ALTIN 360,69
DOLAR 6,7898
EURO 7,3786
BIST 8,4138
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

21 Yaşım | Devrim BORAN

23.03.2020
77
A+
A-
21 Yaşım | Devrim BORAN

Tarih 13 Ağustos 1998 idi. Ankara’da sendika konfederasyonlarının düzenlediği büyük bir miting vardı. Firari olmama rağmen mitinge katılmıştım. Miting büyüktü ve gözaltı riski yoktu çünkü. Miting sonrasında, şimdi ismini hatırlayamadığım Sosyalist İktidar Partisi’nden sorumlu bir yoldaşın teki yanıma gelip “Mitingden sonra Mithatpaşa’ya uğra. Bölge Komitesi seninle görüşecek” demişti. Şaşırmıştım. “Allah Allah! Ne görüşeceklerdi şimdi durup dururken benimle acaba” demiştim kendi kendime. Mitingden sonra Mithatpaşa’daki Sağlıkta Sınıf Tavrı’nın yolunu tuttum. Ancak akşam varabilmiştim SST’ye. Ankara Bölge Komitesi toplantı halindeydi. Odaya girdim. Bana SİP’ten atıldığım bildirildi. Altüst oldum. Sarsıldım. Nasıl olurdu? Beni partimden nasıl koparabilirlerdi?  Bir hışımla çıktım odadan ağlamaklı. SST’yi terk ettim. Asansöre bindim. En alt katta indim asansörden. Binayı da terk ettim. Kendimi kaybetmişcesine yürümeye başladım. Tam Mithatpaşa Caddesi ile GMK Bulvarı’nın keşiştiği köşedeki pastaneyi dönerken kararımı verdim: PKK’ye katılacaktım. Zaten aklımda böyle bir düşünce vardı daha önceden. Türkiye Solu’nda önce TKP/ML-TİKKO, sonra da SİP’e gitmiştim. Türkiye Solu’ndan umudumu yitirmiştim. SİP’ten de ayrılırsam PKK’ye katılırım demiştim kendi kendime. Ve o kararı vermiştim nihayetinde. PKK’ye katılma kararı almıştım…

               

Eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Dikimevi’nde bulunan evime yirmi dakikalık bir mesafe vardı. Eve yaklaşmadan önce bir kaldırımda dinlenmek üzere oturdum. Çünkü yokuş tırmanmıştım. Bir muhtarlığın önünde gençler toplanmış Metallica dinliyorlardı. Benim de 1993 yılından İnönü Stadyumu’nda konserine katıldığım ve gecesinde de dışarıda kaldığım Metallica’yı dinliyorlardı. Gençleri izlerken ve Metallica’yı dinlerken Hilal Sarıkaya geldi aklıma. Hilal’i aramaya karar verdim. Hemen ankesörlü bir telefon kulübesi buldum. Ve Hilal’i aradım. Durumumu anlattım Hilal’e, ama inanamadı bana. “ODTÜ’ye geliyorum seninle görüşmeye” dedim. “Gelme boşuna. Görüşmem” dedi. Ben yine de gittim. Arka kapıdan kendi kimliğimi göstererek girdim okula. Hemen 4.Yurdun yolunu tuttum. Hilal’i çağırttım ama gelen olmadı.  Ben de Hilal’in arkadaşı Cahide Sarı’yı çağırttırdım. Cahide geldi. Oturduk. Sohbet etmeye başladık. Cahide de SİP’ten ayrılmıştı o sırlar sanırım. Cahide ile konuşurken ben, Hilal geldi. Hilal ile diyaloğa geçtim. Zar zor ikna edebildim Hilal’i de yanımıza oturdu. Neden sonra Cahide kalkıp gitti. Hilal ile baş başa kaldık. Hilal’e PKK’ye katılma kararı aldığımı söyledim.  Beni vazgeçirmeye çalıştı ısrarla. Ama ben kararımı vermiştim bir defa ve beni hiç kimse kararımdan vazgeçiremezdi. Bir saat kadar sohbet ettik. Sonra kalktım ben. Hilal beni geçirdi. Minübüse bindim. Bir ara camdan dışarı baktım ki ne göreyim, Hilal bana doğru buğulu gözlerle bakıyordu. Bakışlarımız karşılaşınca el salladı. Ben de Hilal’e el salladım. Minübüs hareket etti. Ve gittim.

               

Ve artık bir sorunum vardı. PKK ile bir ilişki bulmalıydım. Mamak SİP ilçe başkanı Bozan kısa bir zaman önce HADEP’e geçmişti. Bozan’ın kapısını çalmayı düşündüm. Mamak HADEP ilçe örgütüne gittim. Bozan’ı buldum. Bozan’a durumu anlattım. Yardımcı olacağını söyledi. Birkaç gün sonra yeniden uğramamı söyledi.

               

17 Aralık 1998 idi. Hilal’i tekrar aramıştım. Emanetlerim vardı. Almayı kabul etmişti. ODTÜ’nün yolunu tuttum yeniden. Hilal bu kez 5.Yurda taşınmıştı. Hilal’e Trio Aksak’ın İlk adlı kasetini, Timur Selçuk’un İspanyol Meyhanesi adlı kasetini, Ezginin Günlüğü’nün Seni düşünmek adlı kasetini, şiir defterlerimi ve fotoğraflarımı verdim. Fotoğrafları alamayacağını söyledi. Birini alıp yırttım. Yırtınca “Dur. Yırtma. Tamam, alıcam” dedi ve fotoğrafları da aldı. 1 saat kadar oturup sohbet ettik Hilal ile. Ve ayrıldım ben. Böylece ilk aşkım Hilal’i son kez görmüş oldum….

               

Mamak HADEP’e gittim birkaç gün sonra. Bozan ile görüştüm. Bozan, beni Nevzat adlı PKK’li arkadaş ile tanıştırdı. Nevzat ile çıkıp Sıhhiye’ye gittik. Bir yerde oturup çay içtik. Bana Kürdistan’ı anlattı heyecanla ilk görüşmemizde. Ben yurtdışına çıkmak istediğimi söyledim. “Tamam” dedi. Bana pasaport başvurusu yapmamı söyledi üzerimdeki sahte kimlik ile… Urfalı yurtsever bir arkadaşın aracılığıyla Vefa muhtarlığından bir ikametgah belgesi çıkarttırmıştım. Sonra da ikametgah belgesini oturduğum mahallenin muhtarlığına vermiştim. Bir hafta kadar sonra da muhtarlığa gidip kimliğimi kaybettiğimi, yeniden kimlik çıkartmak istediğimi bildirmiştim. Bana bir belge verip Nüfus Müdürlüğü’ne yollamıştı muhtar. Nüfus Müdürlüğü’nden pırıl pırıl bir kimlik çıkarmıştım birkaç gün sonra… Hemen pasaport başvurusunda bulundum. Ancak öğrendim ki kimliğini taşıdığım vatandaş pasaport çıkartmış daha önce. Böylece yurtdışında çıkma seçeneği kapanmış oldu…

               

Bir sorunum daha vardı. Dikimevi’nde SİP’ten üç yoldaş ile birlikte kalıyordum. SİP’ten ihraç edildiğime göre evi de terk etmem gerekiyordu. Gazi Üniversitesi’nden bir yoldaş İncesu’da bir odalı bir evde kalıyordu. Evinden yeni çıkmıştı. Hemen gidip o evi tuttum. Gazi’den arkadaşın ismini vermem etkili oldu. Ev sorununu da böylece çözülmüş oldu…

               

Daha önce SİP’ten HADEP’e geçen, Muşlu iki kızkardeş vardı: Burcu ve Elif. Burcu üniversitede okuyordu Ankara’da. Elif ise lisede okuyordu. HADEP’ten PKK’ye katıldıklarını Nevzat’tan öğrenmiştim. Nevzat, ilişki sağlamak için Elif’i Bursa Cezaevi’ne gönderdi. Ama Elif, neden hatırlamıyorum şimdi, görüşemeden geri döndü Ankara’ya. Elif’ten sonra ben gittim Bursa Cezaevi’ne. Sabri OK isimli cezaevi sorumlusu ile görüşecektim, ama hasta olduğu için yerine bir başka cezaevi sorumlusu Muzaffer Ayata gelmişti. Bana PKK yerine Devrimci Halk Partisi’ne katılmayı önerdi. Önerisini kabul etmedim. Yurtdışında PKK faaliyeti yürütmek istediğimi söyledim kendisine. Bana Adana’da bir adres verdi. Abdurrahman Şevgat’ı bulmamı söyledi sahte kimlik için… Beni bazı görüşçülerle tanıştırdı. Görüşten onlarla çıkmamı söyledi… Görüş bitti. TUAD Başkanı Hayri Demirel, eşi, Çanakkale Cezaevi’nde kendini yakarak şehit düşen Sema Yüce’nin annesi  ve babası ve bir başkası ile birlikte arabaya bindik. Cezaevinden ayrıldık. Beni İzmit’te bıraktılar…

 

İzmit’te otogara gidip Adana’ya bir bilet aldım. Ertesi sabah Adana’daydım. Verilen adresi buldum. Adreste oturan vatandaşı Abdurrahman Şevgat’a haber yollamak üzere HADEP’e gönderdim. Abdurrahman Şevgat kendisi gelmedi. Bana sahte kimlik yapmak üzere birini gönderdi. Ben de ise para pul yoktu. Eve geri döndüm. Tekrar partiye yolladım vatandaşı. Abdurrahman Şevgat’ı yanıma çağırdım bu kez. Vatandaş gidip geldi. Abdurrahman Şevgat gelemeyeceğini bildirmiş. Ben hayal kırıklığına uğramıştım. Bir süre oturup evden ayrıldım. İstanbul’un yolunu tuttum…

 

İstanbul’a vardım. TUAD’ın yolunu tuttum. TUAD’da Hayri Demirel’i bulup cezaevine göndermeyi planlıyordum. Başkan yoktu dernekte. Bir süre sonra geldi. Durumu anlattım Hayri Hoca’ya. Görüşe gidemeyeceğini söyledi.  Yardımcı olmadı bana. O akşam Hayri Hoca’da kaldım ama. Ertesi gün de Bursa’nın yolunu tuttum…

 

Bursa’ya vardım. Cezaevine görüşe gittim. Muzaffer Ayata ile görüştüm. Bana yurtdışı yerine dağa çıkmayı önerdi. Kabul ettim. Başka da çarem yoktu zaten. Söğütlüçeşme’de bir adres verdi bana. Bir de parola verdi. Parola “Gömlek satıyorum. Almak ister misiniz” idi. Adres, Bursa’da yatan Mehmet Emin Keskin’in ablası Emine’ye ait idi… Görüş bitti ve çıktım. Görüş çıkışı minübüste tutsak arkadaşlardan Zana’nın annesi ve yeğeni Rojda ile tanıştım. Beni evlerine davet ettiler. Gittim. Bir süre oturup kalktım… İstanbul’un yolunu tuttum. Kadıköy’deki Söğütlüçeşme’ye gittim ama adresi bulamadım: Öyle bir adres yok idi…

 

Akşam ablamda kaldım. Ertesi gün de Bursa’nın yolunu tuttum. Rojdagil’e gittim. Rojda’ya durumu anlatıp cezaevine yolladım. Neden sonra geri geldi. Meğer tarif edilen adres Kadıköy’de değil Küçükçekmece’de imiş. Rojdagil’den ayrılıp İstanbul’un yolunu tuttum. Küçükçekmece/Söğütlüçeşme’ye gittim.  Tam da adresin bulunduğu sokağın başında inmişim. Numarayı buldum. Zili çaldım. Bir kadın çıktı.Sonradan öğrendim ki Emine imiş. “Gömlek satıyorum. Almak istiyor musunuz?” diye parolayı söyledim. Kadın, ben parolayı söyleyince beni içeri davet etti. Yarım saat kadar orada kaldım. Emine beni alıp Zübeyir’in evine götürdü Kanarya Mahallesi’nde. Kanarya Mahallesi’nde bir ay kadar kaldım. Kanarya Mahallesi’ne operasyon düzenlenince Serdar ile Zozangil’in evinde kalıyorduk. Operasyonu duyunca evden ayrıldık. Önce bir bilgi alalım dedik ama bilgi alamadık…

 

Serdar ile Bursa’nın yolunu tuttuk. Rojdagil’e gittik. Rojda’ya durumu anlatıp cezaevine gönderdik. Neden sonra Rojda döndü. Antep’te bir adres verilmişti bize. Orada muhtarlıktan kimlik çıkartıp yurtdışına gidecektik…

 

Serdar ile Antep’in yolunu tuttuk. Ertesi gün Antep’teydik. Verilen adresi bulduk. Ancak yerel seçimlerde yurtseverlerin çıkardığı muhtar adayı seçilememişti. Kimlik çıkaramadık bu nedenle. Ben Bursa’nın yolunu tuttum. Serdar, Adana’ya geçti…

 

Bursa’ya vardım. Rojdagil’e gittim. Rojdagil’de Rojda’nın firari olan büyük abisi ile tanıştım. Dağa gitmeye çalıştığımı kendisine söylemiş Rojda. “Sana yardımcı olayım” dedi bana. Ben de “Tamam” dedim. Bana bir akrabasının beyaz eşya dükkanına ait adres verdi. Cebime harçlık koydu. Otogara gittik. Diyarbakır’a bilet aldık. Beni yolcu etti…

 

Uzun bir yolculuğun ardından Diyarbakır’a vardım.  Otogardan hemen bir taksiye atladım. Adrese vardım. Adresteki kişiye kendimi tanıttım. Haberi vardı benden. Akşama kadar dükkanda kaldık. Akşam da eve gittik. Ertesi günü beni bir akrabasının evine götürdü. Orada da birkaç gün kaldım. Oradayken, evin kızı, Zana’nın kızkardeşi ve ben, Yılmaz Güney’in Yol filmini izlemeye gittik. Film bitti. Sinemadan çıktık. Bir sigara yaktım. Arkadaşlara da ikram ettim ama almadılar. Şaşırdım. “Neden sigara almadınız?” diye sordum. “Diyarbakır’da kadınların dışarıda sigara içmesi ayıplanır.” dediler. Şok oldum. Diyarbakır gibi bir yer bu kadar mı gerici idi…

 

Birkaç gün sonra PKK’li bir arkadaş beni evden alıp Suriçi’ne götürdü. Suriçi, Ofis, 5 Nisan mahallesi derken, Diyarbakır’daki konukluğum bir ayı bulmuştu. Kırsalda şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Diyarbakır’dan kırsala çıkaramadılar beni. En sonunda PKK’li bir arkadaş kaldığım evden beni alıp bir durağa götürdü. Batman’a gideceğimi söyledi. Bir minübüsün geleceğini, minübüsün en önünde çocuklu bir ananın olduğunu, minübüse binmemi, anayı takip ederek evine gitmemi söyledi. Bu arada minübüse iki arkadaşın daha bineceğini ekledi. Arkadaşlar sabırsızlık edip yanımıza kadar geldiler. PKK’li yoldaş, arkadaşları yerlerine gönderdi. Neden sonra minübüs geldi. Bindim minübüse. Ana ile gözgöze gelip selamlaştık. İki arkadaş, benden sonra bindiler minübüse. Batman’a vardık. Minübüsten ana ve çocuğu indi önce. Sonra da ardı ardına arkadaşlar ve ben indik. Anayı takip ederek evine vardık. Bir hafta kadar kaldık evde. Ananın kocası PKK davasından Batman Cezaevi’nde tutukluydu. Kalabalık bir aileydi. Hoş bir vakit geçirdik orada…

 

Tarih 31 Mayıs 1999 idi. Beklenen gün gelip çatmıştı sonunda. Bir hafta kadar evde kaldıktan sonra milisin teki gelip bizi dağa götürmek üzere aldı ve dışarı çıkardı. Bir tarlaya kadar koşar adım ilerledik. Tarlada üç gerilla bizi bekliyorlardı. Milis bizi gerillalara teslim edip gitti. Gerillalarla Hıbızbına bölgesi gerilla komutanı ve yardımcısının yanına gittik. Balık yedik. Sohbet ettik. O bölgede geceleri mağaralarda kalınıyormuş. Beni komutan ve yardımcısı yanlarına aldılar. Diğer iki arkadaş öbür gerillalarla gittiler. Ertesi günü Hıbızbına’dan Mava’ya geçtik. Mava’da birkaç gün kaldık. Mava’dan Gabar’a geçtik. Birkaç gün de Gabar’da kaldık. Gabar’da kaldığımız son gün kendi yağıyla pişirilmiş domuz eti yedik ve ishal oldum. Gabar’dan Cudi’ye geçtik. Yürümeye mecalim yoktu hiç. Zar zor yürüyebildim yolu. Cudi’de bir gün kaldık. Cudi’deyken gerillanın teki ile tartıştım. Beni yanlış anladı. Ertesi günü Cudi’den Güney Kürdistan’a doğru yol açıktık. İshal olmuştum ve yolda ikide bir tuvalate çıkıp duruyordum. Bir yokuşa geldiğimizi hatırlıyorum en son…Sabah uyandım. Ellerim ve ayaklarım arkadan domuz bağı ile bağlanıp ölüme terk edilmiştim. Ben “Bayılmış olmalıyım” diye tahminde bulundum. Ve iyimser davranıp “Belki almaya gelirler. Üç gün bekleyeyim bari” dedim. Su ihtiyacımı dereden karşıladım. Hiçbir şey yemedim. Üç gün bekledim. Ne gelen oldu, ne de giden. Boşuna beklemiştim…

 

Tarih 16 Haziran 1999 idi. Kaldığım yerden ayrılıp dereye indim. Dereyi takip ederek bir tarlaya vardım. Tarlada iki köylü çalışmaktaydı. Bir an durup düşündüm. Yanlarına gitmeli miydim? Gitmeyip de ne yapacaktım? Gidip yardım istemeliyim. Şansımı denemeliydim. Kararımı verdim ve köylülerin yanlarına gittim. Selam verdim önce. Selamladılar beni. Yemek verdiler sonra.  Durumumu anlattım onlara. “ Gerillayım. Grubumu kaybettim. Bana yardımcı olabilir misiniz?” diye sordum. “Tabi ki yardımcı oluruz” dediler. Adam, yemekten sonra beni yanına alıp köye doğru götürdü. Yolda giderken de ikide bir “Şu tarafıma geç. O tarafta korucular var” deyip duruyordu. Köye vardık neden sonra. Bir evin önünde sandalyeye oturttular beni. Başıma bir sürü kişi toplandı. Kürtçe konuşup duruyorlardı. Hiçbir şey anlamıyordum. Neden sonra askerler gelip beni aldılar. Arabaya bindirip karakola götürdüler. Yakalanmıştım işte! Hemen aklıma bir numara geldi. Bir şeyi fark etmiştim. Beni yakalatan köylü ile askerler konuşmamışlardı. Numaram şöyleydi: Kaçırılmıştım PKK’liler tarafından. Karakolda komutan tarafından sorgulandım. Kendimi abim olanDeniz Boran diye tanıttım. “Hasankeyfe ziyarete gelmiştim. Teröristler tarafından kaçırıldım” dedim. Yediler numaramı. Akşama doğru beni alıp Şırnak Tugay Komutanlığına götürdüler. Hemen işkenceye alındım. Direndim önce. Yalanıma inanmadılar. “Cudi’ye götürüp kafana bir kurşun sıkarız” diye ölümle tehdit ettiler beni. “Ulan oğlum bok yoluna gideceksin. İyisi mi ifade ver de kurtul” dedim kendi kendime. Elektiriğe kadar gelmişti işkence. Direnmekten vazgeçtim. “Tamam ifade vereceğim” dedim. İfademi yazılı olarak aldılar. Yazıp verdim. Kabul etmediler. Daha uzun bir ifade verdim. Benden sürekli birilerini ya da bir şeyleri yakalatmamı istiyorlardı. Çabalarını ustalıkla boşa çıkardım. Hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi yakalatmadım ifadem sonucu. Kendime zarar verdim yalnızca…

 

Üç gün sorguda kaldım. Dördüncü günü savcılığa çıkardılar. Savcılıkta ifademi kabul ettim. Ve tutuklandım. Hükümlüydüm de zaten. Beni alıp Şırnak Cezaevi’ne götürdüler. Cezaevinden sonra da Tugay’a geri döndük. Bu kez üç kişi kaldığımız daha büyük bir hücreye koydular beni. Yanımda iki İranlı itirafçı kalıyordu. Üç hafta kadar orada kaldım. Üç hafta boyunca nöbetçi askerlere alttan lata propaganda yapıp durdum…

 

Tarih 11 Temmuz 1999 idi. Şırnak Tugayı’ndan Siirt Cezaevi’ne doğru yola çıktık sabah. Ring aracı kalabalıktı. Öğlene doğru Siirt Cezaevi’ne varabildik ancak. Nizamiyede işkence yaptılar herkese. Ben ve Uludere’de yakalanan üç gerilla siyasi koğuşu seçtik. Diğer gerillalar itirafçı koğuşunu seçtiler. PKK’li tutsakların görüş gününe denk gelmiştik. PKK’nin cezaevi temsilcisi Refik Eren, bizi alıp görüş kabinlerine soktu hemen. Hayrettin Dündar adında bir arkadaş yanıma gelip beni kabinine götürdü. Kızkardeşi, bizim yan mahalle olan Yavuztürk Mahallesi’nde oturuyormuş. Ailemin telefon numarasını görüşçülerine verdim. Saat 12 gibi öğle arası verildi görüşe. Koğuşlara geçtik. Beni cezaevi sorumlusu yanına aldı. Diğer gerillalar yanımızdaki koğuşa geçtiler.Ve böylece yaklaşık 7 yıl sürecek olan mahpusluğum başlamış oldu…

 

7-15 Mayıs 2018   * İstanbul * devrim BORAN

 

 

ETİKETLER: ,
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.