtmamız, tanıştığı her çocukla değişik serüvenler yaşadı. Bazen ışıklı caddelerde, bazen karanlık sokaklarda dolaştı. Çocukların çalıştığı atölyelere girdi. Bu süre içinde, o hep, Umut adlı çocuğu bulmayı düşledi. Sonra bir gün…

Siz de, İpini Kopartan Uçurtma’yla birlikte değişik yerler görmek, serüvenler yaşamak ister misiniz? Öyleyse, takılın uçurtmanın kuyruğuna, çevirmeye başlayın kitabınızın sayfalarını… (Kitap arka kapağından alıntı)

Kapımız bir kere çalınca, diyafon ekranına baktım, postacıydı. Yazar Dostum Gülsüm CENGİZ’in imzalayıp gönderdiği yeni kitaplarından birisini bekliyordum.

Ayakkabımı çarçabuk giyip hızla merdivenlerden aşağıya indim. Postacıyı 2. katta karşıladım. Zira evimiz 4. kat ve apartmanda asansör yoktu. Emekçiye saygımdan ve eski bir PTT çalışanı olarak dağıtıcıların ne zorluluklar içinde çalıştıklarını bilen olarak onun yorulmasını istememiştim. O da memnun oldu.

Eve gelip kargoyu açtım. Gülsüm Hanım Say Yayınları’ndan çıkan 10. Baskılı “İpini Kopartan Uçurtma” adlı çocuk kitabını imzalı göndermişti. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Kitabı içimdeki çocukla tanıştırdım. Büyük Ertuğrul’u odadan uzaklaştırdım. Aklıma 1968 yıllarında faaliyete başlayan kitapçı dükkânımız geldi. Önce Teksas Tommiks gibi çizgi romanlarla okumaya başlamış, daha sonra İstanbul’dan gelen Kamalattın Tuğcu’nun kitaplarıyla devam etmiştim.

Gülsüm Hanım, bu çocuk romanının kurgusunu bir dantel gibi işlemiş. Bir çırpıda okudum. Sözcükler biraz büyük punto olunca ne yalan şöyleyim, gözlerim de bayram etti.

Öncelikle ebeveynler çocukları için bu kitabı kaçırmasınlar. Kitapta; bir uçurtmanın İstanbul semalarında çocukların ellerine geçerken, onların yaşamlarını, odalarına kapanıp ekranlara esir düşen çocuklar gibi sosyal çelişkiler içindeki karmaşık yapıyı da öğreneceğiz. Bir uçurtma ve üç çocuk… Ve bu gülen yüzlü uçurtmayı bir öğretmen kızı için alırsa sonuçta neler olur?

Bence hem siz okuyun hem de çocuğunuz…

Gülsüm Hanım’a bir kez daha teşekkürler…

Ertuğrul Erdoğan

Ertuğrul Erdoğan
Ertuğrul Erdoğan
Yazar Hakkında 1 Ankara’nın gecekondu semti Akdere’de 3 Eylül 1958 yılında iki katlı beyaz badanalı bir evde dünyaya gelmişim. Gecekondunun bahçeleri alabildiğine özgürlüktü. Kiraz ağaçlarının en tepesine çıkılır ve kulaklarımıza taktığımız iri kirazlarla gülüşürdük. Yazları bir başkaydı. Bahçemizdeki variller içindeki suya dalıp, serinler, şaşkın ördekler gibi kurulanırdık güneşin sıcaklığında. Bir başkaydı oyuncaklarımız, telden araba, tahtadan tornet arabası yapardık yaratıcı minik ellerimizle. Dedik ya yaratıcıydık o dönemler. Hele arka bahçemizin gölgeliğin tadına doyun olmazdı. Müsamerenin kolonyasını rengarenk gramofon kâğıtlarıyla yapıp, konuk arkadaşlarımıza ikram ederdik. Destan satanların peşinden gider, ağıtları ayakkabılarımızın çamura saplanmasında dinlerdik. Komşuluklar bir başkaydı gecekonduda… Oyunlarımız gündüzlere sığmaz, geceleri kâh Karabulut amcaların ve şişman Meliha Teyzenin bahçesinde fıkra ve sohbetlerin hoşluğunda gecelerdik… Mahallemiz siyasilerin unutmuşluğunda 1965 yıllarında şehrin uzaklarındaydı… Sokaklarında asfalt yoktu ama siyasi partilerin at ve altı ok bayrakları her tarafı süslerdi… 1968 yılı gecekondunun özgürlüğünden ayrılıp, Cebeci semtinin asfaltlı, temiz çocukların bulunduğu, bana da yüksek gelen Levent Apartmanının 6. katına taşındığımızda, kendimi sanki gökyüzüne yakın hissederdim. Geceleri uçakların geçişini balkonda yıldızların çokluğunda ve kaymasında izlerdim. Babam sattığı gecekondumuzun sermayesi ile açtığı ve Doğan Yayınevi adını koyduğumuz kitapçı dükkanımızı gece gündüz bekledik. Kitaplar, artık en iyi dostum olmuştu. Kemalettin Tuğcu’nun romanlarındaki ezilenleri okuyup iyiliği öğrenmiştim kalbimce. Ve her hafta gittiğimiz sinemalarda Türk filmlerinin duygusallığına ağlardık sevgililerin ayrılışlarında. Ve ilk televizyonu izlemenin onurunu yaşadık Grundig mağazasının önünde biriken kalabalığın çekirdek çitlemelerinde. Çoğu zaman evimize gelen ve artık bizden biri olan “Tele konuklar”ı ağırlardık, annemin güzel pasta ve meyve ikramlarında… Zamanla kayboldu misafirler, komşularımızın evine giren televizyonlarla. Çocukluğum ve gençliğimde öğrenci hareketlerini gördüm. Polis ve öğrenci çatımalarının en şiddetlisini izledim, 12 Eylül öncesi yıllarda. Siyasal ve Hukuk Fakültelerinin bahçelerinde tabancalardan fırlayan kör kurşunlar ve taşlar uçuştu dükkânımızın önlerinde. Kepenkler ardında can havliyle sığındık tezgâh gerilerine. Prof Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, şair, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Fikret Otyam gibi yazarların kitaplarını bastığımız yazarların, babamla yaptığı akşamüstü sohbetlerini keyifle dinledim. Ve onların kitaplarını matbaamızda orijinallerini ilk dizenlerden oldum. Dükkanımızın önündeki Cemal Gürsel Caddesi’nde nice yürüyüşlere tanık oldum, polislerin panzerli su sıkmalarında ve polislerin coplu dayaklarında… Ve 12 Eylül darbesinin ardından yayınevimiz ve matbaamızın sonlandığı yıllardı 1980. Askerlik dönüşü Ordu şehrinden aldığım teklifi değerlendirip, Karadeniz 52 Gazetesi’nde dizgi operatörü olarak çalıştım. Hürriyet Muhabiri arkadaşımızın ölümü üzerine yazdığım “ Ağlayan Tuşlar” yazımı beğenen Yayın Yönetmenimizin teklif ettiği, Tercüman Gazetesi ve Akajans’ın muhabirliğini kabul ederek ilk gazeteciliğime başladım. Dört ay oteldeki yaşamımı daha sonra bir odalı ev kiralayarak devam ettim. Geceleri en yakın arkadaşım, süpürgelikte bir türlü bulamadığım fareydi. Daktilo ve farenin tıkırdamaları arasında yazılarımı tamamlar, öyle uykuya dalardım. Politikacı, sanatçı ve futbolcu gibi birçok ünlüyü gazetecilikte tanıdım. Daha sonra maddi nedenlerle gazetecilik mesleğini noktalayıp, Ne uzayıp, ne kısalmak için PTT’de göreve başladım. Hep söylerim; “İki yıl gazetecilik yaptım, yirmi sekiz yıl gibi yaşadım. Yirmi sekiz yıl memurluk yaptım, iki yıl gibi yaşamadım.” Evliyim ve Allaha emanet bir erkek çocuğumuz var, Bir de içimde Atatürk Sevgisi… Okumayı, araştırmayı ve yazmayı çok seviyorum. “ Daha iyi bir dünya için herkesin yapabileceği mutlaka bir güzellik vardır” diyor, Saygı ve Sevgilerimle, Ertuğrul Erdoğan
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.