ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Az Bulutlu
Kitaplar

Dostoyevski/Beyaz Geceler | Yelda Karataş

02.12.2019
49
A+
A-
Dostoyevski/Beyaz Geceler | Yelda Karataş

Dostoyevski üzerine yazmak hep korkutur beni. Sevgilim üzerine konuşmak gibi gelir. Mahremdir.
Dostoyevski gibi bir dehaya, soğukkanlı yaklaşmak neredeyse olanaksız.

Karamozov Kardeşler’de iktidarı simgeleyen Baba Karamazov katledilir.
Katil, gayri meşru saralı küçük kardeştir. Ama katile göre asıl cinayeti, düşünsel yol gösterici entellektüel İvan işler.

Beni Dimitri düşündürmüştür hep, Gruşenka’nın büyük aşkı, Rus halkının ateşli ruhunu taşır; onurunu yaşamından çok seven, tumturaklı laflar etmeyi hiç beceremeyen, hayatı deli gibi tüketen Dimitri. Sonunda, cinayet üstüne kalır ve Sibirya’ya gönderilir. Cinayet, hep Dimitrilerin üstüne kalır… Gruşenka gibiler de ardına düşer böylesi aşkların, böylesi adamların.

Özgürlük bir imkândır Dostoyevski’de. O bir ahlakçı değil, bir romancıdır. Amacı insanı yargılamak değil, anlamaktır. Suç ve Ceza’da da sözünü ettiği, bence özgürlük değil, insandaki özgürlük düşüncesidir. İnsanın taşıyamadığı, özgürlüğün bizzat kendisidir. İyi ve kötü kavramları ile, bir felsefeci ya da bir bilim adamı gibi uğraşmaz o, (romanları her ikisine de ışık tuttuğu halde) insan ruhunun bilinmezliğiyle sarhoş dolaşır hep. Öngörülerinin çarpıcılığı
(Ecinniler), bir kâhin olmasından değil, çağının insanını önyargısız ve en parlak görebilen, donanımlı bir aydın, bir “ sanatçı “ olmasındandır.

Henri Troyat’tan öğrendiğimiz üzere, ders verilmek amacıyla Çar tarafından idam mangasının karşısına çıkarılıp affedildiğinde ilk epilepsi krizini yaşamıştır. S. Zweig, “Yıldızın Parladığı Anlar” da bu anın duyarlılığını bütün incelikleriyle aktarır bize. Sonradan Çar’dan nefret etmemiştir Dostoyevski. Ama belki, epilepsi krizi ile gelen, “ Tanrı kimdir? ” sorusunun (romantik sosyalist olarak tutuklandığını hatırlarsak) yanıtını ömrü boyunca aramıştır.

Dostoyevski’de Tanrı’nın yanıtı, özgürlüğün yanıtı gibidir.

Büyük Engizisyoncu’da (Karamazov Kardeşler) ; İvan, bir çocuk katiliyle mahşer günü kucaklaşmayı reddettiğini söyler.

Tanrı düşüncesi, özgürlüğün kendisidir Dostoyevski’de. Tanrı’yı sorgulamak hem suçtur hem de en büyük özgürlük. Onun dünyasında onu anlamaya çalışmak ve anlamanın her aşamasında isyan etmek yürekliliğini göstermek… Tanrı’yı sorgularken, özgürlüğü sorgular. O’na en çok inanmak isteyen sorgular çünkü.

Kirlenmesine ve reddedilmesine dayanamayan us’u ve kalbi, kimseye bırakmadan ölünceye dek yargıladı Tanrı’yı. Barışmanın bütün olanaklarını arayarak, Tanrı’yı hem reddetti hem de en derin sevgiyle bağlandı O’na.

Prens Mişkin’in kadın karşısındaki tavrı gibi: Aşk’ı anlama isteği, iki kadına birden âşık olabilmeyi yüreğine sığdıran bir “Budala“ yarattı. Birbiriyle çelişen iki kadın. Ama her ikisi de sıra dışı. Dostoyevski’nin en güzel kadınlarıdır onlar. Öğretilmiş erkekliği reddeden ve ahlaksız bir saf olan Mişkin, yüksek zekânın ve bilincin aslında kurnazlığı reddettiğinin de en açık anlatımıdır. Etik değerlere sahip bir bireyin güçlü habercisidir o. Ve her zaman, bir Budala kalacaktır. Mişkin vazoyu hep kıracaktır… O sakındığı kırmaktan öylesine korktuğu vazoyu! (Ahh! Tutunamayanlar)

Mişkin, YENİ İNSAN’ın habercisidir. Tutunamayanlar’da bize yüzünü gösteren Selim Işık gibi.

İsa’nın ikinci gelişini beklemek ve gelenin bu sefer de çarmıha gerileceğini bilmek… İnsana karşı bu denli umut besleyen ve aynı zamanda insandan bu denli umutsuz… Belki de Tanrı’ya isyanın iç dinamiğidir… İvan’ın entelektüel acılarından, Alyoşa’nın her şüphede güçlenen inancından ve Dimitri’nin sarhoş kalbinden doğan bu saflık, kristal bir elmanın parlaklığıyla düşüyor yüzyılımıza. Babanın katli belki bir gün devletin ve korkunun hiç olmayacağının umudunu sunuyor bize. Bedeli çok ağır ödense de…

Gelecek yıllarda insanlar; 19. yüzyıl insanını anlamak ve kendi zamanlarının insanına ulaşmak için, ilk olarak Dostoyevski’ye bakacaklar.
İnsan yüreğinin olanaklarını zorlayan o sınırsız anlama isteği, Dostoyevski’de kaynağını tek bir yerden alıyor: Beyaz Geceler’de doruğa ulaşan doyumsuz insan sevgisi…

Yelda Karataş
2000- 2005

Yelda Karataş
Yelda Karataş
Yelda KARATAŞ (1954 ) 14 Ocak 1954'te Zonguldak'ta doğdu. İstanbul Kız Lisesi'ni parasız yatılı okudu. Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Bir süre radyoculuk yaptı, Hür Fm’ de, bir yıl boyunca “Şairler Korsandır” programını hazırladı. Daha sonra reklamcılık sektörüne geçti. Önceleri reklam yazarı olarak çalıştı, yirmi yıllık süreçte Yaratıcı Yönetmenliğe yükseldi. Kristal Elma ve Başarı Ödülleri kazandı. Şarkı sözü yazarlığı yaptı, Anjelika Akbar, Can Atilla ve Sezen Aksu gibi sanatçıların albümlerine söz yazarı olarak katıldı. Bahçeşehir Üniversitesi Kariyer Merkezi’nde eğitim danışmanı, Deulcom International’da öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürüyor. Yazın yaşamına şiirle başladı. Şarkı sözü ve deneme de yazan Karataş'ın şiirleri 80'li yılların başından itibaren dergilerde görünmeye başladı. Denemeleri ve şiirleri; Varlık, Gösteri, Adam Sanat, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı. Yapıtları : Alacaydınlık Enel Aşk Ürperme Bir Kadının Kalemin’den Şems İstanbul Bir Dişi Orospu 2. Oyun Yazma Yarışması 2007 Gençlik Oyunları Ödülleri: 1996 Orhan Murat Arıburnu ödülü 1998 Dünya Kitap Şiir Ödülü 2007 10. Mainichi Haiku Yarışması Büyük Ödülü
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.