Tottenham Çocukları ve bölünmüş duygular / Açık Gazete

Yazar: Editör     Tarih: 31 Ocak 2017 19:46     Kategori: Basında Biz, Duyuru, Edebiyat Haberleri, Editörden, Genel, Hikaye, Kitaplar, Kültür Sanat, Ne Var Ne Yok, Roman, Senaristler, Yazarlar, Yazı Sanatı

Kafka’nın Gözüyle Okuyucu / Açık Gazete

 

Askar Yılmaz

Tottenham Çocukları Sayın Dursaliye Şahan’ın yeni bir eseri. Eserin sıcaklığı üzerinde. Eseri soğutmadan okudum. Okumak yeterli değil. Eserle ilgili düşüncelerimi de yazdım.  Eleştirilerin yararlı olması dileğimle, Dursaliye Hanım’a başarılar…

Tanıdık, dost bir yazarın eserini okumaya başladığımda, daha sorumlu okur titizliği duygusuna kapılırım. Çok uzun süredir arkadaş-dost ilişkilerimizin olduğu Dursaliye Hanım’ın “Tottenham Çocukları” kitabını ders çalışır gibi okudum. Yeniden okudum, altını çize çize. Bütün sözcük ve olayları algılamaya çalıştım. Beklenmedik bir anda, “kitabımı okudun mu”, “nasıl buldun” soruları karşısında söyleyeceğim sözüm olmalı! 

Matbaalar durmadan kitap basıyor. Binlerce kitap çıkıyor piyasaya. Ortalama bir kitap kuyucusunun basılan binlerce kitap arasında okuyabileceği  kitap sayısı çok  sınırlı. Yaşam alanı etrafında oluşan ve sınırlı  zamanımızı tüketen etkenler de dikkate alındığında, okuma zamanı oldukça sınırlı. İnsan zamanını  tüketen pek çok etkene karşın, okuma yaşamın çok önemli bir parçası olsa da, okumaya çok az zaman ayrıldığı bir başka gerçek.

Kafka’nın Gözüyle Okuyucu.

Her okuyucu, ilgi alanına uygun kitaplar okur ve bilgi edinir. Ama yoğun teorik ve bilimsel araştırma yapanlar da, roman ve şiir kıtabını mutlaka  okur. Kitap okuyucusu, dolaylı bilgiyi, doğrudan bilgiye dönüştürmek için okur. Her okurun, kendine özgü bilgi alanı vardır. Bilgi alanı değiştikce,  değişime uygun eserler aranır. Okuyucu, bilgi isteğini karşılamaya çalışırken, ister istemez edindiği ererler ve yazarlar arasında tercihlerde bulunur. En azından benim okuma eğilimim böyle. 

Kafka okuyucunun önemli bir eğilimine dikkat çeker. 20 yaşındaki Kafka çocukluk arkadaşı sanat tarihçisi Oskar Pollak‘a yazdığı bir mektubunda;  “bizi bıçaklayan, yaralayan kitapları okumalıyız. Eğer okuduğumuz kitap, bizi kafamıza bir darbe yemişçesine bayıltmayacaksa neden okuyalım ki?… Bir kitap içimizdeki donmuş denizin baltası olmalı.” Der. Kafka’nın aradığı yazar ve okuduğu eser, sanırım tüm okurların üzerinde birleştiği bir konu.  

 Kafka’nın okur tanımını benimserim. Okuduğum her eseri yaralanma ve darbe yeme duygusu içinde okurum. Ama,Tottenham Çocukları, Kafka’nın belirttiği gibi, içimdeki “donmuş denizi” parçalayıp, parçalamayacağı  önemli değildi. Tottenham Çocuklarını görev duygusu içinde okudum. Özenle okuduğum eserlerden oldu. Görevim elbette okumakla sınırlı olmadığını biliyorum. Tottenham Çocukları üzerine düşüncelerimi belirtmenin de görevin bir parçası olduğunu biliyorum.

 Yıllar önce bir yakınım, bir kaç roman denemesi yapmıştı. Yazarın yakın çevresi ve kitaplarını okuyanlar bir toplantıda biraraya gelmiştik. Pek çok okuyucu, yazarla ilgili düşünce ve duygularını dile getirdi. Yakınım yazar övgü dolu konuşmalar karşısında oldukça keyf almıştı. Toplantıdan sonra, yakınım yazara, “kitaplarınla ilgili söylenenler işine yaradı mı” sorusunu sorduğumda, sevindiğini ama, yararlı bir eleştiri olmadığını söylemişti.

 Kafka’nın söylediğini okuyucu da yazara karşı göstermeli. Yazarın içindeki “donmuş denizin baltası” olmalı okuyucu. Okuyucu, yazar birlikteliğinden bunu anlıyorum. Ama pek çok aydın, yazar eleştiriden hoşlanmıyor. Okuyucunun görüşlerini önemseyen yazar da kalmadı. Ama, “huylu huyundan vazgeçmez!” Eleştiri huyumu, Dursaliye Hanım’ın izniyle sürdürmek istiyorum.

 Tottenham Çocukları Hiç Büyümüyor!

 Yazım süreci, sınırsız özgürlük ve yaratıcılığın yoğunlaştığı bir dönemdir. Roman yazarı, yazarı baskılayan bütün kaygıları kenara iter. Okuyucu, eserin darbeleri karşısında duyumsadığı acıyla esere yaklaşır. Tottenham  Çocukları eserinin girişi ve karekterleri oldukça dikkat çekici ve okuyucuyu etkilemeden de öte, avlıyor adeta. Okuyucu, etkileyici roman inşa çalışması  içine giriyor. Sıradan bir olay çok farklı kesimler üzerinde  farklı etkiler ve beklentilere yol açıyor. Farklı beklentileri olan kesimler, olayın netleşmesiyle, oylaydan beklenen niyet algısı, çok başarılı bence. Eserin giriş bölümü, sadece kişilerin niyet yanılgısını sergilemekle kalmıyor, okuyucunun niyetleri üzerinde farklı etkiler yaratıyor. Okuyucu da, yazarın ustaca girişi karşısında, beklenti yanılgısı içine giriyor. Yazarla okuyucu arasındaki diyalektik  ilişki böyle bir şey…

 Tottenham Çocukları eseri ilerleyen bölümlerinde, roman tadından çok, gazeteci koşuşturmasına dönüğmüş. Arka arkaya gelişen olaylar ve olay ulamaları, yazarı güncel olaylar devinimi içine hapsediyor. Eserin ana kurgusu, güncel olay anlatımlarına dayanıyor. Yazardan beklenen, gözlem, yorum ve çözümlemeler olmayınca, eser hareketlerle dolu yolculuk  içinde sürüyor. Olumlu-olumsuz olay anlatımı, esere, gazeteci bakışın egemen olmasına yol açıyor.  Bu haliyle, Dursaliye Hanım’ın eseri, yeni bir roman türü olmaktan çok, güncel olayların sentezi üzerine kurulu bir eser.

 Tottenham Çocukları’na ana rengi  veren, eserin omurgasını oluşturan, bir köy çocuğun düşünce, anlatım ve yorumları damga vurmuş. Eser yan etkenlerle desteklense de, eserin dayanma yüzeyi zayıf kalıyor. Yazarın, çocuk karekter üzerinden seçtiği anlatım tekniği, eserin gelişimi ve derinliği üzerinde doğrudan olumsuz bir etki yapıyor. Çocuk karakterin en ergin hali, zeki ve başarılı bir ortaokul öğrencisi olması. Olaylara bakış, sorunlar karşısında takındığı tavır, gözlem ve  değerlendirmeleri bütünüyle, “çocuk aklı” denebilecek sınırlar içinde.

 Yazar, elbette  güncel sorunları, somut olayları anlatmalı! Roman inşası için gerekli olan malzemeleri güncel olaylar sunar.  Güncel olaylar, roman tasarımının iskelesi ve temelidir.  Bir eserin tasarım genişiliği, sağlamlığı ve uslup zenginliği, eseri grostek olmaktan kurtarır. Bir eser  grostek yapı özelliğinden kurtulabildiği ölçüde başarılı olabilir.  Yazar  güncel durum ve olayların iç açılarını görebildiği kadar, dış cephesini de görebilmeli. Tottenham Çocukları, iç olay bağlantıları kurgulamakla yetinmiş.

 Bir roman, bireyin analiz-yorum ve gözlemleri, tasarım  üzerinde şekillenir.  Edebi derinlik, karekter seçimi ve karekterlerin anlatım ve yetkinliği, romanın tasarımına etki eder. Tottenham Çocukları, birinci tekil çocuk karekter Keko’nun  olay anlatım ve gözlemleri etrafında örgüleniyor. Olaylar zinciri, çok halkalı uzun bir zincir olmasına karşın, gözlem, anlatım ve yorum derinliği yok. Romanın kurgulandığı ana karekter Keko  bir çocuk. Keko’nun çocuk aklı, romanda olması gereken anlatım zenginliğini ollumsuz bir biçimde sınırlandırmış. Roman omurgası, “yetkinleişemeyen” çocuğun yaşam deneyimi ve yüzeysel bilgi sınırlarının alanı kadar. Tottenham Çocukları erginleşemeden trajik bir biçimde sonuçlanıyor.

 Çocuk Keko, pek çok olayın içinde. Dolayısıyla, gözlem ve yorum yanlışlığı, çelişkileri, “çocuk aklı” içinde doğallık kazanıyor. Yanlışı yapan çocuk olunca…söylenecek söz kalmıyor. Bütün  çelişkileri, erginleşemeyen çocuk aklına bağlamak zorunda kalıyoruz. Ayrıca olay çokluğu  esere fazladan bir zenginlik kazandırmıyor. Peş peşe süren seri  olayların yazımı, esere  gazeteci yazım tekniği kazandırmış.  

 Güçlü Kurgu, Güçlü Karekter.

Yazar, Londra da seri intiharlar arasında  not ettiği ismin peşinden Türkiye ve Heredile’ye ulaşır. Heredile, kendi çelişmeleriyle barışık bir biçimde yaşayan bir Kürt köyü. Feodal gelenek-görenek ve ilişkilerin egemen olduğu bir köy. Köyden Kato Dağına çıkan gençler olmasa, köyün, dünyayla bağı kopuk. Kato Dağına çıkan gençler devlet güçleriyle girdikleri çatışmalarda öldürüldüğünde, teşhis için cenazeleri köye getirilir. Köylüler korkularından cenazelerine sahip çıkmaz. Devlet güçleri köylülere baskı uygular. Eserin  anlatıcı çocuğu Keko,  “Asilerin gittiği Kato Dağı’nı”, “…ölümle yaşam arasındaki küçük bir bekleme” salonuna benzetir.  Arkasından, “Kato’ya çıkmak, ölüme cesurca koşmaktı”. (S.36) sözü, nesnel nedenlere açıklanmadığı için, anlaşılması zor bir özveri düzeyinde kalıyor. Onbinlerce gencin yaşamına ve ağır  yıkımlara yol açan çatışmalar,  “ölüme cesurca koşma” sözleri, romana hiç yakışmayan ajitatif bir söylem!

 Keko’nun üzerine bindirlen yükü taşıyamıyor. Türk öğretmenin Keko’yam yüklediği, “Ankara’nın bakış açısını değiştirme” misyonu,  kendisinin okuyup “köyüne ve aşiretine faydalı bir memur” olma isteği, ailesi ve aşiretin evlendirme dayatmasının yanı sıra, Kato Dağına olan sempati, Keko’nun üzerinde ağır bir baskı yaratıyor. Çocuk bir anda büyüyor. Büyütülmüş çocuğun çelişkileri, dengesizlikleri eserin sonuna değin sürüyor.  

Keko “ölüme cesurca” koşanlar için, “Onların (devletin a.y.) silah kullanması ne kadar doğruysa bizim silah kullanmamız da  o kadar şaşılacak, ayıplanacak bir şeydi ve asla cevapsız bırakılamazdı. Onlar devletti; bizse o devletin toprağında asırlardır yaşayan sığıntı asalaklar gibiydik.” Diyen Keko’nun algısı, eserin  ana algısı. 10 yıl 20 yıl sonra eseri  okuyacak olan bir okuyucu, “asiler neden Kato Dağına çıkmış” sorusuna yanıt yok. Romanda aranıla stratejik bakış  yoksunluğu, tam da bu noktaya ortaya çıkıyor.

 Roman siyasetle  iç içe. Romanın deli dolu, genç kızı Gülüstan bile siyasi. Keko’nun Amca çocuğu siyasetle hiç bilgisi olmayan Tahir de siyasi. Bir anda o da Kato dağına çıkmak için evi terkeder. Roman bir bütün olarak siyasi karekterli.  Romanı sarmalayan olayların siyasi olmasına karşın,  siyasetin edebi anlatımını romanda bulamıyoruz. Siyasetin temel değerleri ve  bakış açıları yok.

 Yanılsama Romanı.

 Eserin adının Tottenham Çocukları olması, bilinçli bir seçi mi? Yazar neden-niçin bu adı vermiş, anlamada zorlanıyoruz. Londra da yaşayanlar, Tottenham bölgesinde ortaya çıkan, kenarlara itilmiş Türk ve Kürt gençlerinin tarajik yaşamlarını  az çok bilir. Okuyucu, eserde Tottenham Çocukları’nın sorunlarının irdelenip araştırıldığı bir roman olmasını bekliyor. Yazarın okuyucuyu  yanılsama içinde bırakıyor. Oysa roman bir bütün olarak, Kürt çocuğu  Keko’nun kısa yaşam öyküsünden ibaret.  

 Eserin, örgülendiği alanın genişliği ve sorunların yoğunluğu dikkate alındığında, karşılaşılan zorlukların analizi, çocuğun akıl sınırlarına sığmıyor. Dolayısıyla yazar, çok yoğun olaylar zinciri içinde, çocuğun geleneksel çevreden edindiği  duyum ve gözlemler eserin düşünce yapısı durumunda. Geleneksel duyum ve gözlemler tez ve anti tezler halinde okuyucuya sunuluyor.

 Yazarın, okuyucuyu yanıltması bazı bakımlardan başarılı görünebilir. Ama bir anlamda da kendisi de yanılmış.  Çocuk Keko ile Kürt Keko arasında tam bir özdeşlik var. Her olayda, çocuğun, etnik bakışı öne çıkıyor. Keko’nun gözlem ve düşünce kaynağı,  etnik kökeni ile sınırlı.

 Keko toplumsal analiz yapabilecek olgunlukta değil. Herdile’nin kapalı köy  yaşamı, Keko’nun zekiliği ile açıklanabilecek gözlemler, romanın başı ve sonu arasındaki alanı anlamaya yetmiyor. Yazar, sorunların kaynağını, milliyet farklılığında arıyor. Keko’nun ağzından yapılan yakınma ve sitemlerin tümü “milli ayrılıklar” üzerine kurulu. Bu bakış açısı, daha çok güncel sorunlara bağlı kalmanın yarattığı sonuç.

 Okuyucu, Keko’nun “çocukca düşünceleri” karşısında pek “yara almıyor”. Yazar, okuyucuya fazla “acı vermiyor.” Eserde yer alan karakterler,  farklı  sosyal ve kültürel çevrelerden insanlar olsalar da, olaylar karşısında benzer tepkiler gösteriyor. Feodal ilişkiler içinde yaşayan Kürt halkının bütün sıkıntıları, etnik köken farkı ve teması üzerine odaklı. Şıh, ağa ve aşiret otoritesi ile,  siyasi devlet otoritesi arasındaki  bağ görülmüyor.  Toplumsal çelişmeler, sosyal ve tarihsel boyutuyla analiz edilmiyor. sorunları etnik köken farkıyla açıklama çabas, diğer tüm sorunların üstünün örtülmesine yol açıyor. Çocuk Keko’nun  anlatımları, yazarı dar bir çerçeve içinde kalmasına neden olmuş.  Yazar Keko’yu kullanacağı yede, Keko yazarı baskı altına almış. Keko’ya olan bağımlılık, roman kurgusunu olumsuz şekilde etkiliyor. Tottenham Çocukları yazarı, bir bakıma kalemi çocuğun eline tutuşturmuş, romanı kurgulayan ve sonuçlandıran Keko. Yazar, yazım inisiyatifini Keko’ya kaptırmış . 

Kaynak: https://www.acikgazete.com/tottenham-cocuklari-bolunmus-duygular/