ALTIN 275,13
DOLAR 5,6959
EURO 6,3094
BIST 100.748
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Yaralı Sınav | Müslüm Kabadayı

06.09.2019
77
A+
A-
Yaralı Sınav | Müslüm Kabadayı

“Bunlar sınavlarını vermiş zaten. Biz, onları gerecek bir şey yapmayalım hocalarım!” dedi bina sorumlusu, sakin konuşması ve davudi sesiyle.
“Okullarda sınava girenlere haksızlık olmuyor mu o zaman?” dedi kır saçlı, orta boylu ve kısık gözleriyle bakan Barış Öğretmen.
“Kendinizi zor duruma sokacak şeye izin vermeyin arkadaşlar ama tedavi gören bu insanlara karşı esnek olun lütfen.” dedi Sınav Komisyonu Başkanı.
Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’nin kafeteryasının üç bölümü, on dörder kişilik salonlar biçiminde hazırlanmıştı. Sınav poşetlerini alan öğretmenler, tedirgin yüzlerini gizlemeye çalışarak ilgili bölümlere gittiler. İki nolu salona giren Barış ve Metin Öğretmenler, ormana bakan geniş balkonu gördüklerinde içlerinden “oh” çekerek masa ve sandalyeleri kontrol ettiler. Her şeyin düzenli olduğunu gördükten sonra geniş balkona çıktıklarında, gerginliklerini üzerlerinden tümüyle attılar. Fışkıyeci belediye başkanı döneminde beton yığınları için ağaçları sökülen ve birkaç yerinden yol açılarak tıraşlanan ormanın içindeki iki üniversiteyi izleyerek soluklandılar. Barış Öğretmen, kırk yıl önce ayak bastığı devrimcilerin etkin olduğu üniversitede yaşadığı cıvıl cıvıl günlerin esintisini hissetti beyninde. Ormandan gelen esintiyle de teninin serinlediğini duyumsadı. Metin Öğretmen de sportif giysilerini biçimlendiren çevik bedeniyle balkonda volta atmaktaydı. Birden salondan gelen seslerle içeriye baktıklarında biri tekerlekli sandalyede üç kişinin masalara yöneldiklerini fark ettiler.
“Sen şuraya otur Erol, tekerlekli sandalyeyle balkona çıkabilirsin.” dedi orta uzun boylu ve ayağında hafif aksama olan. Barış Öğretmen, hızla onların yanına giderek kimlik belgelerini kontrol edip oturmaları gereken yerleri işaret etti. Onlar aralarında takışarak ve şakalaşarak yerlerine otururken iki kişi daha girdi salona. Kumral tenli ve orta boylu olan ikili, sanki akrabaymış gibi duruyorlardı. Kimliklerine baktığında, Yomralı olduklarını görünce, aynı yörenin toprak ve ikliminde biçimlenmenin benzerliği, diye düşündü. Göz ucuyla onları izlerken birkaç kişinin daha salona sökün ettiklerini, Metin Öğretmen’in de bunları karşıladığını fark etti.
Salona gelenlerin uzun süredir bir arada oldukları, samimiyetlerinden ve şakalaşmalarından anlaşılıyordu. Fiziksel ve psikolojik tedavi gören açık öğretim öğrencileri, çatışmalarda yaralanmış askerlerdi. Her birinin apayrı öyküleri vardı ve yaşama yeniden tutunma çabası içindeydiler. Farklı işyerlerinde çalışanlar yanında engellilerin katıldığı spor yarışmalarında başarı kazananlar vardı içlerinde. Çatışma öyküleri, bazılarının içine gömülmesine, kabuğuna çekilmesine neden olmuştu. En arkada oturanın omuzları içene gömdüğü başıyla duruşu, hiç kimseyle konuşmaması Barış Öğretmen’in dikkatini çekti. Yanına yaklaşıp, “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorduğunda, sadece omzunu silkti. Gözlerini kaçırarak tekerlekli sandalyesini balkon kapısına doğru sürerken bir eliyle de cebindeki sigarayı yağdan kıl çeker gibi alıp ağzına götürdü. Dışarı çıkmasına yardım eden Barış Öğretmen’e gözlerini kısarak baktı ve “Sağ olun hocam!” dedi. Sanki kabuğundan çıkmış midye gibi ağzı genişledi ve gülümsedi.
Görev arkadaşı Metin Öğretmen’in yanına geldiğinde, “İnsanın bin bir durumu var, derler ya, bu Anadolu çocuklarının durumunu yakından gözlemleyince anlıyoruz. Bu insanlara bedenlerinden ve beyinlerinden yaralı yaşamı reva görenlerle diğer gençlerin dağlarda kurda kuşa yem olmalarına neden olanlar, paranın tanrıları değil mi?” diye alçak sesle sordu.
O ortamda hiç beklemediği bir soruyla karşılaşan Metin Öğretmen, irkilir gibi oldu. Hafifçe geriye kayarak yüzüne baktığı görev arkadaşının gözündeki samimiyet ve ciddiyeti okuduktan sonra, “Eskiden bunların sebebi kapitalizm diyordum. Geçen yıl başka bir şey olduğunu öğrenince okumalar, araştırmalar yaptım. Bu yaşadığımız savaşların, acıların nedeni Anunnakiler öğretmenim.” diye yanıtladı.
Metin Öğretmen’in Anunnakilerin kim olduklarıyla ilgili açıklamalarını can kulağıyla dinleyen Barış Öğretmen, bu kez sandalyeye tam yaslanarak kısa cümlesini ok gibi fırlattı ağzından: “Onlar da altınların tanrıları değil mi?”
Müslüm Kabadayı

Müslüm Kabadayı
Müslüm Kabadayı
Müslüm Kabadayı Doğum Tarihi : 1962, Hatay Anamın söylediğine göre 1960, resmi kayıtlara göre 1962 yılında Hatay ili Yayladağı ilçesi Kışlak Bucağı’nda doğmuşum. İlkokulu Kışlak’ta, ortaokulu Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nda, liseyi ise Çanakkale Erkek Öğretmen Lisesi’nde okudum. Eski bir Köy Enstitüsü’nün devamı olan Düziçi İlk Öğretmen Okulu’nda, ortak çalışma kültürü edindim ve üretici-yaratıcı bir eğitimden yararlandım. A.Ü. DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1982’de mezun oldum. Ancak 1402 Sayılı Yasa nedeniyle beş yıl öğretmenlik mesleğimi icra edemedim. 1987’de Trabzon’da başladığım Edebiyat Öğretmenliğimi Ankara’da sürdürmekteyim. 1985’te yaşamın Tüm Birimlerinde Yoğunluk Sanat Kitabı’yla başlayan yazarlığımı, İnsancıl, Kıyı, Hamsi, Amik, Lül, Söylem, Damar, Kum, Edebiyat ve Eleştiri, Nikbinlik, Yoğunluk dergilerinde sürdürdüm. Abece, Eğitim ve Yaşam dergilerinde eğitimle ilgili Makalelerim yer aldı. Folklor ve Edebiyat dergisinde ise halkbilimiyle ilgili inceleme ve araştırmalarım yayınlandı. İskenderun’da yayınlanan Ses ve Antakya’da yayınlanan Hatay adlı günlük gazetelerde Hatay’la ilgili araştırma ve incelemelerim sürekli yer aldı. İlk kitap çalışmam 1999’da “Hatay Bibliyografyası Üzerine Bir Deneme” başlığıyla araştırmacıların hizmetine sunuldu. 2000’de “Hatay Halk Şairleri” kitabım gün ışığına çıktı. “Amik’ten Amanos’a Alkım” adlı araştırma-inceleme kitabım ise 2001’de yayınlandı. 2002’de “Doğu Karadeniz Lehçeleri Karşılaştırmalı Sözlük Denemesi” adlı çalışmam, Gelenek Yayınları tarafından dilbilim dünyasına kazandırıldı. “Suriye Günlüğü” başlıklı kitabım ise 2007’de Alter Yayıncılık Yoğunluk serisinden edebiyat dünyasına kazandırıldı. Bunların dışında binlerce fotoğraf, slayt ve video kasetten oluşan belgelik hazırladım. 2003’te “Uygarlıklar Beşiği Hatay Belgeseli”ni Antakya Belediyesi’nin katkılarıyla kültür turizmiyle ilgilenenlerin hizmetine sundum. Bütün bu çalışmalarımda insanlığın belleğine unutulmaması gereken konuları kazandırmayı, toplumun eşitlik ve özgürlük mücadelesine katkıda bulunmayı ilke edindim. İnsanlık tarihine bir nokta vuruş yapmayı becerebildiysem, insanlığa ve doğaya olan borcumu biraz da olsa ödemiş sayacağım kendimi. Yönetmenliğini Yaptığı Belgesel Filmler Uygarlığın Beşiği Hatay - 2001 Kaynak mevsimsiz.net
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.