ALTIN 460,48
DOLAR 7,3631
EURO 8,7169
BIST 1,1843
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Az Bulutlu

Arkadaşlık | Erhan Tığlı

02.01.2020
346
A+
A-
Arkadaşlık | Erhan Tığlı

Arkadaş sözcüğünü çok kullanırız, ama nereden geldiğini bilmeyiz. Eski Türkler düşmanlarıyla savaşırlarken sırtlarını bir taşa verirler o taşa yaslanarak savaşırlar; böylece düşmanların arkadan vurmalarını önlerlermiş. Arka taş daha sonra bize destek olan, güvenebileceğimiz kişiler için kullanılmaya başlamış ve “arkadaş” olmuştur…

            Arkadaşlar çeşitlidir. Kimi çocukluk arkadaşımızdır, kimi mahalle, okul arkadaşı… Kahveye gidenlerin oyun arkadaşları vardır. Meyhaneye gidenlerin de meyhane arkadaşları bulunur. Yol, ideal arkadaşlarına yoldaş adı verilir. Ayni işyerinde çalışanlar iş arkadaşı, evlenenler ise birbirlerinin hayat arkadaşlarıdır. Günümüzde bir de bunlara facebook arkadaşlığı, internette msn arkadaşlığı eklendi…

            Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nda gençlere, “Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın/ Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın” diye sesleniyor.

            Gençlik Marşı’nda, “Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar” denilerek cesaret veriliyor genç kafalara.

            “Bana arkadaşını söyle, ben sana kim olduğunu söyleyeyim” diyor bir düşünür. Kimi arkadaş kardeşten ileridir, kimi de düşmandan beter; bizi kötü yola sevkeder. Arkadaş seçmesini bilmez, arkadaş hatırı için düşüncesizce işlere kalkışırsak başımız beladan kurtulamaz. İyi arkadaşlar ise bizi doğruya iyiye güzele götürür. Sanat, edebiyat, kitap ya da sanata edebiyata, okumaya düşkün kişiler bu tür arkadaşlarımızdandır.

            Edebiyatta arkadaşlığa değinilmiş, bu konuda çeşitli kitaplar yazılmıştır. Orhan Kemal’in bir romanının adı “Arkadaş Islıkları” adını taşır. Goethe, Genç Werther’in Istırapları” romanında arkadaşının karısına âşık olan bir gencin başına gelenleri anlatır.

            Nazım Hikmet bu konuda şunlar söylüyor:

            “Arkadaşlık çeşitlidir, tıpkı yemişler gibi. Bir çeşit arkadaşlık vardır muza benzer, ne niyetle yesen onun tadını verir. Ben ne muzu ne de bu çeşit arkadaşlığı severim.

            Arkadaşlığın başka bir çeşidi keçiboynuzu gibidir. Bir tadımlık tat almak için bir araba posa çiğnemek ister.

            Eğlence arkadaşlıkları vardır. Bunlar Frenk üzümleri gibidirler. Olsa olurlar, olmasalar da.

            Okul sıralarının arkadaşlıkları ayva soyundandırlar. Tatları yoktur. Uzun uzun, bir duman gibi belli belirsiz kokuları kalır.

            Kafa arkadaşlıklarına gelince, arkadaşlığın özsoylusu budur işte. Kiraz gibidir, kokusu yoktur ama, kütür kütür, etli, serin bir tatları vardır.”

            Zorlukların da arkadaşımız olduğunu biliyor muydunuz?

            Zorluklar bizi dirençli yapar, mücadele gücümüzü arttırır, kolaylıklar ise gevşetir.

            Baba, zorluklardan yıldığını, bunlarla nasıl baş edeceğini bilemediğini söyleyen çocuğuna, “Gel, sana bir şey göstereyim” diyerek onu mutfağa götürmüş. Ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, içlerine su doldurmuş ve altlarını yakmış. Birinci kaba havuç, ikinciye yumurta, üçüncüye de bir avuç kahve çekirdeği atmış. Üçünü de yarım saat kadar pişirip ateşi söndürmüş, tabaklara boşaltmış. Çocuğuna ne gördüğünü sormuş. “Havuç, yumurta ve kahve” demiş çocuk. “Daha yakından bak, durumlarını gör, hisset.”

            Çocuk, havuç yumuşamış diye çatalıyla havucun üstüne bastırmış, yumurtayı eline alıp “Bu katılaşmış” demiş. Kahvenin kokusunu içine çekmiş, biraz içmiş. “Tadı iyi ama bunları bana niye gösteriyorsun?” diye sormuş.

            “İyi dinle de ne demek istediğimi anla” demiş baba. “Hepsini de aynı büyüklükteki kaplarda, aynı sıcaklıkta, aynı dakikada pişirdiğim halde, farklı tepkiler verdiler. Havuç önce sert ve güçlüydü ama kanatılınca yumuşadı, gücünü yitirdi. Yumurta kırılgandı ama kaynatınca sertleşti, katılaştı. Bir avuç kahve çekirdeği de sertti, ısınınca gevşedi, suya yayıldı, etrafa koku yaydı…

            Sen bunlardan hangisi olmak isterdin? Zorluklarla karşılaşınca tepkin ne oluyor; Havuç gibi sert bir kişiyken, sorunlar karşısında yumuşayıp güçsüzleşiyor musun?

            Yumurta gibi kırılgan bir kişiyken sorunlarla karşılaşınca güçleniyor, sertleşiyor musun; yoksa kahve çekirdeğine mi benziyorsun? Eğer kahve çekirdeği gibi olursan, sorunlar ne kadar çok olursa olsun, bunları olumlu yöne çevirip çevrene güzel tatlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın…”

            Bu ders verici öyküden yararlanmasını bilmeli, zorluklara göğüs gerip onları arkadaş edinerek yaşamalısın. Böyle yaparsan karlı dağları aşarsın; yoksa düz yolda şaşarsın!

********

Erhan Tığlı
Erhan Tığlı
Yazı ve şiirlerim 50 yıldır çeşitli gazete ve dergilerde çıkmktadır, on ödülüm, yayınlanmış 21 kitabım var.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.