ALTIN 454,98
DOLAR 7,6244
EURO 8,8764
BIST 1,1636
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Parçalı Bulutlu

Yarı Yıl Tatili | Taki Akkuş

24.01.2020
339
A+
A-
Yarı Yıl Tatili | Taki Akkuş

Sonunda on beş günlük tatil geldi çattı. Abim beni almaya gelmişti. Çok kar vardı. Köye giderken patikalardan bile zor yürüyorduk. Karnem iyiydi. Halam karnemin iyi olmasına çok sevinmişti.

Günlerden pazardı. İyi bir hava vardı. Gökyüzü tertemiz cam gibi parlıyordu. Sabah güneşi karların üzerinde yaldız yaldız balkımaktaydı. Don vardı. Yolda yürürken, kimi zaman donmuş karın üzerinde yürüyordum. Ayaklarım kara batmıyordu. Hoşuma gidiyordu böyle yürümek. Hızlı yürümemize rağmen Fazla yol alamıyorduk. Sarışıkla Kalkan çiftliği arasındaki ardıçların arasında çok zorluk çektik. Patika yol olmadığı için, kara bata çıka yürüyorduk. Öğleye doğru kalenin yanındaki zalnağa vardık. Zalnağ derin bir kuyuydu, tıpkı kesik başın kuyusunu andırıyordu. Kuyunun ağzı kocamandı. Ortasına doğru bir taş uzanıyordu. Bayağı derindi. Attığımız taşların sesini uzun süre tangır tungur duyabiliyorduk.

Söylenenlere göre Ermeniler yakın köylerden birinde; Mahmut diye birini kağnı arabasıyla birlikte öküzleriyle atmışlar zalnağa. Atılanları kimse çıkaramamış. Ben de böyle bir halt karıştırmıştım. Bizim küçük bir köpek vardı. Gazi’nin oğlu Cafer’le birlik bizim köpeği zalnağa atmıştık. O olaydan sonra her zalnağın yanına gelişimde, ya da geçişimde, yüreğimde bir burukluk oluşur. Üzülür dururum. Pişmanım şimdi. Keşke köpeğimi atmasaydım diye düşünürüm her zaman.

Zalnağın yanındaki tarlamızın yanından geçiyorduk. Bir tilki önümüzden yıldırım hızıyla geçti.

“Kurtlar,” dedi abim. Koşarak zalnağın yanındaki küçük tepeye çıktık. Saydık tam yedi tane kurt. Arka arkaya yürüyorlardı. Vurdular bizim kaledeki tarladan, Arsin kuyusunun alt tarafından dönerek, Çerkezlere doğru gittiler.

Arsin kuyusuna kimi zaman girer güvercin yakalamaya çalışırdım. Köylülerden biri, Kalkan çiftliğindeki Ermenilerden birini öldürdükten sonra, kuyuya atmış. Ermeni’nin adı Arsin olduğu için, böylece kuyunun adı Arsin kuyusu kalmış. Kümbet ’ten bizim köye gelen yol, Arsin kuyusunun üst yanından geçer. Kalenin dibine vardığımızda iyice yorulmuştuk. Bir var ki kaleden itibaren patika yol vardı. Artık kara bata çıka yürümüyorduk. Yürümemiz kolaylaşmıştı. Öyle de acıkmıştım ki. Açlık ve yorgunluktan takatim tükenmişti. Şöyle oturup dinlenecek bir yer aradım. Abim elimden tutarak.

“Yürü koçum, Hacıpınarı’nın taşlarına kadar yürü!..” dedi. Hacıpınarı’nın karşısındaki taşların üzerinde kar yoktu. Bir süre taşların üzerine çömelerek, gözedeki bizim tarlayı ve abimle birlikte diktiğimiz kavakları izledik.

“Sen okulları bitirene kadar, kavaklarımız iyice büyür,” dedi Abim.

“Peki ya acı kavaklar ,” dedim.
“Onlar pek büyümezler, “ dedi Abim.

Bizim tarlanın karşısında kendiliğinden yetişen bir sürü kavak vardı. Karşı ki mağaranın verevinde acı kavaklar giderek çoğalmıştı. Onlarda Gazi dayınındı. Görebildiğimiz yerler som karlarla kaplıydı. Ama mağaraların alt taraflarında keklik tuzakları göze çarpıyordu. Tuzakların kurulduğu yerlere topraklar atılmıştı. Küçük, küçük kara parçacıklarıydı sanki.

“Abi sen de keklik yakaladın mı”?
“Gazi dayının tuzaklarından yakaladım birkaç tane,” Dedi.

Daha fazla beklemeden kalktık. Hava giderek soğuyordu. Terimiz soğumağa başladığında üşüyorduk. Artık köyün altına varmıştık. Evlerin görünmesiyle bir sevinç ve coşku kapladı içimi. Anneme ve kardeşlerime kavuşacaktım. Onlara okulda neler yaptığımı anlatacaktım. Teknem duruyordur inşallah… Eğer tekneme bir şey olmuşsa!.. Teknemin yerine, karabaşın yal teknesiyle kayarım. Köy çocukları ne yapıyorlar acaba. Dayımın çocukları da karnelerini almışlar mıdır?.. Ama onlar tatilde köye gelmezler. Acaba zayıfları var mıdır?.. Aman boş ver, bana ne sanki. Benim karnem iyi ya!.. Onlardan bana ne.”

Köyün içine girmiştik. Abimi görenler karnemin durumunu soruyorlardı. Kimilerinin aferin sözcüğü pek içten değildi. Ama abim dik yürüyordu. ‘Benim kardeşim elbet ki çalışkan olacak,’ der gibiydi. Sanki bütün köy abimin olmuştu. Ya karnem kötü olsaydı. Abim yine böyle kendinden emin yürüyebilir miydi acaba? Bundan sonra daha çok çalışacağım. Annem arılığın alt tarafına kadar bize karşı geldi. Kız kardeşlerimin her biri bir taraftan sarıldılar bacaklarıma. Evlerinin önündeki köylüler bize bakıyorlardı. Sarmaş dolaş eve girdik. Kız kardeşim Münevver ev damına doğru bir ayağı üzerinde sekerek gitti.

“Abim geldi!.. Abim geldi işte!..” diyerek annemin yanına vardı. Altın küçüktü henüz, dört yaşında falan. O da seviniyordu ama neyin ne olduğunun ayrımında değildi. O anda kızların büyüğü bizim küçüğümüz Müseyip hışımla girdi içeri. Boynuma sarılarak öptü iki yanağımdan. Ondan sonra da ablam ile eniştem geldi… Çok duygulandım, utanmasam çocuk gibi ağlayacaktım. İnsanın ailesi kadar insanı mutlu eden, ikinci bir topluluk var mı acaba?.. Ablam boynuma sarılıp ağladı nedense. Eniştem daha da sevinçliydi.

Babamın sesi dışarıdan geliyordu. Ellerini yıkamak için su istiyordu. Ahırda malların altını kurulamış, akşam yemlerini vermişti. Münevver babamın eline su dökerken:

“Bavo!.. Bavoo abim geldi biliyor musun?” dedi.
Çıktım odadan. Babam elini yüzünü kurulayana kadar bekledim. Eğilip babamın elinden öptüm.

Babam da:
“Hay kurban olayım!… Geldin demek,” diyerek gözlerimden öptü.
“Nasılsın oğlum, Şahsenem halan nasıl?..” dedi.
“İyiler, hepsinin de selamları var,” dedim.
Odaya girdik. Eniştem ve ablam ayaktaydılar.

Babam:
“Oturun oğlum, ayakta durmayın,” dedi.

Her birimiz sedirin bir köşesine oturduk. Biliyordum, sezinliyordum herkes benimle gurur duyuyordu. Bu güne dek hiç kimse benim gibi zorla okula gitmemişti. Hem de başka köyde, annenden babandan uzakta okumak. Köyün içinde bile okula gitmeyenler vardı… Hoş İlkokulu bitiren de yoktu. İlkokul üçten sonra kimse okula gitmezdi. Çünkü köydeki eğitmen, sadece üçe kadar okutuyordu. Babamın sevinci gözlerinden okunuyordu. Ama belli etmemeye çalışıyordu. Karnem elindeydi. Evirip çevirip bakıyor, dudakları arasında gülümsüyordu sezdirmeden. Elindeki karnemi anneme doğru uzatarak:

“Haydi , Hamide hanım !.. Oğlun geldi ne yemek yedireceksin bakalım.,” dedi anneme babam.

“Allah ne verdiyse,” dedi annem sadece.

Az sonra tüm aile sofraya oturmuştuk. Annem en sevdiğim yemeği yapmıştı. Patatesli hingeldi sofrada olan. Annem hingelleri dilim dilim dilmiş, üzerine de bolca tereyağı dökmüştü. Bizim köy bu hingel yemeğini, Çerkezlerde öğrenmişti. Annem de çok iyi hingel yapardı. Yemek boyunca kimsenin ağzından bir sözcük çıkmadı. Yemekten sonra ablam sofrayı topladı. Münevver gelip yanıma oturdu. Durmadan yüzüme bakıyordu. Sanırım beni en çok Münevver seviyordu. Belki de bana öyle geliyordu. Oysa ben ailede herkesi çok seviyordum. İçimden, kalkıp herkesi bir bir öpmek, doyasıya sarılmak geliyordu. Ama yapamıyordum. Anlayamadığım bir şey engel oluyordu sanki. Bir düş karmaşası içindeydim. Yüreğim sevgi doluydu. Kalkıp, var gücümle tüm köylüye bağırmak istiyordum:

“Bak gördünüz mü okula gittim işte,” diyerek herkese geldiğimi duyurmak istiyordum.

Babamın dayısının oğlu, Gazi dayı… Her zaman ki şen şakrak haliyle girdi içeri.

“Geldin mi ağam!.. Gözlerimiz yolda kaldı dürzü,” diyerek beni kucaklayıp öptü. Gazi dayımın elini öperek oturdum yanına. Çok severdim Gazi dayımı. O da bizi severdi. Onun köyde bana bir gün kızdığını anımsamıyorum.

“Karnen nasıl karnen, geçti mi sınıfı paşam,” dedi.
“Yarıyıl tatili şimdi, ama oğlumun karnesi çok iyi dayısı, “ dedi babam.

“Aslanım benim!.. Gel ulan dürzü, madem öyleyse seni bir daha öpeyim,” dedi. Gazi dayım. Çok sevinçliydi.

“Hani ulan Cemal çavuş, ne rakın var, ne de şarabın. Sen nasıl adamsın yahu!..” dedi Gazi dayı.
“Her şeyin bir zamanı var be dayı!.. Onun da sırası gelir,” dedi babam.

Kısa zamanda bizim oda doldu komşularla. Birbirleriyle şakalaşıyor, masal anlatıyor, fıkra anlatımı sonunda kahkahayla gülüyorlardı. Gelecek yıl neye mal olursa olsun onlar da çocuklarını okula göndereceklerini söylüyorlardı. Bir süre sonra da başladılar altı kol iskambil oynamaya.

Dağıldıkları zaman nerdeyse sabah oluyordu. Dışarıda soğuk bir hava vardı. Tükürüğün havada donuyor sanki. Oda boşaldıktan sonra yataklar serildi. Kendimi yatağa zor attım. Uyumuşum.

Alışkanlık gereği erken uyandım. Yatağımın içinde doğrulup oturdum. Herkes uyuyordu. Ses etmeden kapıyı açıp dışarı çıktım. Sabahın ayazı adamın iliklerini donduruyordu adeta. Gökyüzü tertemizdi. Kapının elceği soğuktan elime yapıştı. Üşümeye başladım. Ufak ihtiyacımı giderdikten sonra gerisin geri hızla yatağıma koştum. Off bee!.. Dünya varmış. Yatağın içi sıcacık, kendimi uykuya vermeye çalıştım. Yatağından kalkan beni uyandırmamak için sessiz davranıyordu. Münevver bir ara saçlarımı okşayacaktı annem kızdı.

“Kız kara kancık oğlanı uyandırırsan, seni gebertirim.
“Sana ne abim değil mi,” diyerek o da anneme kızdı.
“Çabuk kalk oradan, kara kara yakmayayım etlerini edepsiz,” dedi annem.
Aldırmadı annemin dediklerine. Yorganımın üstüne uzandı. Saçlarımı okşamaya başladı.

“Uyandırma oğlanı diyorum duymadın mı,” diyerek Münevveri çekip aldı yatağımın üstünde. Yatağın içinde yan dönerek yönümü duvara döndürdüm. Gülmemek için dudaklarımı ısırmaya başladım.

Giyinen çıktı. Annem bir kucak tezekle döndü. Tezekleri sessizce sobaya doldurdu. Önlerine bir parça gazyağı dökerek çaktı kibriti. Az sonra soba gürüldeyerek yanmaya başladı.

Gazyağı kokusu burnumu sızlattı.
Babam yatağından doğrulup camdan dışarıyı gözledi. Dışarıyı gözlerken dua okuyordu. Dua okuması uzadıkça uzadı. Altın’ın beşikte ağlamasıyla bitirdi dua okumasını. Yanı başındaki beşiği sallamaya başladı.

“Eeee!.. Eeee!.. Kızım Eeee!.. “ diye ninni söyledi.

Babam bizleri çok seviyordu. Babamın bir gün bize yüksek sesle bağırdığını, kötü bir söz söylediğini anımsamıyorum. Oysa köyde çocuklarını, karısını dövmeyen erkek yoktu. Hele biri vardı… Kadın dövme konusunda kimse onunla yarışamazdı. Adı Musa Ali’ydi. Karısını döverken Allah yarattı demez; eline ne geçerse onunla döverdi zavallı karısını. Karısı ufak tefek bir şeydi. Kadının her tarafı çürükler içinde kalırdı. Yine de bunca çile ve işkenceye karşın, kadın evinin eşiğinden adımını dışarı atmazdı.

Musa Ali, babamın kan kardeşi, Musahibi idi. Ahiret kardeşi yani. Ama hiçbir huyu babama benzemiyordu. Babam ile Musa Ali’yi bu nedenle yan yana bile düşünemiyordum. Babam ne kadar iyilikten yana ise, Musa Ali’de o kadar zıt yönlüydü.

Altın’ın ağlaması kesilince babam ağır, ağır giyinmeye başladı. Annem bir kucak tezekle yeniden girdi odaya.

“Neye kalkıyorsun Cemal çavuş, Mustafa bey malların altını temizledi. Yat da istirahat et bu gün,” dedi annem. Neşesi yerindeydi.

Babam tatlı, tatlı gülümseyerek giyinmesini sürdürdü. Annemin saati, saatine uymazdı pek. Bir bakarsın şen şakrak neşeli, herkesle şakalaşıyor, bir bakarsın cin ifrit kesilmiş. Ne söylediğinden haberi yok. Kimi zaman düşünüyorum, annemin kocası babam olmasaydı da başkası olsaydı. O zaman annem gün boyu dayak yerdi. Bunu düşünmek bile istemiyorum. Öylesi bir evde ne kavgalar, ne gürültüler olurdu. Babam evliya gibi bir adamdı. Yaşamı boyunca hiçbir canlıyı incittiğini sanmam. Bir kez sinirli gördüm babamı. O da ablamın kaçtığı zamandı. Yabanın köyünde bir anlık hırstı sanırım. Babama göre ablam, köyde babamın sırtını yere getirmişti. Babamı koca köyde küçük düşürmüştü… Öyle düşünüyor, öyle yorumluyordu babam. Babam odadan çıkınca bende kalktım. Oda iyice ısınmıştı. Münevver odaya girer girmez, koşarak yanıma geldi. Boynuma sarılarak:

“Abine biliyor musun, bende okula gideceğim,” dedi.

Sevindim bu davranışına, keşke o da okula gidebilse. Okuyup kendini kurtarır hiç olmazsa. Seviyordum bu deli dolu bacımı. Belki de davranışlarıyla bana benziyordu da ondan. Bir gün dövdüm, yine de bana küsmedi.

“Olsun,” dedi. “ abiler döver,” diyerek elimden tutmuştu. O zaman ne denli yanlış davrandığımı anlamıştım.

“Elbette okuyacaksın,” diyerek kucakladım.
“Abine bana kalem defter alırsın değil mi?..”

“Elbette alırım. Sen okula gidince benimkilerin tümünü sana veririm,” dedim. Saçlarını okşadım. Sevinçle kalktı yanımdan. Tek ayağı üzerinden sekerek odadan çıktı. Antrede yüksek sesle:

“Söyledim abime, söyledim işte!..” diyerek bağırıyordu. Annem kızınca neşesi söndü gitti kızın. Bir parçacık sevinci kursağında kaldı.

“Dokunma kızıma!.. O da okuyacak tabi!.. Oğlanlar nasıl okuyorsa, kızım da okuyacak, hakkıdır kızımın…” dedi babam içtenlikle.

Münevver koşup babamın dizlerine sarıldı.
“Değil mi bavo, beni de abim gibi okula göndereceksin,” dedi.

“Elbette göndereceğim kızım,” diyerek Münevver’i kaldırıp kucağına aldı.
“Şımart, şımart şunları!.. Gör ki, başımıza ne işler açacak o edepsiz!..” dedi annem.

“Ne yapmış kızım. Okula gitmeyi istemenin suçu mu olur?..” dedi babam,
Münevver babamın kucağından inerek odaya gitti. Annem de söylene, söylene ev damına.

Sanırım evden birkaç ay ayrı kalmam, ailedeki mutluğun nedenini daha iyi anladım. Mutluluğun sırrının, servet para pul olmadığı; mutluluğun sırrı karşılıklı hoşgörü yanında sevgi ve saygının yüceliği olsa gerek.

Yazar
Yazar
Editörden Yazı Atölyesi, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı’nı merkezine alan bir websitesidir. Yazı Atölyesi’ni kurarken, okurlarımızı günümüzün nitelikli edebi eserleriyle tanıtmayı ve tanıştırmayı hedefledik. Yazarlarımız, Yazı Atölyesi’nde, edebiyat, sanat, tarih, resim, müzik vb. pek çok farklı alandan bizlere değer katacağını düşünüyoruz. Bu amaçla, sizlerden gelen, öykü, hikaye, şiir, makale, kitap değerlendirmeleri, tanıtımı ve film tanıtım yazıları, anı ve edebiyata ilişkin eleştiri yazılarla, eserlerinize yer veriyoruz. Böylelikle kitaplarınızla eserlerinizin yer aldığı Yazı Atölyesi’nde, dünya çağdaş edebiyatı ile sanatın pek çok farklı alanında değer katacağına inanıyoruz. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.   http://yaziatolyesi.com/    Editör: Hatice Elveren Peköz   Email: yaziatolyesi2016@gmail.com haticepekoz@hotmail.com   GSM: 0535 311 3782  -------*****-------  
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.