Senaryo Söyleşileri / Birgün Gazetesi

0
111

Senaristler/ 

 

Birgün Gazetesi, Filiz Terzi

13 Nisan 2007

Söyleşi: Dursaliye ŞAHAN

Sinema ölüme gol atmaktır!

Ben senaristleri kurşun askerleri ile oynayan küçük çocuklara benzetirim. Ellerinde bir avuç asker, kızılca kıyamet kopan savaşlar, zaferler ve mutlu sonlardaki barışlar. Sermayesi bir kalem, bir deste kağıt gibi görünse de çok kolay değildir. Hangi güç bir ülkeyi aynı a ekran başına toplayabilir ki? Oysa onlar öyle hikâyeler, öyle kahramanlar yaratırlar ki; yıllarca unutulmayacak starlarımıza kavuşuruz. Birgün iyi bir senarist ile karşılaşırsanız dikkat edin parmaklarından biri sihirlidir. İşte bunlardan biri olan Filiz Terzi ile söyleştik.

Filiz Hanım, ben sizi, ‘Baba evi’, ‘İlişkiler’, ‘Benimle Evlenir misin?’, ‘Ayrı Dünyalar’, ‘Unutabilsem’ ve ‘Tek Celse’, dizilerinin senaristi olarak tanıyorum. Başka var mıydı?

 

Yeni Hayat, Mühürlü Güller ve en son Kırık Kanatlar var.

» Ayrıca kısa film senaryo ödülleriniz vardı değil mi?

 

Evet. 2003′te, Fatma Nur neden öldü? 2005′te ödül aldı.

Dublaj yönetmenliği yapıyordunuz sonra senaryo yazmaya başladınız. Ve ilk işinizin yani dublaj yönetmenliğinin sizi eğittiğini söylüyorsunuz. Biraz açar mısınız?

Dublaj yönetmenliğinden önce 6 yıl dublaj asistanlığı yaptım. Yerli-yabancı binlerce senaryo geçti elimden. Program ve redaksiyon yaparken defalarca okuyordum senaryoları. Farkında olmadan işin matematiğini kapmışım. Bir gün bir baktım… Senaryo yazabiliyorum. Yazarlık tabii ki yetenek işi. Ama senaryo yazmak, öncelikle tecrübe ve matematik işi. Tabii üniversitede matematik okumanın da faydası oldu.

 

Oyunculuk mesleğiniz kısa sürmüşe benziyor. Sevmediniz mi?

 

O dönemi bir arayış olarak görüyorum. Sezgisel olarak bu sektörde olmam gerektiğini biliyordum. Ama neresinde, ne yaparak… Arayarak buldum diyelim. Kendimi oyunculuğa çok ait hissetmedim. O yüzden kısa sürdü.

 

Ya da şöyle sorsak; dublaj yönetmenliği, oyunculuk, senaristlik. Hangisi daha ağır basıyor?

 

Sinema yapmak ağır basıyor. Ben alaylıyım. Okullarda okutulan dersleri, pratik yaparak öğrendim. Montaj da yaptım ben. Sinemayı oluşturan her ala çalıştım. Çalışarak öğrendim. Dublaj yapmış olmak diyalog yazarken yarar sağlıyor. Oyunculuk, karakterleri ve sahneyi yaşamama… Montaj, sahneyi kurgulamama… Kısa film çektim, o da senaryoyu yönetmen gözüyle görebilmemi sağladı. Farklı işler gibi görünse de aslında hepsi bir bütün.

 

Bugünkü ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Senaristler iş bulamamaktan, yönetmenler senarist yokluğundan yakmıyor. Burada bir çelişki yok mu?

 

Senaristlerin iş bulamaması tamamı ile mesleki etikle ilgili bir durum. O konuya çok girmek istemiyorum. “Senarist yok” ise mecazi bir cümle. Kimse ‘seyircinin tam olarak ne istediğini’ bilmiyor. Beğenileri açısından yanar döner bir seyircimiz var. Bir gün el üstünde tuttuğuna, daha sonra sırt çeviriyor. Haliyle elinde ‘sihirli değnek’ tutan senaristler aranıyor.

 

Bize biraz çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Örneğin yazarken sizi en çok ne motive ediyor? Ya da motivasyonunuzu ne düşürür?

 

Yaptığım işten zevk alıyorsam iyi iş çıkarırım. İçinde mutlu olmadığım işte çalışmam. İşin yapım kalitesi de beni motive eder. Prestijli iş yapmak, para kazanmaktan daha önemli.

 

Kadın olarak sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani kadın olmak yazı sektöründe avantaj mı yoksa dezavantaj mı?

 

Eskiden dezavantajdı. Şimdi ise avantaj. Çünkü kuma kadın seyircinin elinde. Ve onların dilinden en iyi kadın yazarlar anlıyor. En popüler dizilere bakın. Mutlaka kadın parmağı vardır içinde. Tabii dramalar için söylüyorum. Aksiyon ya da komedilerde durum farklı.

 

Başarılı bulduğunuz diziler hangileri?

 

Şu a senaryosuyla, prodüksiyonuyla, niyetiyle başarılı bulduğum ‘Yersiz Yurtsuz’ var.

Özellikle dizi senaryoları ekip ile yazılıyor. Fakat bazen tek isimler görüyoruz. Burada görünmeyen senaristler ya da bir ekibin varlığından söz ediliyor, ne dersiniz?

Evet, öyle.

Türkiye’de telif hakları henüz tam olarak oturmamış durumda. Sektörün de en büyük sıkıntılarından biri bu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Örneğin senarist arkadaşlara ya da mesleğe yeni başlayanlara önerileriniz olabilir mi?

Bu konuda yazılıp çizilmemiş hiçbir şey düşünmüyorum. Mesleki erik sağlığı taktirde her şeyin kolaylaşacağına inanıyorum. Biz birbirimize saygılı olursak, başkaları da bizim haklarımıza saygılı olacaktır, eminim.

Dizi senaryosu yazanların ideali hep sinema öyküsü ve senaryosu yazmak. Neden böyle?

Dizi senaryosu yazmak, suya yazı yazmak gibi bir şey. Binlerce beyin hücrenizi öldürüyorsunuz ama bir kaç hafta sonra hiçbir şey kalmıyor yazdıklarınızdan. Çok trajik bir durum. Fazla yaşamayacağını bile bile çocuklar doğuruyoruz sürekli. Üstelik onları hayata getirmek, gerçekten çok sancılı bir evre. Sinemada ise başarılı olsun olmasın, nefes almaya devam ediyor yazdıklarımız. Çöpe gitmiyor.

Aynı şey oyuncularda da var sanki. Bazen şöyle şeyler duyuyorum: “Ben aslında televizyondaki işimi tiyatro veya sinema yapabilmek için sürdürüyorum.” Benzer bir yanı var mı?

Herkesin derdi “bu dünyadan ben de geçtim” demek, değil mi? Kimi okul yaptırır, adını verir. Kimi aya çıkar, kimi buluş yapar. İnsanın iç dürtüsü ölüme meydan okumak. Adını ya da yaptıklarını ölümsüz kılmak…
Oyunculuk bu açıdan çok avantajlı bir meslek. Sadece isminizi değil, cisminizi de yaşatıyorsunuz. İki boyutlu bir imza yani, bu dünyadan geçtiğinize dair. Ama dizilerde bu mümkün değil. Bu ülkede dizi adına ne yapılırsa (birkaç iş hariç) direkt çöpe gidiyor. Ama sinema kalıcı. Sesiniz, bedeniniz, yaptıklarınız… Siz gitseniz de yaşamaya devam ediyor. Ölüme gol atıyorsunuz bir açıdan. Oyuncular da dürtüsel olarak, -fazla para kazanmasalar da- sinemaya yöneliyorlar.

Senaryo bir filmin çekirdeği deniliyor. Bu durumda senarist olmazsa film olmaz gibi bir şey mi söz konusu?

Senaryo olmadan dizi film olmaz, evet ama sinema filmi olabilir. Sinema sınırları olmayan, özgür bir alan çünkü. Her şey mümkün. Dizi filmde senaryo, sinema filminde yönetmen ön plana çıkar. Bence filmi film yapan en önemli öğelerden biri müzik. İyi müzik, sıradan bir filmi kat be kat göğe yükseltebilir. Televizyonda da bu böyle.

Bazı diziler yabancı filmlerin nerdeyse aynısı. Telifleri ödeniyor mu bu projelerin?

İsmi birebir kullananlar tabii ki ödüyordur. Diğerlerini bilemiyorum.

Senaryosunu yazdığınız kısa filmin yönetmenliğini de yaptınız sanıyorum. Bu bir yol haritası mı?

Bütün aşamalardan geçtim. Şimdi sıra yönetmenlikte gibi. Yo yo.. Böyle verilmiş bir kararım yok. Sonuçta ne hissediyorsam onu yapıyorum. Sektöre ilk yönetmen asistanı olarak girdim. Sağlık nedenleriyle devam edemedim. Bazı şeyler sorgulanmıyor, yaşanıyor.. Yönetmenlikte böyle bir süreç oldu benim için..

Eşiniz oyuncu. Levent Sülün. İşinizi etkiliyor mu? Yani yazdığınız konuları birlikte tartışıyor musunuz? Başka bir meslekten olsaydı belki daha yabancı olacaktı?

Evet en iyi tepkileri ondan alıyorum. Birbirimizden çok besleniyoruz. Benim senaristliğim ona, onun oyunculuğu bana çok şey kattı.

 

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

 

Ben teşekkür ederim.

 

DURSALİYE ŞAHAN

Kaynak: Birgün Gazetesi