Uğursuz romanının giriş yazısı / Murat Halıcı

0
247

Yeri geldikçe arzu eden siz değerli yazarlarımızın kitaplarını, bölümler halinde yayımlayarak tanıtmaya çalışıyoruz. 

 

Murat Halıcı
UĞUR/SUZ

İlk olarak Murat Halıcı’nın, “UĞUR-SUZ” adlı romanını ile başlıyoruz. Kitabı aralıklarla, bölümlere ayırarak yayımlamaya başlıyoruz. 

Not: Kitabın bir de intihal hikayesi var. İleriki zamanlarda bu hikaye ile ilgili ayrıntıları, yazarın kaleminden okuma olanağı bulabiliriz.

 

Değerli okur ve yazarlarımıza önemle duyurulur.

 

UĞUR/SUZ

GİRİŞ

Kahramanımız Uğur’un hikâyesi doğumundan itibaren başladı. Zira “İnsanı annesi kucağına almadan önce kader kucağına alır.” diye bir söz vardır. 1980 yılının bir kış günü, ismi çok önemli olmayan bir hastanenin doğumhanesinde zorlu bir doğum gerçekleşmişti. Doğumu yaptıran doktor yeni doğmuş bebeği ayaklarından baş aşağı tutuyordu. Bebek avazı çıktığı kadar ağlıyordu. Doktor bebeğin poposuna şaplak atarak bebeğin annesine:

“Maşallah, nur topu gibi bir oğlunuz oldu!” dedi.

Doktor bebeği aynı şekilde tutarak hemşireye uzatırken:

“Hemşire hanım, tutun lütfen!”

“Tamam efendim.”

Hemşire bebeği tutarken bebek elinden kayıp baş aşağı yere düştü.

Doktor bağırdı:

“Salak kadın! İki elinle bir bebeği tutamadın!”

Hemşire bebeğin kanayan başına sargı bezi bastırdı. Doktor,

“Acili hazırlayın çabuk!” diye bağırdı.

Bebeğin annesi doğrulup ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hemşire bebekle aceleyle odadan çıkarken peşlerinden bağırdı:

“Oğlum!”


Dokuz On yaşına gelen Uğur teneffüste sınıfta ders çalışıyordu. Bu sırada aynı sınıfta okuyan Aylin isimli bir kız öğrenci içeri girdi ve Uğur’a doğru yürüyerek:

“Uğur, aşkım! Yine mi ders çalışıyorsun sen?”

“Aylin, git başımdan lütfen!”

“Aşkım bak, hayat çok kısa. Bu kadar çalışma. Hadi gel, dışarıda oynayalım.”

Uğur cevap vermedi. Ders çalışmaya devam etti. Aylin, Uğur’un yanına oturarak birkaç saniye ona baktı.

“Ne kadar gizemlisin aşkım!”

Sonra Uğur’u yanağından öptü. Uğur ona sert bir şekilde baktı. Tam bu anda kapı açıldı. İçeri Uğur’un öğretmeni girdi. Öğretmen onlara çok kızgın bir şekilde bakarak: “Şerefsiz! Sana kaç defa söyledim kızımı rahat bırak diye. Sınıfınızı ayırdım, yine fayda etmedi. Çabuk gel buraya!”

Uğur çok korkmuştu. Ayağa kalkıp öğretmene doğru yürüdü.

“Ama öğretmenim, ben bir şey yapmadım. Kızınız beni öptü.”

“Sus! Kızıma çamur atma bir de!”

Aylin babasının önüne geçti. İki kolunu yana açarak:

“Baba dur, yapma!”

“Sen çekil kenara!”

Öğretmen, Aylin’i kenara itti. Uğur’a şiddetli bir tokat attı. Tokadın şiddetinden Uğur yere düştü.


Uğur lisede okuyordu. Nadiren dışarıya çıktığı öğle aralarından birinde arkadaşları ile okulun önündeki boş arsada taşlardan kaleler kurmuşlar, futbol maçı yapıyorlardı. Uğur kendisine gelen topa vurdu. Top sahadan dışarı çıktı. Topu yanlarına gelen yaklaşık yirmi beş kişilik aynı yaşlardaki çocuklardan oluşan gruptan bir çocuk ayağıyla durdurdu. Aynı çocuk topu eline aldı ve Uğur’un karşısına dikildi. Çocuğun arkasında ve yanlarında arkadaşları vardı. Sol gözü mosmordu. Uğur’un karşısına geçti.

“Sen beni aşağıdaki parkta arkadaşlarınla kıstırıp dövdün. Şimdi sıra bende.”

“Hayır arkadaşım, ben yapmadım. Ben sınıftan dışarı bile pek çıkmam. Bugün değişiklik olsun diye çıkmıştım biraz. Siz de bir şey söyleseniz ya arkadaşlar.”

Uğur, arkasına baktığında hiçbir arkadaşını göremedi. Çocuk Uğur’un gözüne bir yumruk atar atmaz Uğur aniden okulun dış kapısına doğru koştu. Bütün çocuklar peşindeydi. Okulun kapısından içeri girdi ve aceleyle kapıyı sürgüleyerek koşmaya devam etti. Okul bahçesinde üç öğretmen ayakta birbirleriyle konuşuyorlardı. Çevrelerinde de öğrenciler vardı.

“Hocam, kurtarın beni!”

Öğretmenler sesin geldiği yöne baktılar. Uğur kollarını açmış hâlde onlara doğru koşuyordu. Peşinde de çocuk grubu vardı. Uğur’un sol gözü morarmıştı.


Yıl 2001. Uğur yaşadığı tüm şanssızlık ve olumsuzluklara rağmen Boğaziçi Üniversitesi’nden, hem de iki bölümden birden -ekonomi ve işletme- mezunu olarak ayrılmıştı. Ancak yine şanssızlık ki mezuniyeti 2001 ekonomik krizine denk gelmişti. Özellikle finans sektörü çok kötü durumdaydı. Uğur’un şansı ise tam bu sırada yüksek lisans için Harward Üniversitesi’nden burs teklifi gelmesiyle değişti sanki. Amerika’ya gitmeye ve bu teklifi değerlendirmeye karar vermişti. Annesi Nermin Hanım, babası Hasan Bey ve çocukluk arkadaşı Rıfat, Uğur’u Atatürk Havaalanı’ndan Amerika’ya uğurluyorlardı. Zaten başına gelen şanssızlık ve uğursuzluklardan dolayı Uğur’un bu üç kişiden başka pek fazla seveni de yoktu. Hasan Bey “Bak oğlum, her şeye rağmen başardın. Şanssızlığın da zamanla geçecek. Hem göreceksin, Amerika sana uğurlu gelecek.” diyerek telkinde bulunuyordu.

“İnşallah baba, inşallah.” derken Rıfat söze girdi.

“Ya oğlum, ne vardı Amerika’ya gidecek. Burada bir üniversite okuduğun yetmedi mi? Hem bak bu defa babamdan iyi para koparmıştım? Ortak iş yapardık seninle.”

“Rıfat, bırak oğlum şu deliyi! Harward’da okumak herkese nasip olmaz. Hem şimdi kriz zamanı. Üniversite mezunları bile iş bulamıyor. Şu kriz de tam mezun olduğun zaman denk geldi. Bu işte de bir hayır vardır elbet.”

“Neyse baba. Sizi çok özleyeceğim.”

Uğur, Nermin Hanım’a döndü ve onunla kucaklaştı. Bu kucaklaşma dokuz-on saniye sürdü. Annesinin gözleri dolu doluydu. Nermin Hanım:

“Oğlum.”

Uğur ve Nermin Hanım ayrıldılar. Nermin Hanım:

“Uçaktan iner inmez bizi ara oğlum.”

Uğur daha sonra sırasıyla Hasan Bey ve Rıfat’la kucaklaştı. Uğur son derece üzgün bir ifadeyle:

“Hepiniz Allah’a emanet olun.”

Uğur arkasını dönüp yürürken diğerleri endişe ve üzüntüyle ona baktılar. Nermin Hanım ona seslendi:

“Oğlum, muskanı taktın değil mi?”

Uğur annesine dönüp duygusal bir şekilde gülümseyerek:

“Taktım anne, taktım. Merak etme!”


Ertesi gün gece yarısı Hasan Bey ve Nermin Hanım evlerinin salonunda çok üzgün ve endişeli bir şekilde oturuyorlardı. Uğur hâlâ onlara telefon etmemişti. Televizyon açıktı. Nermin Hanım “Bu kadar zaman geçti niye aramadı bu çocuk? Yoksa uçak kaza mı yaptı?” diye kendi kendine konuşmaya başladı.

“Dur hanım, bekle hele. Belki işlerini hallediyordur. Unutmuştur bizi aramayı. Hem Allah korusun, öyle bir şey olsa haberlerde duyulurdu. Az sonra haberler başlayacak. İnşallah kötü bir şey olmamıştır.”

Böyle konuşmasına rağmen Hasan Bey de Nermin Hanım kadar endişeliydi. Tam bu anda telefon çaldı. Nermin Hanım hemen telefona koştu. Hemen peşinden Hasan Bey de Nermin Hanım’ın yanına geldi ve eşinin arkasına geçti. Ellerini eşinin omuzlarına koydu. Nermin Hanım:

“Alo… Uğur, sen misin oğlum?”

“Evet anne, benim.”

Uğur telefon kulübesinden arıyordu. Amerika’ya yaklaştıklarında uçağı denize düşmüştü. Üstünde denizden çıktığı sıradaki elbiseleri vardı ve sırılsıklamdılar. Alnındaki suları elinin tersiyle sildi. Nermin Hanım:

“Oğlum neredesin sen? Niye aramadın bizi? Öldük meraktan.”

“Şey!.. Yolculuk yorucu geçti anne. Yeni toparlayabildim kendimi.”

“Oğlum, iner inmez ara demedim mi ben sana?”

“Tamam anne. Uzatma lütfen.”

“Neyse, sağ salim oraya vardın ya oğlum. Baban yine para gönderecek sana. Dur, ona veriyorum. Kendine iyi bak oralarda, sakın üşütme. Soğuk olursa yünlü kazaklarını giy.”

Tam bu sırada televizyonda dünyadan haberler başladı: “Sayın seyirciler, Amerikalılar çok zor durumda! Dün aniden başlayan Armagedon kasırgası Amerika kıyılarını vurmaya başladı. Uzmanlar bu kasırganın şimdiye kadar görülenlerden çok daha şiddetli olacağını söylüyorlar. Kasırganın Amerika’nın içlerine kadar ilerlemesi bekleniyor. Amerikalılar nereye kaçacaklarını şaşırmış durumda. Şimdiye kadar hep Meksikalılar Amerika’ya kaçardı, tarihte ilk defa Amerikalılar Meksika’ya kaçmaya başladı. Kasırga hakkındaki en ilginç yorumsa İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’dan geldi. Ahmedinejad bu kasırganın Amerika’nın dünyada yaptıklarına karşılık ilahi bir yumruk olduğunu söyledi.”

Ekranda Ahmedinejad Farsça konuşuyordu.  Bu sırada ekranda şu altyazı görünüyordu:

“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”

 

Murat Halıcı, Uğursuz adlı romanın giriş bölümü.

Uğursuz

Stok Kodu:9786059813099
Boyut:135×210
Sayfa Sayısı:224
Baskı:1
Basım Tarihi:2017-04
Kapak Türü: Karton kapak
Kağıt Türü:2. Hamur
Dili:Türkçe