ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 31°C
Az Bulutlu

Kitap Alıntıları | Üç Kelimelik Dünya | Osman Palabıyık

Kitap Alıntıları | Üç Kelimelik Dünya | Osman Palabıyık

Müzik yolculuğunuza baktığınızda, insanlara ulaşmak çok yorucu oldu mu sizin için?

İnsanlara ulaşmayı bir noktada bıraktım. Çünkü kimin neyi sevdiğini, neyden hoşlandığını bilemiyorsun. Çok göreceli bir durum bu. Bu konuda beni en çok yoran ailemden gelen baskı olmuştu. Çünkü annem şarkıcı olmak istemiş, abilerinden korktuğu için bunu söyleyememiş. Ben de inat ettim. Tabii ki her ailede olduğu gibi annem de babam da sigortalı bir işim olmasını, öğretmenlik yapmamı istedi. Ben çevremizdeki bütün eş dost akraba tarafından kötü kız, kötü evlat olarak yaftalandım. Zaten Türkiye’deki bütün kadınların başına gelen şey bu. Müzisyen isen, “Ne yapıyor, ne işler çeviriyor, ne yaptığı belli değil, geceleri çalışıyor,’’ diye yaftalanıyorsun. Ben bu yaftalanmanın karşısında durabilmek için ömrümün on-on beş yılını harcadım. On beş yaşımdan beri bilinçli olarak müzik yapmaya çalışıyorsam bu dertle de on beş yıldır uğraşıyordum. Ta ki öne çıkana kadar… Eskiden arkamdan konuşan, aileme baskı yapan veya beni yaftalayan insanlar şimdilerde benimle övünüyorlar. Bu çok kötü bir durum. Beni değil ama ailemi çok yordular. Onların karşısında her zaman güçlü bir kadın olarak durabildiğim için ben “bu’’ olabildim.

Sanırım bu konuda size en büyük desteği veren şey sosyal medya oldu…

İnsanlara ulaşmak aslında son iki yıldır kolay. Sosyal medya bu kadar yaygın değilken daha zordu. Gerçekten müzik piyasasında kan emici insanlar vardı, onlardan birkaç tanesine denk geldim ama ben de zehir gibi bir tiptim. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı tercih ettim her zaman. Kimsenin beni pohpohlamasına izin vermedim. Torpilden uzak durdum.

Şu an o kadar kolay ki kendini duyurmak… Bir video çekip kendini duyurabiliyor insanlar. Zaten benim insanlara açılabilmem de utangaçlığımı yendiğim an oldu. Çünkü video çekip koymak benim için gerçekten çok fazla bir şeydi. Şu an ne kadar rahat görünsem de yaptığım bir işi paylaşırken öyle değilim, tartılıyorsun çünkü. Beğenilme isteği var ama, “Ya beğenmezlerse ya kötü şeyler söylerlerse…” diye de düşünüyorsun.

O zaman şunu sorayım: Hayatlarımızın hızlanıp dijitalleşmesi sizin ruhunuzu nasıl etkiliyor?

Ben, Mosso’ya rağmen yavaş bir tipim. Hızlanan benim neşem ve pozitifliğim aslında. Bir insanı karanlıktan hızlıca ışığa çıkarabilirim. Çevremden biri karanlıktaysa, mutsuzsa kendi derdimi, hüznümü, her şeyimi bir kenara bırakırım ve arkadaşımı oradan hızlıca çıkarmanın peşine düşerim. Bu dijitalleşen dünya bizi gittikçe hızlandırarak tüketmeye götürüyor ve bu tüketme durumu da —yine aynı yere geleceğiz— bizi andan uzaklaştırıyor. Ne kadar hızlıysak andan o kadar uzağız. Bence hızlanan şey mutluluğumuz, pozitifliğimiz olmalı.

Aslında ben Piumosso’ydum. Piu, neşeli demek. Mosso, hızlanarak. Gittikçe neşelenip hızlanarak yani… Ama Piu’yu insanların söyleyemeyeceğini düşündüm çünkü neşeden o kadar uzağız ki… Elimizden geldiği kadar hüzne tapıyoruz. Hüzün sevicileriz biz. Nerede bir gözyaşı varsa onun peşine düşüyoruz. Dijitalleşen dünya da bizi göz göre göre buna itiyor. Biz çocukluğunu 90’larda yaşamış insanlar olarak yeni nesil kadar kölesi olmuyoruz ama yeni nesil kölesi olmuş durumda. Bu durum büyük depresyonlar yaratacak çocuklarda. Ben bir öğretmen olarak öncelikle bunu görüyorum. Bu hız ağır yıkımlara sebep olur ve bu dijitallik, maneviyattan uzaklaşma bence bütün toplumu etkileyecek. Şu an bunun farkında değiliz ama gelecekte bunun için ağlayacağız.

Organik bağ kalmayacak.

Anne gibi konuşmak istemiyorum ama çocukların ellerinde tablet, telefon… Biraz yaşayarak öğrenmeleri gerekiyor. Çocuğu bahçeye çıkarıp ona taşı anlattığında taşı anlar. Ama taşı tahtaya çizdiğinde anlamaz. Dokunması, hissetmesi, koklaması, görmesi gerekir. Gördüğün, dokunduğun, kokladığın şeyi nasıl unutursun ki? Geçenlerde Heybeliada’ya gittik, orada kaldık birkaç gün. Orada gözlemlediğim şey şuydu: Sokakta çocuklar oynuyor. O kadar güzeldi ki… Şehirde sapıktan, manyaktan, bilgisayardan bıktık.

Bir şeyler yolunda gitmediğinde kendinizi nasıl motive edersiniz?

Bir şeyler yolunda gitmediğinde kendimi ilk olarak yalnız bırakıyorum çünkü sağa sola çok sataşabiliyorum. İnsanlardan uzak kalıp düşünüyorum, kendimi sakinleştiriyorum. Boş bir zihinle karar vermem gerektiğini düşünüyorum. Risk altına girmemek için elimden geleni yapıyorum. Buluttan nem kapan tipleriz aslında ama bunun da bana özel bir şey olmadığını düşünüyorum. Çok hızlı etki altına girebiliyorum, o yüzden biraz uzak kalıp, içe dönüp, orada yaşayıp karar vermek benim için daha mantıklı oluyor.

Yavaş yavaş duygulara geçecek olursam… Sizi büyüleyip afallatan şeyler oluyor mu hayatta?

Öncelikle müzik var. Çok iyi bir müzisyen, çok yetenekli bir şarkıcı, hiç ummadığım bir yerden çıkan bir melodi beni çok etkiliyor. Bir de annelerin gücü beni oldukça afallatır. Ne yaparsan yap ne olursan ol ne yaşarsan yaşa karşındaki bitmek bilmeyen o sevgi var ya, alışık olmama rağmen beni her seferinde mahvediyor. Herkes annesini çok sever ama ben annemle çok özel bir bağım olduğunu düşünüyorum, belki bu yüzdendir. Güçlü olmayı ondan öğrendiğimi söyleyebilirim çünkü o hep çok güçlüydü. Ve her şeye rağmen pes etmeyen insanlar… O da güç yine. İnsanların ne olursa olsun pes etmeyişleri beni her zaman bir şaşkınlığa uğratır, afallatır ve heyecanlandırır tekrar.

Afallayınca sakin kalmaya mı çalışırsınız yoksa daha da heyecanlanır mısınız?

Ben heyecanlanıyorum ve bundan feyz alıp kendime bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Ne olduğu da önemli değil aslında; onu hayatımın hangi anına, hangi bölgesine olumlama yöntemiyle empoze edebilirim, bunu hayatıma nasıl ekleyebilirim kısmını çalıştırıyor bende afallamak. Onu alıp bir şekilde yanlış yaptığım ya da bocaladığım yere yediriyorum.

Duygusal bir belirsizlik, ortada kalma durumu yaşamınızı, eylemlerinizi nasıl etkiliyor?

Kaybolursun, arafta kalırsın. Hiçbir şeyi olduğu gibi yaşayamazsın. Hayattan aldığın zevk yarıya düşer. Duygusal belirsizlik seni her zaman muhtaç eder. Yetinemezsin, bir şeyler yetmez. Çünkü bir şeyler tamamlanmıyordur. Bir dağın taşını alırsın o dağa taşırsın, diğerininkini oraya… Ama iki dağ da taşla dolmaz. Arafta bırakır insanı. Oralarda olmamak lazım…

O yüzden net olmak, hayatımızdaki en önemli şey. Hepimiz başaramıyoruz bunu, arafta kalıyoruz, duygusal boşluklara maruz kalıyoruz, kendimizi buna maruz bırakıyoruz. Önemli olan ayağın dibe değdiğinde basıp tekrar yukarı çıkmak ve, “Evet,” ya da, “Hayır,” diyebilmek. Çünkü bazen başkasına söylediğin bir “evet” kendine söylediğin bir “hayır” olur. O yüzden kendine de, “Evet,” diyebilmen için bazen, “Hayır,” diyebilmen gerekir ve araftan seni ancak o çıkarır. Mutsuzluktan korkmamalı insan, yalnızlıktan korkmamalı. Bunlar hep bizi arafta bırakan şeylerdir.

Bilgi bombardımanının altında ezildiğinizi hissediyor musunuz?

Evet… Bazen neyin doğru neyin yanlış, neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu karıştırıyorum. Çünkü evdesin, bir şey okuyorsun, hayret ediyorsun, seni cezbediyor ve inanıyorsun onun gerçek olduğuna. Sonra bir bakıyorsun aslında kandırılmışsın. Bunun tamamen bilgi kirliliği olduğunu söyleyebilirim.

Çabuk kırılan bir insan mısınızdır?

Her zaman değil ama belli başlı konularda kırılırım. Genelde hemen öyle alınganlık yapmam ama karşımdaki değer verdiğim, sevdiğim bir insansa bu beni kırabilir. Ama yine de çok kırılgan bir tip değilim. Artık daha tecrübeliyim. İnsanların anı anını tutmuyor ki. Ben de öyleyim. Olaylara daha çok, “Ben olsam ne yapardım?” diye bakıyorum ya da bazı insanlar duygularını doğru ifade edemiyor, onları da anlamaya çalışıyorum. Olduğu gibi bir hayat benim için hiçbir zaman olumlu olmadı. Hiç kimse için de öyle olmaz. Çok çabuk üzülür, çok çabuk kırılırsın. İnsanlara göre bakıp anlamaya çalışmak lazım.

Kalbinden geçeni söylemek eskiden erdem olarak görülürmüş, siz rahatça söyleyebilir misiniz?

Herkese direkt söylemem ama yakın olduğum insanlara söylerim. Zaten arkadaşlarımın çoğu fikirlerime güvenir ve benden bir fikir, akıl almaya gelir. Bir şey gördüğümde iyisiyle kötüsüyle söylerim. Bence dost acı söyler. Lütfen benim dostlarım da bunu bana söylesin, ben bunu bekliyor ve istiyorum. Bu işin içindeyken özellikle de yakın arkadaşlarıma, menajerime söylüyorum, “Kendimi bozarsam eğer bunu gördüğünüzde enseme bir tane patlatın,” diye. Çünkü ben de öyleyim. “Müthişsin, harikasın,” dediğimde o yol nasıl gider ki?

Güvencesiz yaşıyor, gelecek kaygısı taşıyoruz. Bu bizi biraz daha kırılgan yapıyor mudur?

Korku dolu yapıyordur ama kırılgan yapmıyordur. Çünkü sürekli endişeliyiz, geleceğimiz garanti altında değil. Sigortalı bir iş gibi bu birazcık. Bu ülkede gözünü açtığın an borçlusun, borçlu doğuyorsun. Onun endişesi var. Sonra bir yerde iş korkusu giriyor devreye. Bu senin üretim alanını ve kişiliğini müthiş derecede etkiliyor. İşte ondan sonrası kendini ne kadar kurtarabildiğin ve ne kadar kurtaramadığınla alakalı. O korkuya kapılıp, uzun süre arafta kalıp kendini bulamadığın bir dönem geçiriyorsun ve bu dönem hiç de kısa olmuyor. Kayıp bir dönem… O korku bizi inanılmaz karanlık yollara çıkarıyor.

Kırılınca genelde eskileri düşünürüz. Bu durum sizde de öyle mi?

Bir duygunun eksikliğini hissedersen eski güzel günleri anarsın… O duygunun hasretliğini çektiğim oluyor genelde. Hayatımın bazı dönemleri o kadar güzeldi ki onların hasretini çekebiliyorum. Gelip gidiyor arada ama çok değil çünkü kendimi kaptırırsam daha çok üzülürüm. Geçmişe çok takılı kalmamak gerek yoksa anı yaşayamıyorsun. Sadece şöyle tatlı bir bakış atıp orada nelerin mutlu ettiğini hatırlamak ve bulunduğun ana onu uygulamaya çalışmak gerek. Zaman öyle çabuk geçiyor ki üzüldüğüm anlar yerine mutlu olduğum anlara bakmaya çalışıyorum ben de. O kadar çok şeye üzüldüm ki onları tekrar hatırlamak istediğim an bittiğim an olur.

——

Administrator
Administrator
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.