Hattanın Hikayesi / Seleucos’un Fedakârlığı ve Külleri / İsmail Zubari

0
325

ANTİK ÇAĞDA YAŞANMIŞ BİR AŞK HİKÂYESİ...

 

Antik çağlara ait aşk hikâyeleri genelde Yunan mitolojisine ait Tanrıların maceraları veya Mısır kraliçesi Cleopatra’yla sınırlıdır. Seleucoslara ait yaşanmış bir hikâye ise bu güne kadar -akademik çevreler hariç- pek bilinmese de, içinde barındırdığı duygu yükü ve fedakârlıklarla bilinip anlatılması gereken çok güzel bir öyküdür.
Hikâyemiz Seleucos Nicator ile oğlu Antiochus ve Stratonice isimli bir kadın arasında geçmektedir. Seleucos Krallığını, Antiochia ve Seleucia Pieria’yı kuran Galip-Muzaffer lakaplı Seleucos, Büyük İskender’in ölümünden sonra Mısır haricinde krallığın tümüne egemen olur. Hindistan’dan Manisa’ya kadar olan bölgeyi hâkimiyeti içine alır. Önce Seleucia Pieria’yı (Samandağ) daha sonra Antiochia’yı (Antakya) kurarak başkent yapar.
Seleucos, Antiochus isimli oğlunu çok severdi ve kendisinden sonra krallığı ona bırakmak niyetindeydi. Krallığının son dönemlerinde Arsuz’da tanıştığı genç ve güzel Stratonice isimli kadınla evlenir ve kendisinden bir çocuk sahibi olur. Bu arada Antiochus ağır bir hastalığa yakalanır. Kral çok sevdiği oğlunun iyileşmesi için her türlü fedakârlığı yapmaya hazırdır ama hekimler bir türlü hastalığa bir teşhis koyamazlar. Doğrusu Antiochus’ta hekimlere hiçbir şekilde yardımcı olmamaktadır. Sanki kendisi bilerek ölümü istemektedir. Hasta yatağında adım adım yaklaşan ölümü arzu etmektedir.
Ümitlerin tükendiği bir sırada Seleucos’un sadık dostu ve saray hekimi Erasistratus hastalığın sırrını keşfetmeyi başarır. Antiochus üvey annesi Stratonice’e âşık olmuştur. Ancak bunu gururuna yediremediği için sırrını kimseye açmaz ve ölümü arzu etmeye başlar. Saray hekimi Erasistratus bu keşfini akıllı bir yöntemle yapmıştı. Antiochus’un vücudunda herhangi bir hastalık izine rastlamayan Erasistratus bunun psikolojik bir huzursuzluktan kaynaklandığı konusunda şüphelenmeye başlamıştır. Öfke, keder ve benzeri duygular kendilerini açığa vururken sadece aşkın gizlenebileceğini düşünen hekim aşk üzerine yoğunlaşır. Hastanın başucuna bir sandalye yerleştirir ve ziyaretçilerin giriş çıkışlarında Antiochus’un tepkilerini gözlemlemeye başlar. Diğer ziyaretçilerde bir tepki vermeyen Antiochus, Stratonice içeri girdiğinde adeta canlanıyor vücudu yeniden yaşamak istiyordu. Stratonice dışarı çıkınca tekrar bir çöküş yaşıyordu. Sonunda hekim kararını verdi ve krala nasıl söyleyeceğini düşünmeye başladı.
Bir gün krala çıkıp oğlunun hastalığını keşfettiğini söyler. Kral sevinç içinde hastalığın ne olduğunu sorarken hekim krala, oğlunun çaresi olmayan bir hastalığa yakalandığını ifade eder. Kral bir anda umutsuzluğa kapılır ve hekime bu hastalığın nasıl bir şey olduğunu sorar. Hekim Antiochus’un umutsuz bir aşka yakalandığını söyler. Kral şaşkınlıkla ileride kral olacak birisini hangi kadının reddedebileceğini sorar. Hekim doğruyu söylemez ve “oğlunuz benim karıma âşık” der. Kral bu sefer yeniden umutlanır ve hekime karısını kendi oğluna vermesi için yalvarmaya başlar. Hekim krala şunu sorar. “Eğer oğlunuz benim karıma değil de sizin karınıza âşık olmuş olsaydı onu verir miydiniz?” Kral bütün tanrılar üzerine yemin ederek bunu yapabileceğini söyler ve sözünü şöyle bitirir “ancak ne yazık ki oğlum benim karıma değil sizin karınıza âşık.” Kralın samimiyetine inanan hekim sonunda gerçeği söyler. Kral neşelenmiştir. Çünkü oğlu ve karısını ikna edeceğinden emindir. Ancak daha önce geleneklere aykırı olan bu durumu halletmesi gerekiyordu. Orduyu toplar ve uzun bir nutuk atar. Yıllardır elde ettikleri zaferlerden, İskender’in mirasını en iyi şekilde temsil ettiğinden ve askerlerin kahramanlıklarından söz eder. Sonunda sözünü şöyle bağlar.
“Sizin ileriki güvenliğimizi düşünerek imparatorluğumu bölmeyi ve bir parçasını şu anda en sevdiğim kişilere vermeyi istiyorum ” dedi. “Bugüne kadar benimle beraber savaşmış, İskender’in zamanından sonra böyle büyük ve güçlü bir hâkimiyete benim yönetimim altında ilerlemiş olan sizler bana her zaman destek olmalısınız ” diyerek devam etti. “Benim en sevdiklerim ve iktidara layık gördüklerim, şu anda yetişmekte olan oğlum ve sevgili karımdır. Genç olmalarından dolayı onların yakın bir zamanda imparatorluğu korumada yardımcı olacak bir çocuk sahibi olmaları için dua ediyorum. Onları sizin de huzurunuzda evlilikle birleştiriyor ve üst vilayetlerin hâkimiyetini almaları için görevlendiriyorum. Benim size koyacağım kanun Perslerin veya diğer ulusların bir geleneği değil, hepsinin üstünde olan bir kanundur. Bu kanun kralın takdiri her zaman doğrudur kanunundur” Bu konuşmadan sonra ordu yüksek sesle tezahürata başlamış, kralın İskender’in halefleri arasında en iyisi olduğunu ve onun en iyi baba olduğunu haykırmıştır. Kral aynı emirleri Stratonice’ye ve oğluna da buyurduktan sonra evlendirmiş ve onları krallıklarına göndererek kendi gücünün ne kadar büyük olduğunu bir daha kanıtlamıştır.
Bu olaydan sonra imparatorluğu ikiye ayıran Seleucos ülkenin büyük kısmını oğluna verir, deniz tarafındaki bölgeyi ise kendisi yönetmeye devam eder. Bu arada yeni bir sefer için hazırlıklara başlar. Bu sefer sırasında yakın refakatçisi Ptolemy Ceraunus tarafından hançerlenerek öldürülür. Aslında Ptolemy Ceraunus Mısır hükümdarı Ptolemy Soter’in oğludur. Babası Mısır’ın hükümdarlığını en küçük kardeşine verince öldürülmekten korkarak Mısır’dan kaçar ve Seleucos’a sığınır. Seleucos himayesine aldığı bu adamı gittiği her yere götürmüştür.
Pergamus (Bergama) prensi Philetaerus cesedi alıp yakar ve küllerini Seleucos’un oğlu Antiochus’a yollar. Antiochus babasının küllerini Seleuceia Pieria’da deniz kenarına savurur ve bölgenin yakınına babası adına bir tapınak inşa eder.
Seleucos ölene kadar Seleucia’yı kendisine başkent olarak görmüş ve bu bölgeyi çok sevmiştir. Bu yüzden oğlu Antiochus babasının küllerini buraya serpmeyi uygun bulmuştur.
Kaynak: Appian’s Roman History. London: Hieremann; New York: The MacMillan Co. 1912
Not: Orijinal belgenin fotokopisini bana ulaştıran M.K.Ü. öğretim görevlisi Yrd.Doç. Dr. Hatice Pamir’e ve İngilizceden çevirisini yapan yeğenim Ünal Zubari’ye teşekkür ederim. Yukarıdaki hikâye aslına sadık kalınarak kısaltılarak ve yeniden yorumlanarak kaleme alınmıştır. * 


*Bu hikaye Doğu Akdeniz’in Asi Coğrafyası SAMANDAĞ adlı kitabımda yayınlanmıştır.

 

Not:Fransız ressam Jacques-Louis David (1748-1825) 1774 tarihinde tamamladığı “Antiochus ve Stratonice” adlı tablosunda bu hikayeyi resmetmiştir.