Şairlerden barış çığlıkları / TELGRAF Gazetesi

0
237

Derler ki iyi şiir yazabilen her şey yazar.

 

 

Hani bazı dizeler vardır. Böyle mıh gibi gelir yüreğinizin ortasına çakar. (Belirtmekte fayda var bahsettiğim şiirler bu tür olanlar.)

 

Zamanın belediye başkanı, an itibariyle Cumhurbaşkanının topladığı sempatide şiirin de payı var biliyorsunuz.

Yemin etse başı ağrımaz. Okuduğu şiir nedeniyle içeri girdi mi girdi! Nokta yani. Şiirin türü, düzeyi, yazanı, amacı, okuyucusu, seveni onlar ayrı konu.

Şiir deyince hemen ilk akla gelen Nazım, Neruda, Can Yücel gibi efsaneler de apayrı bir konu.

Günümüzdeki yaygın şiir ve bil umum sanat anlayışına dönecek olursak bir cümle ile her şeyde olduğu gibi o da iktidarın iki dudağı arasına düşmüş durumda. Yani iyi şairi, iyi ressamı, iyi yazarı, iyi oyuncuyu, iyi yönetmeni ve bütün çağdaş iyi sanatçıları mühür ben de diyenler belirliyor.

(Çok şükür ki tarih var ve herkesin hakkını avucuna saymakta elbet.)

Neyse, ben öykü kulvarındayım (ki bu alan çok yarışmalı değildir, hatta sanatın en mütevazi alını bile denebilir) ama buna rağmen başıma gelmeyen kalmadı. İkinci kez mahkemelerde sürünmekteyim.

Birincisi beş yıl sürmüştü, ikincisi henüz bitmedi, Allah üçüncüsünden korusun diyorum. Sahiden zor. Koskoca Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu söyleyen adamlar; “Hikâye yazmakta ne var? Ben alasını yazarım. Hatta imamlar bile bunu yazar…” türünden cahil cühela laflar ediyorlar, öyle kalıyorsunuz.

Davacı olarak girdiğiniz o duruşmalarda bu haddini bilmez tavırlar karşısında kendinizi savunmak durumunda kalıyorsunuz. Komedi filmlerinde bile abartılı bulunacak sahneleri gerçek hayatta yaşıyorsunuz. Çünkü zaman onların zamanı. Dillerinde Allah, ellerinde din kitapları ile koskoca bir grup.

“Biz falanız, filanız, cemaatiz, her şey bizim hakkımız,” diyorlar.

Yasaları, bilirkişi raporlarını filan tanımıyor, takmıyorlar. Bir de bakmışsınız yıllardır kâr amacı gütmeden barışa dönük yayınlar yapan bir internet sitesi o güne kadar hiçbir sorun yaşamamışken bir anda siber saldırılar ile sık sık çökertilmekte. Çünkü dava ettiğiniz hikâyeniz o sitede yayımlanmış. (lightmillennium.org)

Türkiye’de hukuk hemen her gün onlarca kez sınavdan geçmekte. Birey olarak, vatandaş olarak haklı olmanız yetmiyor. ‘Onlar’dan değilseniz hele hele sanatçıysanız siz yaşamayın daha iyi.

Bu konuyu burada kesiyorum, zira devam eden haklı davama gölge düşsün istemiyorum. En başa dönecek olursak şiir yazmak kolay değildir. İlahi bir yetenek ister. Bakınız asırlardır milyarları peşinden sürükleyen din kitaplarındaki o dil şiir dilidir.

Başa dönecek olursak, iyi şiir kolay görünür. Okuyunca kâğıda kaleme sarılıp büyük bir iştahla ben daha iyisini yazarım deme gafletine düşmek de bir yere kadar insani sayılabilir. Ancak ortalama zekaya sahip bir bireyin bir iki denemeden sonra şiirin nasıl zor olduğunu kavraması gerekir. Kavrayamıyorsa orada bir sorun var demektir. Halk arasında bunlara man kafa da dendiği olur. Yazmadan, dinlemeden, anlamadan yazmak cahillere mahsustur. Oysa gerçek şiir resim gibidir, yalan söyletemezsiniz.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) girişimiyle bir araya gelen şair ve yazarlar barış arzusu ile ortak bir şiir yazdı. Yangın yerine dönen savaş alanında bir damla su olmak umuduyla barış çığlıklarının bir araya gelmesi de diyebilirsiniz.

Kimlerin anlayacağını, kimlerin ne var bunda diyeceğini az çok tahmin etmek zor değil.

Barış için diz dize’ şiiri ve katkı

sunan isimler aşağıda:

Spiker

yeniden oku haberi siperden

barış müzesidir düşlerim.

Kan kokan benim yatağım,

vurulan oğul benim, dul kalan

benim güvercin ve serçe içimdeki her kuş

boynu vurulmuş pelikan

yalnız güvercini değil,

tüm kuşları sana adadım

artık kalbim değil yalnızca ellerim

ilgilenecek bu utançla

ellerim deniz, ellerim hep taş, ellerim

çare ellerim kıpkızıl tırnak içinde.

O kadar söylendi ki savaşa dair

barışı unuttu unutacak neredeyse

şair yine de kutsal bir yağmurdur

barış, o göğertir, yaşatır insanlığı

yine de deriz ki taşırım

elime düşen karanfilin kederini,

kan içinde yatar ergen telaşım

kusursuz bir ölüm gibiydim,

kirlenmedi üstü kimsenin

kalanlar dizlerini dövüyor söz

kırıklarıyla ah kalbimin yarısı sen, sen

yaralısın ve yangın,

sarıl umutlarıma rüzgâr dinsin.

Deriz ki ey bezirganları savaşın

rüzgârın kanatlarına bırakın

duaları

yıkayın toprağımı çocuk sesleriyle

vatanım olsun onların kalpleri,

gökyüzünde çocuk cıvıltısı,

gözleri çiçeklerin şarkısı

onların kahkahasıdır barış,

duyulur adaletin coğrafyasında

yalnızca gülün sesidir barış, kardeşliğin

ekmeği

suyun ışık demeti, tohumdur

insanlık yeşerten

sönmesin diye evlerin duru ışığı

toplanıp karanfil olsun diye

anaların çığlıkları

analar ilaçtır, sorma nasıl

onarırlar batan güneşleri

ama ilk kurşun bir anaya değer

önce

onların aşkı barutu ıslatan

yağmurdur siperlerde

kan revan sürmesin, gül sürsün

diye hayat

barış, çamaşır suyunda unutulmuş

delik deşik bir fanila onlar için

ömür ise hep

pabuçlarımızın içinde.

Oğullar, kızlar koşar kalplerinde

yine de biri gülümsediğinde, biri

tuttuğunda ellerini

yoksulluğumuz diner yaz

yağmurları gibi ağır

yağmur unutursa gülmeyi,

keder yağar üstümüze sonsuzca

yoksuluz, ölüler milletiyiz savaşta,

mezarlıktır vatanımız

oysa diz dize dizelerdik

siyah bir tabuttan başka neyiz ki

şimdi

yüz kere toprağa girsek de uyunmuyor,

uyunamıyor

her savaş ilanında barış önceden

ölür,

her barış sonrasında bir kolsuz

karıncayız

savaşın küllerini karıştırırız

direnmiş bir barış közü

için, ah belki.

Deriz ki “zeytin gözlüm” savaşta

işin ne,

şarkılar perperişan

deriz ki “gökçe martı” avazı,

“güvercin curcunası” İda’da,

Ararat’ta

Everest’ten Kilimanjora’ya bir

kalp uçumu uzaklık

güvercin gagasında zeytin değil,

yorgun bir cümle

deriz ki barış için yolunuyor

güvercinin tüyleri

gül ölüyor, manşetten girmiyor

bahçe

deriz ki bir şiir savaşa karşı

çıkabilir mi diye

soruyor akşamki rüya

deriz ki hiçbir ağdan dost diline

düşmesin insansız hava ateşleri

deriz ki çocuklar, cellatlarına

sevmeyi öğretebilir mi anne

deriz ki zeytin dalları çiz defterlere,

altına da imza yerine bir kuş

deriz ki barışı mermi diye sürdük

namluya

kuşlar konsun diye arpacığına

tüfeklerin

deriz ki güvercin yerine barış uçur

gökyüzüne

deriz ki kana kan düşman değil,

cana can dostluk için boğazıma

değil, boynuma sarıl.

Deriz ki çıkarıp atmalıyız

postalları, ölüm kokuyor çoraplarımız,

asker olmayın yeter

deriz ki bütün tarihe el koydum

ayıplarını örtsün diye

şanlı ve muzaffer orduların

deriz ki ölüm kundağa girdi

Alan’la Cemile’yle

korumalıyım aklımı, barışsıl

günler için

utan dünya, bir oğul karaya

vurdu,

bir kız, ölümden ıpıssız gökkuşağı.

Deriz ki tüy yumuşaklığında bir

bakışı özgürlük bilirken

omuzlarını silkiyor kurşun

ve aralıksız iniyor baharı

karşılayan çayırlara

deriz ki doğmasaydım da görmeseydim

can çekiştiğini yurdumun

deriz ki biri bir tarafta öldü, ateş

düştü eve öbürü öbür tarafta, ateş düştü

ocağa

deriz ki ah barış, kan ve zulümle

çatlamaz hiçbir tohum,

deriz ki ey barış, seni öpersem

tomurcuk değer yarama

deriz ki ey barış, olanlar içimde

söz bırakmadı

sadece dünyayı yönetenlerin

üstüne etmek istiyorum

deriz ki hey savaş kundakçıları,

doymadınız mı daha

deriz ki bırak arkanı,

önce ağzını yıka bol suyla ve barış

gelsin

deriz ki çocuklar koşun, barış

olsun diyerek

deriz ki bırak çocuklara barışı

yüzyıllık gömü gibi

deriz ki sus deme bir şey,

uğur böceğine mi sorsam,

yolculuk nereye asker?

Büyümez ölüm, ateş dikenleri

üzerinde

bizi öldürün, bizi öldürün

artık barışın içinde erimek istiyoruz

bugün sana gelemem, dün

dağlarda öldürüldüm

vasiyetimdir: beni derin bir

sessizliğe gömün

barış içinde ve yalnız

son nefeste de söyleriz onu

bir kuşluk vakti sararken dört

yanı

kandan güzelleme olmaz barışa

kan değil, gülmek yeşertir insanı

bugün barış emeği gerektir

barış soframızdan eksilmesin

kimseler

nasıl çıkar ki bir savaş, barış diye

yakarırken halk

Cizre Barış, Barış Cizre…

Kandahar, Halep, Filistin

Ölüm ve Barış, Barış ve Ölüm…

Ne yapsak olmuyor,

öyleyse kanı dinmeyen bir barış

sesi kalacak içimizde

insan olun ve dünya boğulmadan

çocukları değil, öfkeyi gömün

karanlığa

hangi inanç, hangi kavga

haklı çıkarır bir çocuğu öldürmeyi

koklayın, kanımızdandır gelinciğin

kırmızısı

yaradan nehre damlayan o kan,

gülümser yeryüzüne:

“Geleceğinim ben senin.”

Ah, o büyük fotoğrafta yanan

yarın mı sonsuzluk mu?

Ölü kalbimizde ateş, hâlâ senin

için ışıyor.

ellerimizi, kollarımızı bağlasanız

da narlı demirlerle dağlasanız da

kalplerimizi sıkarız dişlerimizi, içimizde

saklarız zamanı

çünkü sesimizin çocukluğunu astık

duvara

yaşama sevincimizdi çünkü kızıl

gül, kırçıl karanfil

ölü çocuklarımızın üstüne serpilmeden

önce

barış _____r_____yazalım gizlice güneşin bir

yüzüne

çünkü farkı yoktur bir acıyı yazmaktan

kanla canla uyaklıdır zaman

dediğin

ipin tılsımı merhametle dualansın

değmesin öfke kana

bir bir kapansın kör kuyuları

düşmanlığın

indirilsin kin bayrakları

burçlarından

eğer bir şeyler söylemen gerekirse

sakın vazgeçme yabanıl şiirler

okumaktan

gerçek aramızda dolaşıyor nasılsa

kesecek boyun arayan

sabırsız bir kılıç gibi.

Diz dize verenler

Eray Canberk, Sennur Sezer,

Cengiz Bektaş, Gültekin Emre, Atilla

Dorsay, Buket Uzuner, Sabahattin

Yalkın, Barış Pirhasan, Yaşar Miraç,

Ahmet Ada, Metin Cengiz, Arife

Kalender, Nurullah Can, Salih Bolat,

Abdülkadir Budak, Fergun Özelli,

Hicri İzgören, Gülsüm Cengiz, Mavisel

Yener, Erol Büyükmeriç, ba

Müslim Çelik, Ayten Mutlu, Abdullah

Nefes, Suna Aras, Murat Tuncel,

Asım Gönen, Bilal Kayabay,

Engin Turgut, Osman Bozkurt, Ertan

Mısırlı, Aynur Uluç, Nur Saka, Oğuz

Özdem, Tevfik Taş, Vecdi Erbay,

Nusret Karaca, Güner Demiray, Vedat

Yazıcı, Hayrettin Geçkin, Sevim

Yazar, Dursaliye Şahan, Ümit Yaşar

Işıkhan, Melahat Babalık, Aziz Kemal

Hızıroğlu, Nuray Gök Aksamaz,

Muazzez Uslu Avcı, Aliye Özlü,

Arif Berberoğlu, Erkut Erdoğan,

Yılmaz Uçar, Halil İbrahim Özcan,

Neşe Yaşın, Muharrem Aslan, Fevzi

Günenç, Sadettin Kaplan, Mehmet

Dağ, Erhan Tığlı, Ümran Ersin,

Nevra Bucak, Tülay Ferah, İkbal

Kaynar, İnci Ponat, Hatice Eroğlu

Akdoğan, Mine Ergen, İrfan Yıldız,

Akın Ok, Aslı Durak, Aytül Akal,

İhsan Topçu, Hasan Öztoprak, Cihan

Oğuz, Nalan Çelik, İlhan Gülek, M.

Mahzun Doğan, Mustafa Köz, Hüseyin

Alemdar, Rahmi Emeç, Bülent

Tekin, Erol Yıldırım, Koray Feyiz,

C.Hakkı Zariç, Özgün E. Bulut,

Yılmaz Arslan, İbrahim Tığ, Ulaş

Başar Gezgin__ Hakan Keysan.