ALTIN 276,05
DOLAR 5,8147
EURO 6,4658
BIST 7,7627
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Yedi Köyün Adı: Çamsarı | A.Vasi Köse

13.09.2019
122
A+
A-

Fotoğraflar: Erol İğde

Yıllar önce, daha Kırıkhan ile ilgili yeni yeni bir şeyler öğrenmeye başladığım bir dönemde, İlçe merkezinin doğusunda Çamsarı isimli bir köy adını duymuş, ancak gidip görmek kısmet olmamıştı. Sonra bir gün, bir dostum aracılığıyla Necip amcayla tanıştım. O, tatlı, şakacı, espritüel kişiliğe sahip amcayı sık sık görmeye ve sohbet etmeye başladım. Bir başka dostum, kardeşim, arkadaşım Şefik’in babası Şaban amcayı, sonra rahmetli babam aracılığıyla da Bekir Öntürk amcayı tanıdım. Bir gün merak ettiğim, can dostlarımın yaşadığı köyü gezdim. İnanılmayacak kadar güzel bir köy. Her haliyle de Acer (yeni) olduğu belli olan evler düzenli, parseller birbirine paralel. Sokaklar oldukça geniş, inanılmayacak kadar da yeşil.

……

Dr. Hasan, şimdilerde fırsat buldukça Hatay, Kırıkhan tarihi ile ilgili yazar, kitaplar yayımlar. Şiirler yazar. Derviş Paşa İskân’ndan bugüne kadar Çamsarı Köyü hakkında ciddi araştırmalarıyla bölgeyi, yeni nesillere yazılı belge olarak aktarmanın sevdası ile tutuşur. Siz, onunla Halil Ağa Höyüğü’nün karşı tepelerindeki yeni zeytinliği gezip, Amik Ovası’nın panoramik görüntüsünü beyninize nakşederken, o anlatır Çamsarı’nın kuruluş hikayesini. Öylesine anlatır ki, siz saatlerce dolaşmanıza rağmen ne yorulursunuz, ne bıkarsınız.

Necip amcamın, doktorluğu kadar yazarlığı, şairliği, araştırmacılığıyla da her türlü övgüye değer oğlu Dr. Hasan Ayparlar’ın Çamsarı araştırmasını okudukça, bu köyü sevmemek mümkün değil. Sırtımızı Amik Ovası’na bakan tepelerin yamacındaki su deposuna verdik. Haşan Ayparlar, eliyle Amik Ovası’nın üst “geçesini” yani kuzeyindeki Çamsan Köyü ve mahalleleri anlatıyor. Taaa, 1865 yılındaki Derviş Paşa İskânı’na uzandı. O yıllarda yani 1865’li yıllarda “Halil Ağa Perakendeleri” adı altında kurulmuş, daha sonra Çamsarı adını almıştır. Çamsarı; Acerköy (Halil Ağa Höyüğü, Eşkiuşağı), Kürtnasır, Aygırgölü, Yastıyurt, Cintepe, Yusuflu ve Çamsarı merkez olmak üzere yedi köyden müteşekkil bir gruptur. Sonra bu yedi köyü bir araya getirip, geniş bir alandaki yerleşimin adına Çamsarı demişler. Sonraları Hassa kazası, Cebeli Bereket (Osmaniye) Livası (vilayeti)’na bağlamışlar. Bir zaman sonra ise Halep vilayeti, Beylan kazası, Güzelce Karyesi’ne bağlanmış. 1940’lı yıllardan sonra Hatay ili, Kırıkhan ilçesi Yalangoz Nahiyesi’ne bağlı bir köydür.

İşini iyi yapmak için büyük çaba gösteren nüktedan, sevimli, konuşkan ve saygın bir üne sahip olan ve “Müdür bey” diye tanınan Süleyman Atasoy karşı dağları gösteriyor parmaklarıyla, Eşmişek, Ceylanlı, Telbizek, şu yukarılarda Alan Yaylası, Alaybeyli taşocağının solunda kalan yer. Şurası Bayezid-i Bistami, tepenin arka tarafındaki tarlalar. Orada bulunan kemikler; kimbilir belki de Hititler döneminin çok önemli bir yerleşimidir buralar. Savunması kolay, suyu bol, havası güzel, çevresi boş. Çamsarı ne zaman kuruldu, kaç yılında, bilen yok. Hasan Ayparlar, kuruluş hikayesine yazılı kaynaklarda rastlamadığını belirterek “Bu köylerin, mezraların, Derviş Paşa İskânı’ndan önce de varolduğu” düşüncesinde. Hemen ekliyor: “Amik Ovası’nda yaşayan Türkmenlerin genelde yaz aylarında Kayseri yöresine çıktıkları bilinmektedir. Coşlu aşireti sınırları içinde kalan Çamsarı Grubu’nun ise bu göçlere katılmadığı, yaz aylarında Alan Yaylası’na çıktıkları dikkate alındığında, yazlı kışlı burada bulunan topluluğun iskândan önce yerleşik düzene geçmiş olması mümkün ve muhtemeldir. Köyün ve mahallelerinin ilk kuruluşunda dağınık bir yerleşim söz konusudur. Dolayısı ile ilk kuruluşunda Halil Ağa Perakendeleri adını alması da bu yüzden olsa gerektir.”

Sonra, bir araya geldiğimizde adını anmadan edemediğimiz Mehmet Atlık geliyor aklımıza. Ah burada olsaydı diye de hayıflanıyoruz. Ayparlar; “Köyün ilk kurucuları arasında Kocaoğlanoğlu (Pınarın doğusunda, Kocaoğlan bucağı sahası), Küllükçüoğlu (veya Küllükçü İbiş) (halen; Dutlu Bahçe, Yurt Yeri, Ağaçlı Tarla olarak da anılan yere yerleşmiş), Ümmetoğulları (Kara Mehmet’ler) (Çınarlı tarafı) ve Müdürler Kırık Soku ve Müdürün Bükü mahalline yerleştikleri bilinir ve bu yerleşim yerleri bugün dahi aynı isimlerle anılmaktadır” diyor. Adam, ayaklı tarih. Dr. Hasan değil de, Hasan Cevdet Paşa sanki…

Cintepe Köyü’nden Aşık Mehmet Askerden’in bir dörtlüğü aklıma geliyor…

Ela gözlerini sevdiğim dilber.

Sen ateş ol, ben yanında kül olim.

Seni bana nasibetsin yaradan,

Sen bülbül ol, ben yanında gül olim.

Hani şöyle sesim bir şeye benzese, bir türkü söylerim ki, buradan Amik Ovası’na bakıp bakıp… Barak havaları bu ovada önemli bir yer tutar. Aşıklar, ellerini kulaklarının arkasına atıp ta başladı mı söylemeye, sesler yankı yankı dolanıp durur ovada. O türküler değil mi, bin yıldan bu yana zaman zaman ağıt olur, düğün olur, hüzün olur? O türküler değil mi, hemşehrimiz Karacoğlan’ı dağlarda “ela gözlü, nazlı dilber’in peşi sıra koşturur durur? Halil Ağa Höyüğü’nün üstünde, geniş bir alan var. Yer yer karınca yuvaları, yer yer kaçak kazı yapanların açıp, üstünü örtmeden bıraktıkları mezarlar göze çarpıyor. Güneşin, karşı dağlarda Amanos’ların arkasına doğru nazlı nazlı inerken ovaya verdiği kızıl rengin büyüsüyle, köy girişindeki gölün kıyısına vardık. Gölün üzerinde daha açmamış nilüfer çiçekleri. Az ötedeki küçük havuzun yanında çimen çocuklar. Tavuklar, horozlar çırpınıp duruyor bir gagalık yem için. Gölgeler uzuyor. Muhtarın evine varıp geri döneceğiz.

Bir köyün tarihini yazmak ne kadar zorsa, bu güzellikleri anlatmak ta o kadar zor. Hasan Ayparlar’ın “Yılkı Atları” ile ilgili anlattıklarına kulak kesildim; “Çamsarı eskiden her yanı çayırlık ve meralarla dolu bir alandır. Halk bu çayırlık yerlere bor demekte, otlak alanları olarak kullanılmaktadır. Geniş korular vardır. Ova dışında leçelik alanlar da çayırlık olup, bu geniş ova eskiden hayvan sürüleriyle dolarmış. Hatta eskiden Yılkı denen at sürüleri bile bulunurmuş. Karadilli Vadisi özellikle sazlık göletlerinin çokluğu nedeniyle özellikle büyük baş hayvanlardan camızlar için bulunmaz kıymetteymiş. Bu nedenle Çamsarı, camızı en çok olan köylerdenmiş. Ziraata da uygun olan bu sahalarda, özellikle 1950’li yıllardan sonra makineli tarımın gelişmesiyle hayvancılık, yerini tarıma bırakmış. Pamuk, ekin, pirinç, karpuz, kavunla akla gelen her tür ziraatın yapıldığı alan haline

Her zaman hayran kaldığım, saygı duyduğum Bekir Öntürk amcamın karşıdan yavaş yavaş gelişini izledim. Biraz sohbet ettikten sonra, biz su kanallarının kenarından suyun kaynağına doğru yolumuzu uzattık. Necip amcaya rahmet, Bekir amcaya uzun ömür dileğiyle…

Ocak 2009 tarihinde bu yazıyı Hatay Kültür Keşif Dergisi’nin 19. Sayısında yayınlamıştım. Neredeyse 10 seneden daha uzun bir süre geçmiş. Bekir Öntürk Rahmetli olmuş. Oğlu Mehmet Öntürk yıllarca Milletvekilliği yapmış, Bestami Teke bir dönem milletvekili seçilmiş. Ayhan Yavuz ikinci dönemdir Kırıkhan Belediye Başkanlığı yapıyor. Hüseyin Yayman kısa bir dönem İstanbul’dan Milletvekili seçildi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı yaptı. Şimdi ise Hatay Milletvekili.

Köyün orta yerindeki Karadilli gölündeki o güzelim Nilüferler azalmış. Ağaçlandırma adına göl kenarına dikilen Zakkum ağaççıklarının ise zehirli olduğu unutulmuş galiba. Kökleri zamanla su içerisindeki balık türlerine olumsuz zarar vereceği iddia ediliyor. Onların oradan kaldırılıp yerine daha güzel ağaçlar dikilmesi gerek. Bir de gölün etrafına yapılan gezi yolu bakımsız kalmış. Gölün köprü altında kalan menfezinin de biraz daha aşağı indirilerek kanal seviyesine getirilmesi balık türlerinin çoğalmasında önemli bir katkı sağlayacaktır.

Dr. Hasan haftada bir iki kez köye gelince bizi de misafir edip kültür ve sanat üzerine, şiir ve türküler üzerine sohbet ediyoruz. Bir ekibimiz var. Ben Çaycıyım. Mehmet Atik, Temizlikten sorumlu. Uğur Ceylan Balık Eşkilemesi Uzmanı. İbrahim Izgara hazırlama işinde iyi. Dr. Hasan ise ağaçlar ve bahçeyle uğraşmayı seviyor.

Şiir ve türkü etkinliği de yaptığımız Havuzlu Bahçede Asım Kuzuluk ve Garip Sönmez, Şenol Bolat muhteşem sunumlar yaptılar. Asım Kuzuluk Usta’nın Barak Kültürünü anlatan türkülerinin tadına doyamadık.

Aslında yazacak o kadar çok şey var ki.! Tarihi bilgilere gelince Hasan bey Osmaniye Küllü köyünden geldiklerini öğrendi. Daha oraya gidip vakit bulursa inceleyecek. Kırıkhan’da ilk defa bir köyde “Birlik ve Dayanışma Yemeği adıyla son İftar yemeği olarak Ramazan ayının son günü veriliyor. Bu toplantılardan birinde de Hasan Ayparlar beni Çamsarılı yaptı. Bir de Plaket verdi. Fırsat buldukça Dünürüm Hörü Uzunay’ın, Necip Ayparlar’ın ve Bekir Öntürk’ün mezarlarını ziyaret edip dua ediyorum. Rahmet Olsun…

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.