ALTIN 277,5690
DOLAR 5,7766
EURO 6,3956
BIST 95.394
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Siz hiç kuş yekindiniz mi? / Fevzi Durmuş

03.10.2018
8
A+
A-
Siz hiç kuş yekindiniz mi? / Fevzi Durmuş

“Ardanuç-Yolağzı Köyü, Çadır Dağı (Kürdevan) eteklerinde kurulmuş, zirveye en yakın köylerden birisidir.”  

SİZ HİÇ KUŞ YENKDİNİZ Mİ?

Bu nasıl soru veya yazı başlığı diyebilirsiniz. Duymamışsanız haklı da olabilirsiniz. Ancak köyümde, küçük çocukluğumda böyle bir geleneğimiz vardı. Bu geleneğin ne kadar yaygın olduğunu bilmediğim gibi faydalı veya saçma bir gelenek olup olmadığını da sizlerin yorumuna bırakıyorum.
Ardanuç-Yolağzı Köyü, Çadır Dağı (Kürdevan) eteklerinde kurulmuş, zirveye en yakın köylerden birisidir. Bahar ve yaz aylarındaki tertemiz havası, suyu ve güzelliği ile bir cazibe merkezi olmasına rağmen uzun kış aylarında ise yaşam burada biraz zorlaşır. Kış gelince her taraf insan boyunu aşan kar örtüsü ile kaplanır, köy sakinleri evlerine çekilirken evcil hayvanlarını ahırlarda, komlarda ve kümeslerde beslemeye başlarlar. Yöredeki yabani hayvanlardan ayı, kış uykusuna yatarken kurt, domuz, tilki ve tavşan gibi hayvanlar sıcak bölgelere giderlerdi. Serçe, karga ve saksağan köy binalarında barınmaya çalışırken; karakuş, kartal, kuzgun, leylek, turna, kuku ve güvercin gibi göçmen kuşlar da köy yöresini terk ederlerdi. Kavaklık yolu ile Çatalyol’da her zaman görülen atlı veya yaya yolcular da artık görülmez; köy, kuş uçmaz kervan geçmez bir yalnızlığa bürünürdü.
Uzun kış gecelerinde köy sakinleri birbirlerine oturmaya gider, günlük olaylar fıkralar, hikâyeler anlatılarak hoş vakit geçirmeye çalışırlardı. Bahar ayları yaklaştıkça yaşlılar; havaya, suya ve toprağa cemrelerin düştüğünü sıralamaya başlarlar, herkes mart dokuzunun gelmesini dört gözle beklerdi. Analar çevresini yeni, yeni tanımaya başlayan küçük yavrularının elini, yüzünü yıkarken onlara:
-Artık kocaman adam oldun, bundan sonra sabah erken kalkacaksın, elini yüzünü kendin yıkayacaksın, sonra da ekmeğin kuvasına biraz peynir koyarak sabahlığa kadar açlığını gidereceksin. Çünkü bahar geliyor; karakuşlar, kukular yakında gelir, seni yengarlarsa hayatın boyunca sansız birisi olursun. Ama bu dediklerimi yapar da sen onları yengarsan; şansın açılır, okur, büyük adam olursun diye tembih ederlerdi.
Ağır kış koşullarında evlerinde hapis hayatı yaşayan çocuklar ise annelerinin öğütlerini tutmaya çalışırken bazen da balkona çıkar, kapalı ve soğuk havaya isyan edercesine:
Bulut get,
Güneş gel.
Saçli Kizi,
Al da gel.
Diye büyüklerinden duydukları geleneksel bir isteği dile getirirlerdi.
Küçük çocuklar, karakuş ile kukuyu yenkme işini anneleri gözetiminde öğrenirken mart dokuzu, yani şimdiki takvimle 22 mart günü de gelir, gökteki bulutlar çekilmeye,” Saçli Kiz” sıcak yüzünü göstermeye başlardı. Yerleşim yerinin iki tarafındaki boğazlarda erimeye başlayan kar kürtükleri çığ halinde aşağılara doğru kayarken üst taraftaki kar suları, köyün ortasındaki dereciğe toplanarak aşağıdan geçen Kontrom Deresi’ne kavuşurdu. Karşıda sağ taraftaki Çançhar’ın(şelalenin) buzları çözülür; otlaklarda, çayırlarda eriyen kar suları, şelaleden büyük gürültü ile dökülür, Kontrom Deresi ile Irmaklar Köyü’ne doğru ikinci bir şelaleden aşağı akıp giderdi. Tarla, çayır ve otlaklarda yer, yer kara parçaları görünmeye başlayınca ortam alacalanır; sarol ağaçlarının bembeyaz çiçeklerle donanmaya başlaması, ilkbaharın geldiğinin habercisi ve göçmen kuşların öncelikle de karakuşların geleceğinin müjdecisi olurdu. Karakuşlar ile yarışmaya hazırlanmış çocukların sabırlarının taştığı bir sırada karakuşlar görülür veya anneleri tarafından gösterilirdi. Çocukların yenkme sevinci doruğa çıkar ve arkadaşlarına bir öğünme konusu olurdu. Daha sonra diğer göçmen kuşlar da görülmeye başlanır, her yaştaki köy sakini karşı yakadaki Kavaklık Ormanı’ndan “Kukkuuu, Kukkuu, Kukkuu” diye öten Kuku kuşunun sesini duymayı arzu ederdi. Geldiğinde akşama kadar aralıklı olarak sık, sık öten kuku kuşu, bazılarını yenger, bazılarına ise yengilirdi. Yengilenler üzülür, yengenlerin ise sevincine diyecek yoktu.
Ötüşü ile bazı insanları mutlu edebilen bu kuşun özelliği nedir diye merak ettim. Az bir araştırmamda; Trabzon’dan Azerbaycan’a kadarki geniş coğrafyada kendisine öyküleri dizildiğini ve maniler yakılmış olduğunu gördüm. Kendi özel hayatında ise yuva ve yavru yetiştirme derdi olmayan eğlence düşkünü tam bir asalak kuş olduğunu hayretle izledim. Atalarımızın “Görünüşe aldanma” sözü de ne kadar da doğruymuş.
Çocukluğunda annesinin yönlendirmesi ile karakuş ve kuku ile yarışmış olan bu satırların yazarı da bu kuşlardan etkilenmiş olabilr mi? Bazen yengilmiş ama çok sefer de bu kuşları yengmiştir. Bu yarıştan olan uyumdan mı, nedendir bilinmez; yine bu satırların yazarı, hala sabah erken kalkar ve kahvaltısını yapmadan evden dışarı adımını atmaz.

Fevzi Durmuş
Yakacık,28.05.2012

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.