Selami Karabulut ile söyleşi

0
114

Selami Karabulut İle Söyleşi / Yazı Atölyesi 

yazi-atolyesi- selami karabulut

 Şiir, Akıp Giden Zaman İçinde Elimi Hep Sımsıkı Tutmuştur.

 

İlham kaynağınız nedir?

Şiir yazmak için her şey şiir ilham kaynağım olabilir. Çünkü şiir yaşama ait olan ne varsa içine alıp kuşatabilecek güçtedir. Ama sadece ilhamla şiir yazılmaz. Paul Valery, “İlk dize tanrıdandır gerisi matematiktir” der. Yani ilk dize ilhamla yazılır, sonrası için çalışmak gerekir. Ben de böyle düşünüyorum. Bazen bir dizeden hatta bir sözcükten yola çıkarak şiir yazmaya başlıyorum, sonra günlerce o şiirin üzerende çalışıp işçilik yapıyorum. İlham denince duygulanarak bir çırpıda şiir yazmak akla geliyor. Buna “otomatik yazmak” da deniyor. Böyle şiir yazan çok… Bunun doğru veya yanlış olduğunu iddia edemem.  Benim kendi şiir çalışmam bir bina nasıl tuğla tuğla örülerek yapılıyorsa ben de şiiri sözcük sözcük çalışılarak tamamlıyorum. Melih Cevdet Anday, Yunancada poet olan şiir sözcüğünün  karşılığının “yapıcı” anlamına geldiğini belirterek şiirin yapıldığını işaret ederken Turgut Uyar, şiir veya dize ‘yapılan’ bir şeydir” der. Dolayısıyla şiir yazmak için sadece ilhamın yetiğine savunanlardan değilim. Özel bir çalışma sürecinden sonra oluşuyor şiirim.

Türk yazarlar içerisinde “bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok etkiledi, diyebileceğiniz bir yazar var mı?

Bir değil çok var. Ama kim o diyecek olursanız buna net bir yanıt veremeyeceğim. Her dönem bir yazar ve ya şaire özel ilgi duyarak onun gibi yazmak istemişimdir. Bizim çocukluğumuzda Kemalettin Tuğcu çok ünlüydü. Yoksul bir çiftçi ailesinin çocuğu olduğum için onun kitaplarını çok severdim. İlerleyen zaman içinde gözyaşı hamasetinin edebiyatla ilgisi olmadığını anladım. Köy Enstitüleri çıkışlı Mehmet Başaran, Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın gibi yazarları okuyunca edebiyatın, halkın özellikle de köylülerin sorunlarını dillendirmesi gerektiğini düşünmeye başladım. Aşık olduğum ilkgençlik yıllarımda Ümit Yaşar, Özdemir Asaf gibi şairleri sevdim. Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Enver Gökçe, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi “Toplumcu Gerçekçi” yazarlar gençliğimde örnek aldığım yazarlardı, hâlâ da öyle. Şiir tutkusuna kapılalı Birinci ve İkinci Yeni’nin şairlerini ve onları takip ederek “Türk Şiiri”ne eklemlenen bütün şairleri ve aynı zamanda da Türkçeye çevrilen dünya şairlerini anlamaya gayret ettim. Tanzimat Dönemin’den Birinci Yeni’ye yani Garip Akımı’na kadar süreçteki yazarların yapıtlarını her dönem severek okudum. Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi klasikleşmiş yazarlarımız edebiyatımızın aşılması güç kaleleridir bence. Türk Edebiyatının çok zengin olduğunu düşünenlerdenim. Dar bir zamana sığdırdığımız bu söyleşide adlarını anmayı unuttuğum dünya çapında daha nice yazarlarımız var. Örneğin Abdülhak Şinasi Hisar benim için çok özel biridir. Yunus Emre, Fuzuli, Karacağlan, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Aşık Emrah, Sümmani gibi ozanlar da öyle.

 

 Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?

Karacaoğlan bir şiirinde “daha ne gelecek sağ olan başa” der. Beni dehşete düşüren her olayda aklıma hemen bu dize gelir. Yaşam tek düze giden dümdüz bir yol değil, inişi çıkışı ve bir sürü kör noktaları olan karmakarışık bir girdaba. Bunu bilmeme rağmen yaşanılan olumsuzlukları hemen kabullenip olağan karşıladığımı söyleyemem. Bu yaşımda bile günübirlik yaşanan herkesin kanıksadığı çok şey beni dehşete düşürüyor. İnsan ilişkilerindeki ikiyüzlülük, yoksulluk içinde yaşayan insanların hayata tutunma savaşımı ve bitip tükenmeyen terör olayları, cinayetler… Hayat tarihte olduğu gibi bugün de bu coğrafyada çok çetin. Dolayısıyla her gün o kadar çok şey yaşanıyor ki şu beni çok etkiledi desem yetmez.

 

Hedefinize varırken yaşadığınız zor durumlar nelerdir?

Her yazar gibi hedefim kalıcı eserler bırakmak. Bunu gerçekleştirmek için çok sağlıklı bir ortam yok ülkemizde. Her şeyden önce yazdığınızın yayımlanıp okuyucuya ulaşması, teknolojinin alabildiğine gelişmesine rağmen çok zor… Yayınevleri gerçek edebiyatçının yerine para kazandıracak popüler insanları tercih ediyor. Çok gereksiz ve bir yığın boş gürültü matbuatın içinde yazdıklarınız kaybolup gidiyor.

 

Yazarken duygularınızla mı hareket ediyorsunuz?

Duygulanım benim gibi lirik şiirler yazan birisi için çok önemli. Ama bu duygulanım sadece duygusallıktan öteye geçmeyip yeni bir “evren” yaratmıyorsa şiir için tehlikeli. Şair, dert edindiği meseleyi sadece aktarırsa o şiir olmaz, içini bize dökmüş olur. Şiir olsaydı ilkgençlik döneminde sevgilisine mesaj vermek için eline her kalem alan şair olurdu. Şiirin asıl meselesi dilledir, çünkü şiir dille var olabilir sadece.

Sizi yazmaya sürükleyen neydi?

Zamanın geçiciliği beni hep ürkütmüştür. Daha dün yaşanmış bir olay, tarihini kafanızda sorgulamaya kalkışınca bakıyorsunuz ki yıllar yıllar önce olmuş. İnsanlık tarihi de işte böyle daha dün gibi yaşanıldığı sanılan asırlardan oluşuyor. Bizim bireysel varlığımız bu akıp giden nehrin içinde küçücük bir hava kabarcığı kadar bile yer tutmuyor. Ama yaşamımız kendimiz için her şeyden değerlidir. Ben bu varoluşsal trajediyi daha okul sıralarına oturmadan fark etmiştim. Bu olağan olduğu kadar karmaşık olan durum, beni hasta edecek bir takıntıya dönüşüyor bazen, ama şiir yazmamın da temel eksenini oluşturuyor. Şiir, akan zaman içinde yanımda olmuş ve elimi hep sımsıkı tutmuştur. Sekiz kitabım var, bunları yazarken birçok izleğin peşine düştüm, ama ana temam hâlâ “zamanın geçiciliğidir”.

 

Sizce günümüz gençliğinin şiire bakışı nasıldır?

Günümüz gençliğini işi zor. Şiir belki de en son duyacakları bir ihtiyaç. Her şeyden önce en güzel yılları korkunç bir yarış olan üniversite sınavları için çırpınmakla geçiyor. Bu tuhaf yarış, iç dünyalarının zenginleşmesine izin vermiyor. Kitap okumalarına da zaten çok zaman yok. Bir yandan da teknolojinin kuşatması altındalar. Bu teknoloji birçok olanakları sağlarken çok şeyi de farkında olmadan alıp götürüyor. Buna rağmen dergilere bakacak olursak her yıl yüzlerce gencin şiir yayımlattığını görüyoruz. Üstelik bambaşka duyarlılıktan beslenen oldukça zeki gençlerin yazdığı şiirler bunlar. Bence insanlık tarihinde şiire ne kadar ilgi varsa bugünde o kadar var.

 

Sayın Selami Karabulut Bey, bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum.

Asıl ben teşekkür ederim..