ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sağanak Yağışlı

Maskeli Balo | Yesenya Bıkmaz

04.03.2021
151
A+
A-
Maskeli Balo | Yesenya Bıkmaz

Aceleyle yorganın altına girip, yok olmaya çalışır gibi, küçücük olana kadar kıvrıldı. Cenin pozisyonuna geldiğinde gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Öyle çok sıkıyordu ki gözlerini, karanlığın içinde ufak sarı noktalar beliriyordu. Bir yandan yumruk yaptığı elleriyle kulaklarını kapatıyor, bir yandan olabildiğince sessiz nefes alıyordu. Mümkün olsa onu da yapmazdı. Elleri, ayakları buz kesmişti ama en çok burnu üşüyordu. Korkunca hep burnu üşürdü. İçeriden hâlâ bağırış sesleri gelirken kendi kendine mırıldanmaya başladı: “Burada değilsin, burada değilsin, burada değilsin…” Neredeyse bilinçsizce tekrarlıyordu bu sözleri. Yalanına önce kendini sonra etrafındakileri inandırmaya çalışan, hep aynı yalanları tekrarlayan insanlar gibi sayıklıyordu. Mental olarak orada olmamak için çabalıyordu, fiziksel olarak orada olmamak için ise canını verirdi.

Hayatındaki en kıymetli insanlar anne ve babasıydı. Ailesinin de ona ne kadar düşkün olduğunu iliklerinde hissederek büyümüştü. İkizi, annesinin karnında soluk almayı bırakmış. Öylece, birden. Doktorlar bile anlayamamış ne olduğunu. Bu yüzden iki kere sevmiş anne ve babası onu. Önce kendi, sonra ikizi için. Bebeklik kıyafetleri ikişer ikişermiş hep. Annesi bunu şükür sebebi haline getirecek kadar yüce gönüllü bir kadın, babası bu uğurda her fedakârlığı yapıp acısını kalbine gömüp her şeyini ailesine adayan bir adam…

Çocukken bu iki insanın nasıl bu kadar mükemmel olduğuna inanamazdı. Şimdi büyümüştü, fikrinde en ufak bir değişiklik olmamıştı. İnsan büyüyünce ailesini artık kahraman olarak görmemeye başlar ya hani, onda hiç öyle olmamıştı. Aksine, hayranlığı her gün katlanarak artıyordu. Kafasında yarattığı bu mükemmellik illüzyonunun ne kadar tehlikeli olduğunu şimdi anlıyordu işte. Kimsenin mükemmel olmadığını, hatta mükemmel ilişkinin neredeyse imkansız olduğunu, insan elinin değdiği her şeyde -büyük ya da küçük- bir kusur olduğunu çok geç öğrendi. Bundan bir iki gün önce…

Kendisini işten eve zorla attığı bir akşam, kapıda dikilmiş çantasındaki kara deliğe girmiş küçük anahtarını ararken duydu ilk bağırışları. Başta sesin kendi evlerinden geldiğine inanamadı. 23 senedir ilk kez duyuyordu bu sesleri. Herhalde başka daireden geliyordur diye düşündüyse de kulağını kapıya yanaştırınca gerçekle yüzleşti. Nefes alış verişi hızlandı. Sefahat içinde yaşarken bir gün sarayından çıkıp halkın sefaletten kırıldığını gören Buda gibiydi; hayatında asla kavga/gürültü görmemiş, yüksek sesle tartışıldığına bile şahit olmadığı bu evden bu sesleri duymak… Sersemlemişti. Bunlar sadece sokakta veya filmlerde başka insanların yaptığı türden hareketlerdi.

Nihayet bir cesaretle kapının kilidine anahtarı sokup çevirmeye çalıştı ki, anahtarın dönmediğini fark etti. Kapının arkasında başka bir anahtar olmalıydı. Annesi ve babası o istediği gibi anahtarla sessizce giremesin, zile basmak zorunda kalsın diye yapmış olabilirler miydi bunu? Seslerinin bu kadar çıktığını düşünmeyip kendilerince bir önlem almış olabilirlerdi… Şaşkınlıktan dilini yutmamış gibi yapıp oyunu kuralına göre oynamaya karar verdi. Bu durumda böylesi onun da işine geliyordu. Kabullenemediğimiz kadar ağır olayları görmemezlikten gelmek daha kolay değil midir? Olabildiğince salağa yatmak her zaman daha güvenlidir, gittiği yere kadar…

Derin bir nefes alıp zili çaldı. İçeriden gelen sesler birden sustu. İçini buz gibi bir ürperti kaplarken yüzüne sıcak bir gülücük yerleştirdi. Kapıyı ışık saçan tebessümüyle annesi açtı. Gülüşünü hep annesine benzetirdi… Her gün olduğu gibi karşılandı, yemek yediler… Arasına karbon kâğıdı konmuş gibi birbirinin aynısı günler, haftalar, aylar yaşıyorlardı. Herkes bunu fark ediyor ama tekdüzeliğin verdiği rahatlıktan uzaklaşmaya kimse cesaret edemiyor gibiydi. Bu olayın olduğu gün dank etti bu ona. Her günü nasıl aynı yaşadıklarını, anne-babasının mimiklerinin bile her durumda ne kadar tipik olduğunu şimdi anlıyordu. Mesela kızan annesinin mimiği kızma derecesi fark etmeksizin aynıydı. Kaşının hafif çatıklığı, dudağının büzülüşü… Vazoyu kırdığında da aynı, yalanını yakaladığında da. Babasının sevinci, gülüşü hep aynı. Komik bir şakada da, mezuniyetine geldiğinde de aynı gülüş vardı suratında. Birkaç gün bunları düşünerek kafasında bir şeyleri oturtmaya çalışıp ruh gibi gezdi. Bir parça hep eksik kalıyordu. Truman Show muydu hayatı, başkasının yazdığı bir senaryo muydu? Nasıl mükemmel taklidi yapabildiler yıllarca? Kendisi nasıl hissedemedi/fark edemedi bunu?

O günden sonraki iki gün de aynı sesleri duydu kapıdayken. Gariptir ki, ailesinin tipik ses tonları dışında duyduğu tek farklı tonu bu kapının ardından duyabiliyordu yalnızca. Maskelerini yalnızca tartıştıkları zaman çıkarıyorlardı demek ki. Kim bilir mimikleri nasıldır diye düşünmeden edemiyordu. Bunca sahteliğin içinde çırpınarak gerçeklik arıyordu.

Bu sabah uyandığında artık dayanamayacağını anlayıp sinirle kalktı yatağından. İş için hazırlanan anne ve babasını karşısına alıp konuşmaya karar verdi. İkisini de salona çağırdı. Kendisi bir yanlış yaptığında onu oturttukları koltuğa oturttu ikisini. Onlar gibi koltuğun karşısında ayakta dikildi o da. Kollarını kavuşturdu, ciddi bir yüz ifadesiyle baktı onlara. Bu yer değişikliği garip geliyordu ancak güç veren bir tarafı da vardı. İyice beklediğinden emin olduktan sonra, her şeyi duyduğunu söyleyip neden ona sahte bir hayat verdiklerini sordu. Uzun uzun nutuk çekti. İkisi de yere bakıyorlardı suçunu bilen çocuklar gibi. Sonra onu ne kadar sevdiklerini; o üzülmesin, psikolojisi bozulmasın diye her tartışmayı gizli gizli yaptıklarını, aslında yaklaşık 4 yıldır evliliklerinin gayri resmi bir şekilde bittiğini ancak ona söyleyemediklerini anlattılar. Hiç bu kadar ağır cevaplar beklemiyordu. Önce kararlı bir halde kavuşturduğu ellerini çözdü, sonra duyduklarının ağırlığından çökercesine durduğu yere oturdu. Bu bir oyun değil miydi yani? Gerçekten sahte bir hayat mıydı onunkisi? Ona ne zaman söyleyeceklerdi peki? Böyle bir yalanla yaşanır mıydı? İlk kez ağladı annesi. İlk kez babasının kaygılı bakışlarını gördü. Ne yapacağını bilemeyen babası dizlerini hafifçe ovarken annesi tırnaklarının kenarından çıkan etleri ısırıyordu. “Oh be!” dedi içinden, “işte gerçek bir ifade, gerçek hisler.”

Bir süre daha konuştuktan sonra herkes mecburen işlerine dağıldı. Akşam konuya devam edilecekti. Tüm gün nasıl geçti, ne yaptı, ne yedi… Hatırlamıyordu. Nihayet akşam olup eve giderken ayakları geri geri gidiyordu. Son birkaç gündür başkasının hayatını yaşıyordu sanki. Sevgisiz, soğuk… Eve gitmemek için bahaneler düşünmeye çalışırken her şeyin eski haline dönmesini diledi. Yalanla yaşamak bu kadar acı vermiyordu en azından.

Eve girecekken sesleri duydu yine ama bu sefer kapının arkasına anahtar koymamış olacaklar ki, anahtarla girdi eve. Bu ‘artık her şeyi biliyorsun, saklamamız gereken bir durum kalmadı’ mesajıydı. Elleri titriyor, mide bulantısından kusacak gibi oluyordu. Bir yandan da kendine çocuk olmadığını, bazı sorunlar yaşamanın normal olduğunu anlatmaya çalışıyordu ama bu çok sarsıcıydı. Hayatında hiç acı yememiş birine acının varlığını göstermek için zehir gibi bir biber yedirir misiniz? Birinin ölümü bile yakınlarına alıştıra alıştıra söylenirdi böyle pat diye gelişmemeliydi böyle olaylar. İçinde bunların muhasebesini yaparken koridorda durup salona baktı. Gördüğü manzara, annesi ve babasının dehşet verecek kadar nefret dolu yüz ifadeleriydi. Tükürükler saçarak bağırıyor, el kol hareketleri yapıyorlardı. Beş yaşına dönmüştü sanki. Şu an tek istediği bunların hepsinin bir rüya olması, yine o mükemmel hayatlarına geri dönmeleriydi. Annesi saçlarını tarasın, babası masallar okurken yanında uyuyakalsın… Her şey beş yaşındaki haline geri dönsün. Büyümek zor, bir yalanın içinde büyüdüğünü öğrenmek daha zordu. Sesini hiç çıkarmadan koşarak odasına girdi.

Sıkıca yumruk yapmaktan uyuşmuş parmaklarını zorla açıp, üşüyen burnunu hafifçe ovalarken sayıklamaya devam ediyordu. “Burada değilsin, burada değilsin, burada değilsin…”

*Müzik Önerisi: Yeni Türkü- Maskeli Balo

Kaynak: https://simeranya96.blogspot.com/2021/03/maskeli-balo.html

Yesenya Bıkmaz
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.