Yarım kalmış her şey için üzgünüm Azra / Josef Hasek Kılçıksız

0
640

“Keşke hiçbir şey hatırlamasam, Bu kadar çok yüz geçmese yüzümün içinden...”

 

Yarım kalmış her şey için üzgünüm Azra.

Siyah ve beyazın iç içe geçtiği bir ying-yang metaforu olarak düşün bizi.

Kapıyı bana ilk açtığın ânı hatırladım. Yaprakları düşkırığı bir güz hüküm sürmekteydi. Dalgın balık omurgaları martısız denizde, kanatkıran bir ayaz çarpıyordu yüzüme. Ben bir Kasım adamıyım Azra, tanı beni. Gökyüzünün koyu bulutlarla kaplandığı bir güz günü ölmek hiç zor değil.

Meleklerin gökyüzünden ayrılırken kapıyı sertçe vurup gitmeleri gibi, kapıyı çarpıp çıkıyorsun. Sarsıntıdan bir yıldız aşağı yuvarlanıyor. Onun boşlukta aşağılara düştüğünü gördüm. Sönmüş bir şeydi.

Sağda solda gördüğüm bütün evlerin perdeleri ardına kadar çekili. Biliyorum, pek çoğunun içinde hamamböceklerinden başka canlı yok.

Sırtımda yolun bütün yükü gidiyorum işte. Bu yol hali uzun sürmeyecek biliyorum. Son yolculuğuma çıkmam uzun sürmeyecek. Bu yolculuk hayatın düzgün ama yolunda gitmeyen akışını değiştirmeyecek. Çünkü hayat dalgası yorulmadan kendini hep dışa vurur.

Orpheus söylencesini bilir misin? Eşi ölünce onsuz yaşayamayacağını anladıktan sonra cehenneme kadar gidip, onu yeniden yeryüzüne göndermesi için Hades’i ikna eden Orpheus’u diyorum. “Arkana bakmayacaksın” yasasını çiğnediği için Eurydice’sini sonsuza kadar yitiren Trakyalıyı kastediyorum.

Sakın boynuma sarılma. Hıçkırıkların artık bir anlamı yok. Arkama bakmamalıyım sevgilim. Arkana bakmamalısın.

İnsan bu sürüklenişi durdurmalı Azra. Tepeye çıkan yolu, arkasından akan ırmağı, bitmeyen, süregelen, süregidecek olan zamanı durdurmalı. Onu artık hiç ama hiçbir yere götürmeyecek bu dönüşü, bu dönel işkenceyi durdurmalı.

Ölümü, kaçışların bu en sonuncusunu, kurtuluş-vazgeçiş özdeşliğini, beyaz bir ışık içinde yüzen vedayı durdurmalı. Veda denen o sözcük burada inan ki hiçliğin ötesinde bir değer taşımıyor.

Keşke hiçbir şey hatırlamasam, Bu kadar çok yüz geçmese yüzümün içinden…

Yumurtalarını nereye bırakacaklarını bilen balıkların, ışığa ulaşmanın yolunu bulmayı beceren ağaçların sırrını düşün; Yön ve yuva bulma arayışındaki kodlanmayı…

Bana bir isim ver; varlığım olsun, ona inanayım. Bir yuva göster; sığınağım olsun. Bir doğrultu göster; istikametim olsun; sana doğru yorulmadan yürüdüğüm…

Dilin pınarlarını serbest bırak. Konuş benimle! İnkâr etme kalbin mucizesini. Yeter ki seslen. Yeter ki el ver.

Beni böyle çağır geleyim; sana her zaman, bir defa ve daha değil, hep yeniden…
Josef Kılçıksız

 

Öykü Antolojisine seçilmeye değer görülen “Hayatımın Karşı Kıyıları” adlı öyküden bir kesit…