Şiirin merdivenaltı emekçisi Necmi Otçu anıldı / Müslüm Kabadayı

0
71

‘Çocuk uykularımın açık bıraktım penceresini.” Necmi Otçu 

 

       25 Kasım’da Ankara Kızılay’daki Eylül Kafe’de, emeğin şairi ya da şiirin emekçisi Necmi Otçu, ölümünün dördüncü yılında dostları tarafından anıldı. Kendini tümüyle şiire adadığı dönemde edebiyat dostlarıyla birlikte Eylül Kafe’de “Merdivenaltı Edebiyat Ortamı”nın oluşmasına verdiği emek nedeniyle aynı yerde anmasına katılan şair-yazar dostları, ne yazık ki kapitalizmin çürüttüğü güzel değerlerden biri olan vefa duygusunu canlı tuttular.

Anmada açış konuşmasını yapan yazar Müslüm Kabadayı şunları söyledi: “Şair Kemal Özer, bir şiirinde,

‘Biz susuyorsak dostlar, niye konuşsun toprak?

Açmıyorsak ağzımızı, dağlar niye dile gelsin?

Niçin hesap sorsun gök, niye sahip çıksın ırmak

Biz anısını ve acısını unutursak ölülerimizin?’ diyor.

28 Kasım 2014’te kavuştuğu toprağı konuşsun, yüreğini körükleyen dağlar dile gelsin, imgeleriyle çoğalttığı ırmaklar fidanlarımıza sahip çıksın, doğa ve insanı zehirleyenlerden gök hesap sorsun diye Sevgili Necmi Otçu’yu anmak üzere buradayız. Onun anısını ve acısını, eşitlik ve özgürlük mücadelesini, imgeleriyle yaşamı güzelleştirme sevdasını paylaşmak üzere ‘Merdivenaltı Edebiyat Ortamı’nda buluştuğumuz için hepimizin yüreğine sağlık… Bizi burada buluşturan Necmi Otçu’nun bıraktığı sanatsal-düşünsel mirasa bağdaşıklık diliyoruz.

Sevgili Necmi Otçu gibi,

‘elimin tersinde burnumun sızısı

hayat yapışıp kalıyor

şapkamın tereğine

Bir toz lekesi’ diyerek yaşamını yalın ve samimi bir duyarlıkla yoğuran devrimci, toplumcu bir şairin anmasının da ‘sıradanlığın paylaşımcı estetiği’yle yapılması gerekir diye düşündük. Onun başlattığı edebiyat ortamında anılmasını sağlayan Erdoğan Yılmaz başta olmak üzere katkıda bulunan ve bu ortama katılanlara teşekkür ediyoruz. Necmi Otçu’nun şahsında merdivenaltında fotoğraflarını gördükleriniz dahil yüreğini işçi sınıfının ve ezilen halkların sömürü ve baskıdan kurtuluşuna adamış tüm sanatçılarımızı sevgi ve özlemle anıyoruz, onları selamlıyoruz.”

Şair Mehmet Korkmaz’ın hazırladığı “Aşağıdan Yukarıya Yıldız Kayması: Necmi Otçu” belgeselinin gösterilmesinden sonra şair-yazar Ozan Uyumlu, onun şiir anlayışını ve sanatını değerlendiren özlü bir sunum yaptı. Necmi Otçu’nun her şeyden önce mücadeleci, çalışkan ve üretken bir şair olduğunu vurguladı. Toplumcu bir anlayışla insanın ve toplumun dokusunu, durumunu işlediğini, bunu da sözcüklerin çağrışım gücünden yararlanarak dizelere aktardığını vurguladı. İşçi, şair, aydın ve üretken insan olan Necmi Otçu’nun “ağabey”liğine dikkat çekti.Yüreğinde hiç durmadan devam eden elektrik atlamasının şiirlerine de yansıdığını, şiirlerde mekan ve zaman atlamalarının şiire dinamizm kazandırdığını söyledi. İçinden geleni tutmadan yazan şairin dizelerinin samimi duygular uyandırırken halk dilini ustalıkla şiirleştirmesinin de şiirle okur arasında geçirgenliği artırdığını vurguladı.

Onun şiiri üzerine Müslüm Kabadayı, şunları söyledi: “Birincisi, Necmi Otçu’nun şiiri, küreğinin eğrisinden ve şapkasının tereğinden geçip imgenin yüreğine düşen emek damlalarından dizeleşir. İkincisi de, yaşamın zengin akışındaki hiçbir şeye rastgele davranmayan bir insanın, şair olarak yaşamın bütünselliğiyle duygudaşlık kurma çabasının imgeleminden doğan şiirdir, onun yazdıkları.

Onun şiirin niteliğine dair şu sözü çarpıcıdır: ‘Genç, yaşlı, evkadını, işçi, öğrenci; şiir bu insanları birleştirip kendi dolayımı ile dostluklar inşa ediyorsa, vay haline şiiri sevmeyenin, bilmeyenin, anlamayanın!’

Evet, onun sanatçı kişiliğine, şiirine dair oturumlar yapılabilir. Uzun uzun söyleşiler, tartışmalar gerçekleştirilebilir. Burada sevgili şairimizi şu dizeleriyle anmak isterim:

‘Çocuk uykularımın açık bıraktım penceresini

Canını çırpmadan

Girsin diye serçe gerçeği’

Bize de ‘serçe gerçeği’ni karanlıkları yara yara yıldızlara taşımak düşer. Ki çaktığı yıldızlara kavuşan Necmi dostumuz bize imge kanadını çırpsın.”

Daha sonra Yusuf Şaylan, Mehmet Korkmaz ve Sadık Güvenç, şairin kendilerinde bıraktığı izlenimlere değinerek şiirlerinden örnekler okudular. Yusuf Şaylan’ın, “Onu geç tanıdım, dostluk kuracak ortamımız olmadı ama şiirinin çok derinlikli olduğunu okudukça fark ettim. Gülhan Ayhan’ın onun kitabının arkasına yazdığı Necmi Otçu’nun geleceğe kalacak şairlerden olduğuna dair iddiasına hak verdim.” dedi.

Onunla ilgili anılarını paylaşan iş arkadaşı Ramiz Gökkur, “Onun konuşmalarını ilk dinlediğimde bana bulmaca gibi geliyordu. Şiirleri de öyle. Zamanla konuşma ve şiirlerindeki derinliği kavrayıp dostluğumuzu pekişirdik. Necmi, işyerine yenilikler getirdi. Örneğin sabah işe başlamazdan önce bir araya gelip çay eşliğinde poğaçamızı yerken kendi sorunlarımızı paylaşmayı öğrendik. İşyerinde sigara içmez olduk. Sağlığımıza ve yaşantımıza özen göstermeye başladık. Küfürlü konuşmalarımızın yerini şiirler almaya başladı. Onun şiiri, yaşadıklarımızın ve hayallerimizin süzgecinden geçmiştir.” dedi.

Yine işyeri arkadaşlarından Muzaffer Kaya, “Necmi Abi, bize deneyimleriyle yol gösterici oldu. İlaçlama bölümünde çalıştığımızda iş dönüşü banyo yapmamız gerekirken, herkes evine gidiyordu. Onun zorlamasıyla banyo yapmaya başladık. Bu sayı giderek arttı. Adımız da ‘banyo yapan işçiler’e çıktı. O işçiler, daha sonra dört binin üzerinde insan sendikalı olup mücadeleye ağırlığını koydu.” diyerek anılarını anlattı. Eylül Kafe’nin sahibi Erdoğan Yılmaz yürek acısını şöyle dile getirdi: “Merdivenaltında onun fotoğrafına bakarak hüzünleniyorum.”

Şair-yazar dostlarından Ayşe Kaygusuz Şimşek, “Necmi ile Çitlembik Şiir Grubu’nda tanışmıştık. Aramızdan erken ayrılmasını, üzüntümü ‘Necmi’ başlıklı bir öyküde anlattım ve öyküyü Haziran Ateşi kitabıma aldım. Oradan kısa bir paragraf okuyayım.” dedi.

“Necmi bir şairdi. Gerçek bir şair! İşçi emeklisiydi. Hayatı boyunca alın teriyle kazanmıştı yaşamını. Taşocağında çalışmıştı. Kazmanın küreğin izleri vardı nasırlı ellerinde… Belediye de çalışmıştı. Bu yüzden iyi tanırdı iktidarı… Yaşamını, işçiliğini, sevgisini sözcüklere giydirirdi. Bazen bir sardunyayı sulardı, bazen çaycılık yapardı. Ama komşusuz yemezdi bahçeden topladığı bir tabak kirazı. Korkmadan sokardı elini taşın altına. Bazen de alaya alırdı kendini, yazıya aktardığı hallerini. Bu yüzden eksik olmazdı yüzünden gülümseme. Yazdıkça çoğaltırdı kendini. Bir de, yazdıklarını dostlarıyla paylaştıkça çoğaldığını düşünürdü…”

Necmi’nin Son Öteki kitabı yeni çıkmıştı. Bir gün eşi Tülin ile Ekinsanat’ageldiler. Her zamanki gibi yüzünde gülümseme. “Kitabımı da kendimi de sana emanet ediyorum güzel dost; gerekli tanıtımı yapacağını biliyor, güveniyorum.” dedi. Elindeki kitapları masanın üstüne koydu. Necmi bana bir sorumluluk vermiş, bir yük yüklemişti. Ben o kitabın tanıtımını, Düşe Yazanlar söyleşi kitabımda yaptım. Yirmi beş söyleşinin içinde bir tek o kitap tanıtımı vardır. İlk paragrafını da paylaşmak isterim.

“Zamansız, mekânsız ve özgün insan ilişkilerinin adamı olan Necmi Otçu; şimdilerde zamanı ve mekânı belli, özgün ve özgür bir paylaşımın içinde. Aslında kendiliğinden, ‘özgür bir örgütlenme’ de gerçekleşmiş olan, adına ‘merdiven altı masa çalışması’ dedikleri, öğrenme yolculuğu içinde dostlarıyla. Bu öğrenmenin içinde, ‘Ben şiirlerimi burada, dostlarımla birlikte yazıyorum.’ diyen Otçu, farkındalıkların da farkında olduğunu gösteriyor bize. Yüreklerini masanın üstüne koyan insanlar, sistemin yalnızlaştırma çabasını baş aşağı etmenin keyfini sürüyorlar. Demli bir bardak çayın yanında sıcacık, içten bir gülümseyişi paylaşıyorlar dostça. Bu paylaşımın içinde geçenlerde Otçu’nun yeni çıkan kitabı ‘son-öteki’ vardı masanın üstünde. Yaşama ve insana dair bütün duyguları içinde barındıran şiirleri, bazen ince, bazen de olabildiğince sert dokundurmuş iğnenin ucunu sahibine. Benim de söyleyecek sözüm var derken, bazen sessiz bir yuvarlanış, bazen de ta uzaklardan kopup gelen bir çığlık olmuş sesi, yürüdüğü yolda.”

İşte tam bu tanıtım ve kitaplaşma aşamasında bana bir mektup yazmıştı. Onu son yolculuğuna uğurladıktan sonra o mektubu arşivimde buldum ve Ekin Sanat dergimizin Şubat 2016 sayısında yayımladım. “Merhaba Ayşe” diye başlayan mektup şöyle devam ediyor.

“Şiir hakkındaki düşüncelerimle yaşam hakkındaki düşüncelerim: ‘yaşama sevinci-yaşında olan’ ustalarımızın ‘bencesi’ olmaktan daha ayırt edici bir özellik içermediğini söylememde bir sakınca görmüyorum… ‘Dünyavatanaşkı’ olmuş ustalarımızın anısına bir kez daha saygılarımı sunmama vesile oluşun ile sana ve senin şahsında ‘daha güzel bir dünya mümkündür diyen bütün’ dostlara saygılarımla demekle yetineceğim…’ diye giriş yaptığı mektubu, ‘NOT; Beyhude edebiyat sitesinde birlikte etkinlikte bulunduğum dostlarım benim adımafacebookta bir sayfa açtılar. NECMİ OTÇU ŞİİRLERİ VE POETİKASI sayfasının kitapta duyurusunu yaparsan sevinirim…

Dostlukla kalman dileğiyle derken kitabınla ilgili güzel haberlerini beklerim… Selamlar… Necmi” diye bitiriyor. Ben de burada, her zaman söylediğim sözü bir kez daha söylemek isterim. “İnsanın dostları olmalı, arkasını toplayacağı.”

Ayşe Kaygusuz Şimşek sözlerini, “Burada bulunan bütün arkadaşlara teşekkür ediyor, aramızdan ayrılan dostlarımızı saygıyla selamlıyorum.” diye tamamladı.

 

2006’da yayımlanmaya başlanan ve 22 sayı çıkan Yoğunluk dergisinin ilk yayın kurulunda birlikte yer alan şair-çevirmen Arif Berberoğlu da, “Arkadaşımızla kısa süre birlikte çalıştık. Yakından tanıma olanağı bulamadım ama şiirinin sözcük tasarrufu bakımından güçlü olduğunu söylemek isterim.” dedi. Şairin bu yönüne vurgu yapan şair Mehmet Ercan, anmaya Konya Kulu’dan katıldığını söyledikten sonra, “Benim şiirimi beğendiğini söylemişti. O, çok verimli çağında aramızdan ayrıldı. Işıklar içinde uyusun. Şiiri yaşasın.” dedi.

Anma programı, Muzaffer Kale’nin bağlama eşliğinde Necmi Otçu’nun sevdiği türküleri okumasıyla sona ererken katılımcılar, böyle ortamların yeni kuşakla buluşmak üzere yaygınlaştırılmasını dile getirdiler.