ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

Büyük Oğul Efsanesi / Öner Yağcı

Büyük Oğul Efsanesi / Öner Yağcı

KİTAPTAN ALINTILAR -4-

Yaşamından damıtılanlar bu efsaneyi her geçen gün daha bir zenginleştirdi, “hep bir ağızdan söylenen türküler”e dönüştürdü. Tonguç’un efsaneleşmiş yaşamını romanlaştırırken onun yaşadığı dönemin toplumsal siyasal, kültürel tarihine de ışık tutan, eğitimin bu tarihteki yerini vurgulayan gerçekliklerden uzak durulamazdı. Yaşamı izlenince, yakın tarihimizin zengin bahçesi içinde koşturan, her adımında ülkesinin damarında kendisine yer bulan bir “büyük oğul”la buluşmak kaçınılmaz oldu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu, birbirini etkilediği, birbirinin karşıtını oluşturduğu gerçeklikte sıra dışı, efsaneleşen bir yaşam sıradanın çevresinde olup bitenlerle anlaşılabilirdi ancak.
Uzun bir yolculuğa ilk ürkek adımlarını atarken yaşadığı gerçeklik, ona adımlarını sağlam atması gerektiğini öğretiyordu. Yaşam derslerini tek tek alırken kavganın doruğunda Cumhuriyet yaratılmıştı. Umuda, düşe yönelen adımların kararlığını görerek gürleştirdi sevdasını. İleri-geri, aydınlık karanlık savaşıydı bu, savaşta yerini almalıydı.
Yoksulluğun, parasızlığın ortasında düşlerine sımsıkı sarılmış bir avuç insandılar… Öyle bir “insan” kıtlığı vardı ki, Diyojen gibi aradılar hep. Kendileri gibi düşünenleri kuyunun dibinde de olsa bulup çıkarmayı bildiler. Onu da buldular. Eğitimciydi, nedir benim görevim dedi, ne yapmalıyım? Dünya tarihinin en devrimci eğitim arayışlarını, inceliklerini inceledi. Eğitimin ve iş eğitiminin bir sosyal devrimin gerçekleştirilmesi yolunda nasıl kullanılabileceğini aradı ve sistemini yarattı. Cumhuriyet Türkiye’sinde doğru, gerçekçi ve devrimci adımın toprağın, toprak insanlarının canlandırılmasında, diriltilmesinde, insanlaştırılmasında, bilinçlendirilmesinde olduğuna karar verdi. Toplumsal devrime temel olacak topyekûn bir bilinçlendirmenin büyük adımlarının tasarımını yapmaya, gücü ve olanaklarıyla bu tasarımı gerçekleştirmeye adadı kendini. Bu adanmışlık onun Anadolu’da efsaneleşmesiyle tarihe yazıldı.
O dönemde dünya kaynıyor, faşizm ve savaş fırtınalarıyla kahroluyordu insanlık. Öte yanda bir avuç insanın Anadolu’ya umudu, gerçekleştirmek istedikleri düşler vardı. Siyasal çatışmanın da göbeğindeydiler. Emperyalizmden yeni kurtulmuş genç Cumhuriyetin gönendirilmesi için amansız bir kavgaya giriştiler. Bu amansız kavganın yarattığı bir efsane oldu Tonguç.
Yalnızlığın ve korkunun yenilmesi için yaşayan bir aydındı. Bunu aşan kim varsa ulaşmaya çalıştı. Engels’in “ilişki bizatihi sermayedir” sözünün somut bir örneğiydi yaşamı. Birbirine öylesine güvenen insanların ilişkisiydi bu. Birken iki, ikiyken dört olup çoğaldılar. Konuştular, toplandılar, eğlendiler, mektuplaştılar. Büyüttüler düşlerini, müthiş adımlar attılar birlikte. Her biri bir örgüt gibi çalıştı. Örgütlü olmanın bilinciyle çoğaldılar. Topraktan öğrenip kitapsız bilenlerin ufuklarına gökkuşağı yarattılar. Gökyüzünü fethetme, gerçekçi olup olanaksızı isteme yürekliliğini gösterdiler. Bu büyük erdem bir imeceye dönüştü toprağın üstünde. “İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle elde edeceği zaferdir,” sözünün toprağa basması, efsaneleşmesi oldu yaşamı.
Onun “sermaye”sinde, korkuyu ve yalnızlığı yenmesinde Atatürk başta olmak üzere İnönü ve Nafi Atuf Kansu gibi devlet adamları, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan-Âli Yücel gibi bakanlar vardı. Tonguç’un yanında, ona güç veren, hep birlikte olan, ipek gibi dostluklarla gelişen gözü pek, yakın tarihimizin adsız kahramanları olan, her biri efsane öncü eğitimciler vardı. Bu imecenin yarattığı köylü çocukları vardı, hepsi de köyden gelen binlerce çocuk. Bu gerçekçi devrimcilerin dirilttikleri insanlarla başlayan aydınlar kuşağı, yaşamımıza can suyu taşıdı. Birbirlerine dayandılar, birbirlerinden güç aldılar. Sayıları azdı ama umutları çoktu, düşleri büyüktü. Kardeşçe bir yaşam özlemiyle “dayanışma” sözcüğünü dirilttiler. İnsanı dirilttikleri, özgürleştirdikleri gibi…
Sonrası damlanın okyanus olması…

Kaynak: YazarEvi.com 

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.